SON DAKİKA
reklam
reklam

Özü aynı biçimi farklı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 14 Ocak 2020, Salı - 11:12   Okunma Sayısı:

 

    İlkçağlardan itibaren harplerin çıkış sebeplerinin basit olduğu görülür. Kavmin, kabilenin, aşiretin veya topluluğun lideri, üstün olma duygusuna kapılır, toprak ve “ücretsiz amele” niteliğinde esir kazanma arzuları kabarır ve bir başka topluluğa saldırırdı.

    Bütün bu çıkışlar insan hakları ihlâlleriyle dolu olaylar göze çarpardı. Daha sonra sömürme hırsının öne geçtiğini görüyorduk. Petrol yataklarının Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında yer alıyor olması nasıl ki, siyasi anlaşmazlıkları körüklemişse yerküredeki su kaynaklarının giderek azalması da su savaşlarını tetikleyecekti.

 

Yüzyılımıza doğru

    20’nci yüzyıl, Avrupa Kıtası, Ortadoğu, Karadeniz ve Akdeniz Havzası ile I. Dünya Savaşı’nı, Uzak Doğu’nun eklenmesiyle de II. Dünya Savaşı’nı getirmiştir başımıza. Geniş bölgelerde cereyan eden harpler; saldıranı, mağdur olanı ve toprak kaybeden milletleri, milyonlara varan insan kaybına uğramıştı. Gizli ve büyük emellerin su yüzüne çıkmasıydı harplerin sebepleri…

    Savaşların sonunda imzalanan barış antlaşmaları bazı devletlere geçirilmiş boyunduruk, bazı devletlerin asker ve silah sayılarını sınırlayan birer cendereydi. Ekonomik alâka ve menfaatler günümüzde kendisini daha fazla hissettirmiş ve Türkiye, sınırlarının dışındaki olaylara müdahil olmaya başlamıştır.

    Bu gerekçelerle ülkeler veya milletler, yıllar sonra almaları gereken şekle göre dizayn ediliyordu.  Afrika kıtasının tamamındaki ülkelerle Afganistan, Irak, Suriye, Libya, Ukrayna gibi ülkelerde ortaya çıkan lokal savaşlar ve terör faaliyetleri, hep bir şeylerin eksikliğini yaşayan ülkelerin veya merkezlerin bu ihtiyaçlarını kapatma isteklerinden doğuyordu.

 

Günümüzün isimsiz savaşları   

    Günümüzde savaş veya kargaşa çıkarmanın gerekçesi hazırdır: Antidemokratik uygulamalar… Ve demokrasi adına yapılan müdahaleler sonucu o ülkelere demokrasi getirilmektedir (!).

    Bu savaşların cereyan ettiği ülkelerin yüzölçümleri (Ukrayna, Afganistan, Irak, Yemen, Suriye, Filistin, Libya), nüfusları ve sahip oldukları servetleri incelendiği zaman çarpıcı bir sonuçla karşılaşılır: Milletler, önceki dünya savaşlarından aşağı kalmayacak bir yüzölçümünü kapsayan sahada kargaşa ortamına itilmişlerdir. Muhtelit (karma) kuvvet ve geliştirilmiş silahların kullanılması çok sayıda insanın hayatına mal olmaktadır.

    Afrika’da, Orta ve Güney Amerika ülkelerinde meydana gelen olayları da bu torbanın içine atarsak insan kayıpları ve maddi zararların önceki iki büyük savaşa eşdeğer nitelikte olduğunu söylemek mümkün olur.

    Bu yeni dünya savaşında kurşun atmadan ve kan çıkarmadan bir milleti esarete götürmek ve o ülkenin ekonomisine darbe vurarak muhtaç duruma düşürmek temel ilkedir. Hedef olarak seçilen ülke/ler, suni şekilde yaratılan ekonomik krizler, basın propagandaları ve siber saldırılarla kargaşa ortamına sürüklenebilmektedirler. O ülkenin zayıf tarafları bilinen liderine dev aynası tutulur. Toplum tehdit, korku ve şantajla kıvama getirilir.

 

 

Katalizör unsurlar

    Dünyadaki iktisadi kuruluşlar kredi notları, faiz oranları ve döviz kurlarıyla oynayarak kaynama sürecini hızlandırır. Bir de korku yaratacak olgular üretilince artık o ülke macera kulvarına girmiş demektir.

    İster asker ister sivil olsun, bir lideri havalandırmanın veya uçurmanın ne denli tehlikeler yarattığını Napolyon’da, Hitler’de, Enver Paşa’da okuyoruz, öğreniyoruz. Türkiye’yi yönetmiş insanların nasıl karalandığını, nasıl küçük düşürülmeye çalışıldığını hatırlayalım: Askerliğini yapmamış gazeteci bozuntusu adam, Genelkurmay Başkanı’nı istifaya davet ediyordu. Oysa bu işler ekranlardan parmak sallamaya benzemezdi.

    Şunu bilelim ki ders almıyoruz; çünkü gelişmekte olan ülkelerin insanları tarihin tekerrür olduğunu hiç hatırlamak istemezler.   

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumları


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam