SON DAKİKA
reklam
reklam

SANAL HAYAT

Köşe Yazarı: Nur Şevval ÇETİN   Eklenme Tarihi: 11 Ocak 2020, Cumartesi - 12:38   Okunma Sayısı:

Sanal dünyada bi hayat tasarlamak fazlasıyla basite indirgendi artık. Yalnızca bir duyuyla yapabiliyoruz bunu. Dokunma duyusuyla sınırlı bir dünyaya hapsoluyoruz da diğer duyuların sunduğu sonsuz dünyayı neden hapsetmeye çalışıyoruz? Çünkü duyulan, görülen, hissedilen reel hayatın şartları ve sorunları metrelerce uzanan bir iptir. Hiç birimiz boynumuzda iple ilerlemek istemesek de bu ip hepimizi sorumsuz ve özgürce tasarlanan, ütopik sanal dünyanın merkezine, esir olarak bağladı. İki yer de bize belirli şartlar sunsa da sadece özgürce tasarladığımız, daima maskeleri değiştirdiğimiz yer, daha cazip gelmiştir. Elimize teknolojinin değdiği an, benimsedik değiş tokuş yaparak maskeleri yaşatmayı. Alıştık onları, insanları, mekânları ve hayatları kurgulamaya; sonra da bu kurguya inanmaya... Teknolojinin, aslında olmayan, eksikliğini de günlük hayatta bu yüzden hissettik. Bu nimetin (illet mi demeli!) aranmasıyla, hep daha fazlasının istenmesiyle doyumsuzca kanmayı ve kandırmayı sürdürdük. Çünkü böylesi daha iyiydi bizce öyle değil mi? Sorumsuz ve zannedilen kadar daimi, fark edilmeyecek kadar sahte kurguları gerçek ve samimi sohbetlerimize değiştik. Tanımadığımız, belki de hiç gerçekten tanıyamayacağımız, insanlarla yabancı kimlikle yerli sohbetlere girdiğimizi sandık. Bunların tek sorumlusu olmadık. Gösteriş ve kibrin kardeşliğini de kabullenip ikisiyle harmanlanan sanal telaşları ve güçleri omuzlarımıza bıraktık. Sanıyor muyuz ki kenara, köşeye ufalanmaya çalışılan gerçekliğin üstünde bir güç vardır. Bu yalnıza dünya dağını görünmez kılmak kadar imkânsızdır. Dağın üstüne yeni bir dağ yoktur; yenisini, daha güzelini, rüzgarsız( sorunsuz) olanını yaratamayız. Var olan dağ ise belli bir yerden sonra gözümüze sokacaktır kendisini. Her şeyin bir gün açığa çıkması da bu yüzdendir.
Sanrılara veya ütopyalara kenetlenip, devasa gerçeği hiç bir yere sığdıramaz ve hapsedemeyiz. Sanal dünyanın çökmesi çok zor görülse de imkânsız değildir. Asıl olan dağın kül olup savrulmayacağı, göçüp gitmeyeceğidir. Daimi olan dağda biz tüm gerçekliğimizle var olurken, insanlarla gerçek mekânları tanıyorken ve tanıtıyorken hiç bir sınır yoktur aslında. O sınırı biz endişeyle, utançla, özentiyle hayali olarak çizeriz. Son olarak sorumluluk yük değil, aidiyettir. Evrenin bize verdikleri karşısında ona vereceğimiz detaylar; bizi ona, onu da bize bağlayan tinsel güçlerdir. Sorumluluğu yük ya da aidiyet kavramına yerleştirmek de evrene karşı duyulan, maneviyatın ya da maddiyatın sonucudur.

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Merhaba Sevgili Okurlarım.


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam