SON DAKİKA

Bir analiz

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 9 Ekim 2019, Çarşamba - 10:21   Okunma Sayısı:

 

İsimsiz savaş   

    Milletlerin, önceki dünya savaşlarının kapsadığı bir yüzölçümüne eşdeğer sahada kargaşa ortamına itildiklerini, muhtelit (karma) kuvvet ve geliştirilmiş silahların kullanılmasının ise çok sayıda insanın hayatını mahvettiğini görmekteyiz.

    Günümüzde savaş veya kargaşa çıkarmanın gerekçesi hazırdır: Antidemokratik uygulamalar… Aslında arkasında yatan sebep o ülkenin zenginlikleridir. Ve demokrasi adına yapılan müdahaleler sonucu o ülkelere demokrasi getirilmektedir (!).

    Bu savaşların cereyan ettiği ülkelerin yüzölçümleri (Ukrayna, Afganistan, Irak, Yemen, Suriye, Filistin, Libya), nüfusları ve sahip oldukları servetleri incelendiği zaman çarpıcı bir sonuçla karşılaşılır: 

    Afrika’da, Orta ve Güney Amerika ülkelerinde meydana gelen olayları bu torbanın içine atarsak, insan kayıplarının ve maddi zararların önceki iki büyük savaşa eşdeğer nitelikte olduğunu söylemek mümkün olur.

    Bu yeni dünya savaşında kurşun atmadan ve kan çıkarmadan bir milleti esarete götürmek ve o ülkenin ekonomisine darbe vurarak muhtaç duruma düşürmek temel ilkedir. Hedef olarak seçilen ülke/ler, suni şekilde yaratılan ekonomik krizler, basın propagandaları ve siber saldırılarla kargaşa ortamına sürüklenebilmektedirler. O ülkenin zayıf tarafları bilinen liderine dev aynası tutulur: tehdit, şantaj, büyük projelere eşbaşkanlık gibi gaz verme ve yemlemelerle kıvama getirilir.

 

Katalizör unsurlar

    Dünyadaki iktisadi kuruluşlar kredi notları, faiz oranları ve döviz kurlarıyla oynayarak kaynama sürecini hızlandırır. Bir de korku yaratacak olgular üretilince artık o ülke macera kulvarına girmiş demektir.

    İster asker ister sivil olsun, bir lideri havalandırmanın (!) veya uçurmanın ne denli tehlikeler yarattığını Napolyon’da, Hitler’de, Enver Paşa’da okuyoruz, öğreniyoruz. Şunu bilelim ki ders almıyoruz; çünkü bizim gibi ülkelerde söyleyeni değil bağıranı dinlerler.      

    20’nci yüzyıl, Avrupa Kıtası, Ortadoğu, Karadeniz ve Akdeniz Havzası ile I. Dünya Savaşı’nı, Uzak Doğu’nun eklenmesiyle de II. Dünya Savaşı’nı getirmişti başımıza. Geniş bölgelerde cereyan eden harpler; saldıranı, mağdur olanı ve toprak kaybeden milletleri milyonlara varan insan kayıplarına uğratmıştı. Gizli ve büyük emellerin su yüzüne çıkmasıydı harplerin sebepleri…

    Savaşların sonunda imzalanan barış antlaşmaları bazı devletlere geçirilmiş boyunduruk, bazı devletlerin asker ve silah sayılarını sınırlayan birer cendereydi. 

 

Birinin sonucu diğerinin sebebi

    Harp tarihi, ilk harplerin sebeplerinin gayet basit olduğunu gösteriyordu. Liderlerin üstün olma duygusuna kapılmaları, toprak ve “ücretsiz amele” niteliğinde esir kazanma arzuları gibi sudan ama insan hakları ihlâlleriyle dolu olayları sergiliyordu.

    Daha sonra sömürme hırsının öne geçtiğini görüyorduk. Petrol yataklarının Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında yer alıyor olması, nasıl ki siyasi anlaşmazlıkları körüklemişse, yerküredeki su kaynaklarının giderek azalması da su savaşlarını tetikleyecekti.

    Bu gerekçelerle ülkeler veya milletler, yıllar sonra almaları gereken şekle göre dizayn ediliyordu.  Afrika kıtasının tamamındaki ülkelerle Afganistan, Irak, Suriye, Libya, Ukrayna gibi ülkelerde ortaya çıkan lokal savaşlar ve terör faaliyetleri, hep bir şeylerin eksikliğini yaşayan ülkelerin veya merkezlerin bu ihtiyaçlarını kapatma isteklerinden doğuyordu.

    Tarihiyle, coğrafyasıyla ve dünya üzerindeki saygınlığıyla koca bir ülkeydi Osmanlı İmparatorluğu... 19’uncu yüzyılın başından itibaren Kuzey Afrika’dan ve Balkanlardan başlayan çekilme daha doğrusu küçülme hareketi, bazı ferman ve ticari sözleşmelerle dengelenmeye çalışılmış ancak sonuç alınamamıştı. Düyunuumumiye belâsının ardından Türk-Yunan Savaşı başlamış, 1908 meşrutî yönetimi kısa sürmüş ve Türkiye,  İtalyan, Balkan ve I. Dünya Savaşlarını yaşamıştır.

 

Yönetici kadrolar

    O dönemlerin korkak, sadece kendisini ve servetini düşünen, ihtiraslı yöneticileri alttan gelen tecrübeli bürokrat ve maliye uzmanlarının uyarılarına kulak asmamışlardır. Günümüzde ise, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet yıllarının dürüst politikacı ve devlet adamları başta Atatürk ve İsmet Paşa olmak üzere “tarihin sorgulanması” adı altında küçük düşürülmeye çalışılmıştır.

    Bu bir moda halini almıştı. Bu moda da devrini tamamlayacaktır. Onurları kırılan bu ülkenin insanları, evrensel çıkarlarını elde etmekte zorlanacaklardır. İktidar hırslısı, saplantılı, tarikatten icazetli ve partizan anlayışlı yöneticilerle Cumhuriyetimiz ancak buraya kadar gelebilirdi, geldik. 

    Bundan sonra hırsların esiri olmadan, bir yerlerden icazet almadan yolumuza devam etmek zorundayız.

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumları


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam