SON DAKİKA

Irak Türkmenleri ve Baskılar (Bölüm I)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 15 Nisan 2019, Pazartesi - 12:34   Okunma Sayısı:

Kerkük’te nüfus

Kerkük’te Osmanlı Devleti’nin son zamanlarından itibaren Türkmen nüfusunun ağırlıklı olduğu bir yapı söz konusudur. Türkmenler, Anadolu Selçukluları döneminden itibaren Kerkük’te var olmaya başlamışlar, Kanuni’nin 1534 yılı Bağdat seferiyle birlikte kente kendi damgalarını vurmuşlardır.

Ve yine bu dönemde yapılan nüfus sayımıyla halkın % 90 kadarını Türklerin oluşturduğunu ve en çok konuşulan dilin Türkçe olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Kerkük’ün de aralarında bulunduğu Musul vilâyetinin kazalarında 1881 yılında genel nüfus sayımı yapılmış,  Müslüman ve gayrimüslimlerin sayıları tespit edilmiştir.

Kerkük, 1892 yılı ortalarına kadar Osmanlı Devleti’nin yazışmalarında “Şehr-i Zor” olarak zikredilmiş, Suriye’deki “Zor Mutasarrıflığı” ile benzerlik oluşturduğu ve idarî karışıklıklara neden olduğu için 1893 tarihli bir kanunla adı “Kerkük” olarak değiştirilmiştir.

 

I.Dünya Savaşı sonrası

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiliz siyaseti bu coğrafyadaki Osmanlı etkisini ve izlerini silmek için büyük çaba harcamıştı. Kütüphaneler, petrol gelirleri, merkez bankası ve arşivler bu çabalardan nasibini almıştı. Bölgeye Arap ve Kürt ahali yerleştirilmek suretiyle Kerkük’ün demografik yapısı da bozulmaya çalışılmıştı.

İngilizlerin, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’nin hemen ardından Musul’u bir oldubittiyle işgal etmeleri üzerine Türkmenler halk oylaması yapılmasını istemişlerdir. Halk oylamasının Türkiye’ye bağlanmak amacına yönelik olduğunu sezen İngilizler halk oylamasına karşı çıkmışlardır.

Kerkük’ün Kanunî devrinde % 90 civarında olan Türk nüfusu, I. Dünya Savaşı sonrası bırakın artmayı 1920 yılında yapılan sayımda % 50’ler civarına gerilediğini göstermektedir. Osmanlı Devleti, bu nüfus sayımlarını hiçbir zaman etnik temelli olarak yapmamış, bölgedeki kaynakları göçebe kabileler olarak belirtmiştir.

Hal böyleyken Kerkük türküleri, Kerkük ile ilgili edebî eserler ve kentteki Osmanlı mimarî yapıları da kentin Türk kimliğini ortaya koyan önemli kaynaklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün dahi ekranlarda konuşan Kerküklü Türk kardeşlerimiz berrak bir Türkçe konuşmaktadırlar.

 

Baas yönetimi ve Saddam

Orta Doğu’da 1977 senesinden itibaren yaşanan birtakım siyasî gelişmeler, Irak’ta Saddam Hüseyin’in mutlak iktidara gelmesini hızlandırmıştır. Irak’ta, 1979 senesinin Temmuz ayında, Cumhurbaşkanı Ahmet Hasan el-Bekir sağlık gerekçeleriyle görevinden istifa ettiğini ve yerini Saddam Hüseyin’e devrettiğini açıklamıştır.

Saddam Hüseyin, bu şekilde başa gelmesini kabul etmeyen Devrim Komuta Konseyi üyelerini ve Baas Partisi üst düzey kadrosunu tasfiye etmiş ve mutlak iktidarını sağlamlaştırmıştır.

Irak’ta Türklerin ve Türk bölgelerinin Araplaştırılması politikalarını çok açık ve hızlı bir şekilde uygulamaya koyan Saddam Hüseyin yönetimi, Ocak 1980 tarihinde almış olduğu bir kararla, Irak Türklerini topluca güneye ve oralarda Araplar arasında üç ayrı bölgede (Kut, al-Amara ve Samava) yerleştirme kararını almıştır. Ancak Eylül 1980 tarihinde patlak veren İran-Irak Savaşı nedeniyle bu girişimden vazgeçilmiştir.

 

İran-Irak Savaşı sırasında

İran-Irak savaşı süresince de Türk bölgelerine Arapların yerleştirilmesine devam edilmiş ve bu amaçla, 1984 ve 1986 yıllarında Devrim Komuta Konseyi’nin almış olduğu karar ile, nüfus kütüğünü Kerkük’e nakleden ve burada yerleşen Araplara 10.000 Irak Dinarı ile satış bedelsiz arsalar verilmiştir.

Türk kızları ile evlenen Araplara, işyeri açmak isteyenlere kredi verilmiş, bir kısmı da Kerkük’te petrol şirketinde istihdam edilmişlerdir. Buna karşın Irak Türklerine yönelik her türlü zulüm, sürgün, işkence ve idam sıradan hale gelmiş, Irak Türklerinin gayrimenkul ve ticarî araç almaları, Arap ortağı olmadan işyeri açmaları yasaklanmıştır.

 

Ayaklanmalar

Kuveyt Savaşı sonrasında, Irak ordusunun Kuveyt’ten büyük bir bozguna uğratarak çıkartılmasının akabinde, güneyde Şiîler ve kuzeyde Kürtler tarafından başlatılan 1991 halk ayaklanmasına Irak Türkleri de katılmışlardır.

Bu ayaklanmalar sonucunda, Irak’ın Bağdat, Musul, Tikrit ve Ramadi şehirleri dışında tüm illeri ve kasabaları ayaklanan halkın eline geçmiştir. Bu ortam içinde Irak’ta Saddam’a karşı umut ettiği bir ordu içinden bir askerî darbenin gerçekleşmemesi ve güneydeki durumun da giderek İran yanlısı Şiî örgütlerinin eline geçmesi Batılı Müttefikleri başka tavır almaya yöneltmiştir.

Bu güçler, savaş sırasında güneyde alıkoymuş oldukları Irak’ın askerî araç gereçlerini serbest bırakarak, askerî helikopterlerin uçuş yasağı dışında olduğunu açıklayarak, yönetimin tekrar Saddam’ın eline geçmesini fiilen sağlamışlardır.

 

Kuzeydeki ayaklanmayı bastırma

Irak rejimi, güneydeki ayaklanmayı bastırdıktan sonra, 1991 senesinin Mart ayında, kuzeyde Kürtlerin ve Türklerin başlatmış oldukları ayaklanmayı silah gücüyle bastırmış, bir milyon insan (Iraklı Türkler ile Kürtler), Türkiye ve İran’a sığınmak zorunda kalmıştır.

Kuzey Irak Kürtlerinin yerlerinde güvence içinde yaşamalarını sağlamak amacıyla, Türkiye topraklarında “Çekiç Güç” adı ile bilinen ABD önderliğinde bir uluslararası askerî gücün gölgesinde ve Irak’ın 36. paralelin kuzeyinde bir tampon bölge oluşturulmuştur. Bu uygulama ile birlikte Irak Türkleri, Kürtler ile Araplar arasında iki ayrı bölgede bölünmüş olarak kalmaya mahkûm edilmişlerdir.

Saddam Hüseyin yönetimi altında yaşanan bu ağır baskıların yanı sıra, Kuveyt Savaşı sonrasında Irak halkına karşı uygulanan ekonomik ambargo ile birlikte, Irak Türkleri büsbütün yok olma durumu ile karşı karşıya kalmışlardır.      (Devam edecek)

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumu


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam