SON DAKİKA

BİLİMİN KESTİĞİ PARMAK ACIMAZ

Köşe Yazarı: Kübra Çelepi   Eklenme Tarihi: 6 Eylül 2018, Perşembe - 09:26   Okunma Sayısı:

Bilim ve Din yüzyıllardır aynı kulvarı paylaşamamışlardır. Fakat kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’in ilk emrinin ‘oku’ olduğunu göz önünde bulundurursak ayrılması olanaksız bir ikili aslında. ‘Oku’ burada daha derin bir anlam taşıyor.

İnsanlık tarihi yıllarca kiliseler ve aydınların mücadelesine sahne oldu.  Orta Çağın o karanlık dönemlerinde dinin, bilime egemenliği insan düşüncesini köreltti. Diğer yandan da 19. Yüzyıldan kalma ‘dar kafalı bir maddecilik’ inancında ısrar edenler de mevcut.  Bir gerçek var ki yanlış bir inanış yanlış bir bilimi, yanlış bir bilim ise yanlış bir felsefeyi doğuracaktır. Bundan dolayı iki olgunun da saygıyla sentezlendiği toplumlar ancak geleceğe ışık olacaklardır.

İslam’ın ilk yıllarında Müslümanlar bilme eyleminin kutsal bir eylem olduğunu düşündüklerinden matematik, tıp, astronomi ve diğer bilimlerle kendi varoluşlarını ve evrenin sırlarını bilmek için yanıp tutuşuyorlardı. Günümüz insanı ise bilim ve dini aynı düzeyde hayatlarında tutmaktan kaçınıyorlar. Sanki birine sarılırsak diğerinden uzak durmamız gerek gibi bir algı söz konusu. Az şey biliyor, bildiklerimizi çabuk kutsallaştırıyoruz. Mistikle yetinmek kâfi geliyor. Oysaki alakasız gibi gözüken bilim ve dinin bir noktada işlevleri aynı. İkisi de toplumda farklı kesimlerce cevap anahtarı olarak kullanılıyor. Bu yüzden sık sık birbirlerinin alternatifi konumuna düşecekler.

Bilim dinsel ideolojilerin üzerine oturduğu tabuları, özel olma tutkusunu -dünya insan için yaratılmıştır, dünya evrenin merkezindedir.- çürüttüğü için dinin düşmanı olarak görülüyor. Fakat tek işlevleri çatışmak değil. Her ikisi de kendinden bir şeyler vererek uygarlığın gelişmesine katkıda bulunabiliyor. Bariz ayrımları tabi ki mevcuttur. Bilim kabullere değil yanlışlanabilir hipotezlere dayanır. Temel  ‘Niye’ sorununa cevap vermez. Niye diye sormaya başlayınca işin içinden çıkılmıyor. Bilim uğraşmaz bunlarla. O ‘bu var, tamam.’ der. Sonra ‘Nasıl’ faslına geçer. Maneviyatı tatmin edecek soruları bulmak dinin işidir. Bu ayrımı inkâr etmiyor fakat bu ikilinin eşit şekilde hayatlarımızda var olabileceğini anlatmaya çaba gösteriyorum. En nihayetinde Batı’nın tanımış üst düzey bilimcilerinin aynı zamanda çok dindar adamlar olduğu kabul görmüş bir gerçek.

Kim bilir dinler tarihinde bilimsel bir din anlayışının ileride bizi beklemediğini kim iddia edebilir?  Çünkü insanoğlunun hayat yolculuğunda her ikisine de ihtiyacı var.

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam