SON DAKİKA

Tutkular ve Kırılmalarla Gizemli Bir Yaşam Neyzen Tevfik Kolaylı (1879-1053) (Bölüm II)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 10 Ağustos 2018, Cuma - 09:53   Okunma Sayısı:

İzmir’de İzmir’e yerleştikleri günlerde ceketinin altına gizlediği neyle İzmir Mevlevihanesi’nin yolunu tutar. Eve danışmadan kendi isteğiyle gerçekleştirdiği ilk serüven budur. Şeyh Nurettin’in huzurunda yapılan ney sınavını, korka korka üflediği Hicaz peşrevi ile kazanır. Şeyh Nurettin, Neyzen’i kardeşi Neyzenbaşı Cemal Bey’in ilgisine bırakır. Böylece yaşamında yeni bir dönem başlar. Mevlevihane, II. Abdülhamit’in sürgününe uğramış aydınların devam ettiği bir yerdir. Neyzen buraya girmekle ülkenin gözde aydınlarının arasına katılmış olur. Zorunluluk nedeniyle ayrıldığı okullarda öğrenebileceklerinden çok daha fazlasını oradaki aydınlardan öğrenir. Babasının da bu durumdan memnun kaldığı anlaşılıyor. “Gelirdi haftada bir kerre Urla’dan pederi, Şaşar kalırdı görünce bu eski derbederi.” İstanbul’da Meşrutiyet’in ilanından (23 Temmuz 1908) 28 gün sonra 21 Ağustos 1908’de (Rumi: 8 Ağustos 1324) Sirkeci rıhtımına ayak basar. Cebinde bir yığın tavsiye mektubu vardır. Bunların çoğu Mevlevihane’den verilmiş olup Şey Nurettin Hazretleri İstanbul’daki bütün Mevlevihane şeyhlerine onu değerli bir neyzen ve sadık bir muhip olarak takdim etmiştir. Galata Mevlevihanesi’nden Bursalı Hafız Emin, Neyzen’i o sıralarda 28-30 yaşlarında olan Mehmet Akif Ersoy ile tanıştırır. Kısa zamanda Hersekli Arif Hikmetler, İbnülemin Mahmut Kemaller, Şair Halil Edipler Neyzen’in dostları olur. Daha sonraları devrin ünlü simalarından Tevfik Fikret, Uşşakîzadeler, Ahmet Rasim, Hacı Arif, Tamburî Cemil, Kemençeci Vasil, Udi Nevres ile aynı meclisleri paylaşır. Bir süre medrese yaşamını sürdürür. Bektaşî tekkelerine gider, han odalarında kalır. İzmir Mevlevihanesi’nde geçirdiği yıllar, Neyzen Tevfik’i “istibdat düşmanı-özgürlük yanlısı” kılmıştı. İstibdat aleyhindeki atıp tutmaları alışkanlık haline gelmiş ve mimlenmişti. Bir gün tutuklanmış ve zor günler geçirmişti. … İstanbul’dan kaçmaya karar vermiştir artık. Mısır’a gitmeye karar verir. Kendi anlatımıyla “Artık benim için bu şehirde kalmaya imkân ve sebep yoktu. Uzlaşmada mecbur edildiğim şiir ve edep mahfellerinden serseriler âlemine karışmış:; fakat orada da rahat edememiştim…” der Neyzen Tevfik. “Anladım ki yaşamak burda benim-çün müşkil, Olacaktır, sonu zindanda zaruretle sefil.” Evlilik ve I. Dünya Savaşı Neyzen 1910 yılında sarıklı bir hocanın kızıyla evlenir. Üç ay kadar süren evlilik hocanın kızını tekrar gelip almasıyla son bulur. Bu eşinden olan kızı Leman, sonraki yıllarda babasını anlatacaktır. Savaş yıllarında Askeri Müzeyi açan Muhtar Paşa’nın yanında askerdir. Çok sık kavga etseler de Merkez Kumandanı Albay Cevat Bey ikisini de barıştırırdı. Mehter takımındaki ney başarısı saraya gitmesine yol açar ve Sultan Reşat’a ney çalar. Mondros Mütarekesi Neyzen’in yine içinden geldiği gibi yaşadığını görüyoruz. “… Vaktiyle mütareke içinde Anadolu’da Milli Mücadele devam ederken İstanbul’da canım sıkıldı. Kalkıp Ankara’ya gittim. Bir müddet sonra orada da canım sıkıldı. Eskişehir’e geldim. “Hartada gösterilen rengi hudud-u düvelin Sath-ı arzı kemiren kangrenin cedvelidir Sirk-i milliyet ile parçalanan cism-i beşer Kanlı taca sığınan kellelerin me’kelidir .”

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam