SON DAKİKA
reklam
reklam

Bu senfoni bitmez

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 5 Aralık 2019, Perşembe - 11:30   Okunma Sayısı:

 

    Bu ülke son yıllarda mebzul (bol) miktarda meczup, kadın düşmanı ve namus bekçisi yetiştirmeye başladı. Çöplük ya da gübreli alanlarda yetişmenin bünyelerinde yarattığı pis koku ve çirkin görüntü, ruhlarının kararmasına kafalarının iyice örümceklenmesine neden oluyor.

 

Meczuplar

    Ayrılmak zorunda kalan genç bir anne, böylesi bir herifle aynı yastığa baş koymak zorunda kalmış; ama hayatı bu cani adamın kötü niyetiyle son bulmuş oluyor.

    Kendisine gaipten sesler geldiğini iddia eden kahraman (!) meczup, Atatürk heykeline saldırmak, onun şeceresine dil uzatmak veya milli törenleri sabote etmekle zafer kazandığını zannediyor. Bu kafada olanların bir değişik versiyonu ise gece çalışması yaparak heykellere zarar veriyor. Bu kafadaki insanlar sadece bizim ülkemizde vardır.

 

Namus bekçileri

    Kamuya açık yerlerin temsilcisi olduğunu iddia ederek ortaya çıkan bir grup ise, hanımların kıyafetine, kızların gece dışarıda kalma saatlerine ve davranışlarına karışmak suretiyle ulvi bir görevi yerine getirmiş olmanın (!) hazzını yaşıyor.

    Ne zamanki halk tepki gösteriyor ya da polis yakalarına yapışıyor, o zaman emir kulu ve masum olduğunu, yanlış anlaşıldığını veya hocaların kısa giyinmenin dinimizde yeri olmadığını söylemek suretiyle sıyrılmaya bakıyorlar.

    Biz bunları sadece kendi ülkemizde var, sanırdık (!). Oysa Fransa’da 50.000 kadın hafta sonunda yürüyüş yaparak kocalarından şiddet gördüklerini, taciz ve tecavüze uğradıklarını dile getirerek yürüyüş yapmışlardı. Sarı rengiz hâkim olduğu Paris sokakları şimdi de mor renge sahne olmaya başlamıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin dünyaya yayıldığı yere bakar mısınız?

 

Hırsızlık olayları

    1850 yılından itibaren hırsızlık olaylarının arttığını görüyoruz. Bunda yeniçeri ocağının kaldırılmış olmasının da rolü olduğu söylenebilir. Hem devlet otoritesi zayıflamış hem de can derdine düşmüş olan işsiz güçsüz yeniçeriler hırsızlığa bulaşmış olabilirler.

    Özellikle hırsızlık olaylarına karşı karada ve denizde bazı tedbirler alınmaya başlanmış, büyük semlerde içinde muhafız iki üç askerle bir piyade kayığı denizden devriye hizmetine sokulmuştur.

    Yine bu yıllara ait olmak üzere kayıtlara geçen yaralama ve katil olaylarından da söz edebiliriz. Devleti kandırma, kamu malını sahte belgelerle üzerine geçirme, şahıslara veya kamuya olan borçlarını ödememe gibi faaliyetler de öne çıkmaktadır. Devlet her zaman kendi alacağına şahin olduğu gibi cinayet ve yaralama faillerine,  bireysel borçlu ve sahtekârlara karşı da acımasız davranmıştır.

    Günümüzde ise, bu konu çok karmaşıktır. Sahtekârlığın her türü her an herkesin başına gelebiliyor. Emniyet Teşkilâtımızın uyarılarına rağmen okumuş insanımız dahi faka basabiliyor. Bunun sebebi ise biraz umursamazlık biraz da dikkatsizlik olsa gerek…

 

Çakarlı araç kullanma hastalığı

    Ambulans, itfaiye ve kanunda yazan şekliyle polis araçlarının trafikte geçiş önceliği olduğu kesin… Yanında koruma polisi olan kişiler de bu ayrıcalıktan istifade ediyorlar.

    Biz deveyi hamuduyla yutmaya bayılan bir milletiz. Dolayısıyla bu ayrıcalıktan belediyedeki en alt bürokrattan tutun da büyük şirketlerin patronlarına, özel araç plakalı polis araçlarından her seviyede komutan taşıyan askeri araçlara kadar birçok kişi yararlanmaya bakıyor.

    Şimdi düşünebiliyor musunuz? Özel araç plakalı kara kara camlarıyla bir araç, çakarlı ve emniyet şeridinden geliyor. Kendisine yol istiyor. Bu araç trafikte önceliği olan bir araç ise neden özel araç plakası takıyor? Gizli görev ifa ediyorsa neden kendini deşifre ediyor? 

 

Daha neler neler

    Trafiğin insanlar üzerinde yarattığı çile, hastalıkların, susuzluğun hatta geçim derdinin dahi önüne geçmiş durumdadır. Her sabah işime giderken gördüğüm hataları, sürücülerin birbirleriyle sürtüşmelerini, aracın kapasitesini zorlayan yüklemeleri ve tabii ki kazaları gördükçe uygarlık çizgisine çok daha uzak mesafede olduğumuzu görüyorum.

    Köprü, arabalı vapur ve karayolları gişelerinde sıraya girmek gibi bir kural vardır. Kendisini akıllı ya da uyanık (!) kabul eden bir azınlık, bu kuralı nasıl deleceğinin hemen hesabını yapıyor. Ambulansın arkasına takılanlar, emniyet şeridini kullanalar, havalı korna, tepe lâmbası ve değişik ışıklar taktıranlar...

 

Azgelişmişlik göstergesi

    Bütün bunlar azgelişmişliğin göstergeleridir. Kurallar, bizler tarafından ve yine bizler için konulmuş, uyulmak üzere yapılmışlardır. Üstelik yasa niteliğindedirler. Unutmayın ki, kurallara uyulmadığı takdirde faturası, organ kaybına uğramak, uzun süreli hastanede yatmak ve tabii ki kabirde yatmak şeklinde karşımız çıkıyor.

    Olgun insanların içinde ve yabancıların karşısında küçük düşüyor ve uygar dünyada hak ettiğimiz yerlerde bulunamıyoruz.

 

 

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Merhaba Sevgili Okurlarım.


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam