SON DAKİKA

Nasreddin Hoca ve Fıkraları (II)

Köşe Yazarı: Sinan ERDOĞDU   Eklenme Tarihi: 15 Temmuz 2019, Pazartesi - 09:46   Okunma Sayısı:

***************************************************************************

Keşişin biri dünyanın en akıllı adamını bulmak için diyar diyar geziyormuş sıra Nasreddin Hoca'nın köyüne gelmiş ve köylülere sormuş.

-“Sizin köyün en akıllı adamı kim?” demiş. Köylülerde:

-“Nasreddin Hoca demişler.

Tabi; bunun üzerine kesiş köy meydanında Hoca ile görüşmeye başlamış ve eline bir çomak almış yere bir daire çizmiş, Nasreddin Hoca da çomakla daireyi ortadan ikiye bölmüş, keşiş bir doğru daha çizerek daireyi dörde bölmüş, hocada dörde bölünmüş dairenin üç dilimine çarpı işareti koymuş, keşiş elleriyle aşağıdan yukarıya doğru hareket yapmış, Hocada yukarıdan aşağıya yapmış ve kesiş büyük bir hayranlıkla Hoca'yı tebrik etmiş.

Olup bitenden bir şey anlamayan halk keşişe ne olduğunu sormuş keşiş de:

-“Bu adam gerçekten dünyanın en akıllı adamı, yere dünya çizdim o ortadan ekvator geçer dedi, ben dünyayı dörde böldüm o da dört de üçü sudur dedi, ben yerden buharlaşma sonucunda ne olur dedim o da yağmur yağar dedi. “

Bu sefer hocaya neler olduğunu sorar halk. Hoca da şu yanıtı verir:

-“Bu adam oburun biri, yere bir tepsi baklava çizdi ben de yarısı benim dedim, daha sonra tepsiyi dörde böldü o zaman dört de üçü benim dedim, o da tepsi altından ateşi hafif hafif almalı dedi ben de üstüne fındık fıstık eklersek daha iyi olur dedim”

***************************************************************************

Bir gün Nasreddin Hoca’ya bir komşusu sorar.

– Hoca’m, sen kaç yaşındasın?

Hoca ak sakallarını sıvazlar.

– Kırk yaşındayım.

Komşusu hemen itiraz eder.

– Nasıl olur Hoca’m?

On yıl önce de aynı şeyi söylemiştiniz deyince Nasreddin Hoca gülümser.

– Bak komşum sözünden dönmek bize yakışmaz.

Sen bu soruyu on yıl sonra yine sor.

Göreceksin aynı cevabı vereceğim.

Ben sözümden dönmem, der.

***************************************************************************

Akşehir’in zenginlerinden birinin düğünü yapılır.

Düğünde tatlılar, börekler, çok güzel yemeklerle sofra kurulur.

Telaştan, Hoca’yı düğüne çağırmayı unuturlar.

Nasreddin Hoca ” Ne yapsam şu düğüne gitsem.” diye düşünür.

Birden aklına bir fikir gelir. Hemen boş bir kağıdı zarfın içine koyar.

Koşarak düğün evine gelir. Elindeki zarfı zengin adamın hizmetçisine verir.

– Beyefendiye bir mektup getirdim, diyerek içeri girer.

Hemen sofraya oturur ve karnını bir güzel doyurur.

Bu sırada mektubu ev sahibine verirler.

Ev sahibi şaşırır. – İyi ama bu zarfın üzeri yazılı değil. Hiçbir şey anlamadım, deyince

Hoca lokmasını yutarak. – Evet, doğru diyorsunuz. Aslında onun içi de yazılı değil.

Kusuruma bakmayın, biraz aceleye geldi de, der. 

***************************************************************************

Nasreddin Hoca, gittiği bir şehirde parasız kalır.

Şehirde yardım isteyebileceği bir tanıdığı da yoktur.

Karnı öyle acıkır ki ne yapacağını şaşırır.

Fırının önünden geçerken mis gibi ekmek kokusu gelir.

Hoca daha fazla dayanamayıp içeri girer.

Taze ekmekleri düzelten fırıncının omuzuna dokunur.

– Merhaba fırıncı!

Bu ekmeklerin hepsi senin mi, diye sorar.

Fırıncı bu garip soruya şaşırır.

– Tabii benim. Niye sordun? Hoca yutkunur.

– Öyleyse ne duruyorsun yesene kardeşim!

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumları


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam