SON DAKİKA
reklam
reklam

Uygur Türkleri gibi Direniyoruz!

Köşe Yazarı: YASİN KOÇ   Eklenme Tarihi: 28 Ocak 2020, Salı - 10:58   Okunma Sayısı:

Türk düşmanı Fransız Tarihçi Albert Sorel şöyle demiştir; Dünyada iki bilinmeyen vardır; biri Kutuplar, diğeri Türkler...

Alman İktisatçı Fritz Neumark şöyle demiştir; Türkler pek farkında değil ama Avrupalılar şu gerçeğin farkındadır. Tarihten Türkler çıkarılırsa ortada tarih diye bir şey kalmaz.

Napolyon Bonapart, Fransız asker, devlet adamı. Birinci Napolyon olarak 1804'ten 1814'e kadar Fransa İmparatoru Napoléon Bonaparte şöyle demiştir; İnsanları yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler.

İngiliz Generali Townshend Birinci Dünya Savaşı’nda Mezopotamya Cephesi’ne atanmasıyla Türklerle karşı karşıya gelmiştir. Irak İngiliz Harekat Kuvveti ya da bilinen ismiyle 6. Tümen, General Townshend kumandasında bir dizi savaşlar sonunda Kut-ül Amare’de Halil Paşa komutasındaki Türk Ordusu’na 29 Nisan 1916’da teslim olmuştur. İngiliz Komutan Charles V. F. Townshend şöyle demiştir; Savaşın zevkini almak isteyen herkes Türklerle savaşmalıdır.

General Lan Hamilton, Çanakkale Savaşı'nda Akdeniz Seferi Kuvvetlerine komuta etmesiyle bilinen Britanya Ordusu'nda kıdemli General şöyle demiştir; Dünyada, Türklerden başka hiçbir ordu bu kadar süre ayakta duramaz. Türklerden başka dini ve vatanı uğruna canını vermeye hazır asker yoktur.

Alman General Helmuth Karl Bernhard von Moltke şöyle demiştir;Silahlı milletin en canlı örneği Türklerdir. Bu diyar köylüsünün orak, kâtibinin kalem ve hatta kadınlarının etek tutuşunda silaha sarılmış bir pençe kıvraklığı vardır. Türk ata biner gibi oturur, keşfe yollanan asker gibi uyanık yürür.”

Uygur Türkleri yüzyıla yakın bir süredir Çin egemenliği altında benliğini kaybetmemek için direnmektedir. Uygur Türklerine yapılanları burada teker teker yazmayacağım, internete yazdığınızda bununla ilgili her şeyi görebilirsiniz. Mesele şu; benlik yani ben kimim sorusunun cevabı. Uygur Türkleri ben kimim sorusunun cevabını unutmamaya direniyor.
Peki, Türkiye’deki Türkler ne yapıyor.

Uygur Türklerinin çığlığı için İstanbul’da bir konferans salonunda yapılan programa katıldım. Katılım 20-25 kişiden ibaretti. Ölçü değil tabi ki ama yurt dışında yaşayan soydaşlarımız konusunda hassas bir ilçe olduğu için bunları yazıyorum. Bu ilçe halkının bir bölümü benzer sıkıntılardan dolayı ana yurtlarına Türkiye’ye dönüş yapmış soydaşlarımızdan ve kardeşlerimizden oluşuyor. Her ne kadar benzer örnek olmasa da Uygur Türklerini daha iyi anlayabilirlerdi. Uygur Türklerinin çığlığı bir türlü yüreklerimize kor gibi düşmüyor. Nedense cız bile etmiyor, kalplerimiz soydaşlarımız için bir gün hatta bir akşam dahi atmıyor. Katılımın azlığı bende böyle duygular oluşturdu. Belediye Başkan’nını da burada göremedim ve çok üzüldüm. Oy alma umuduyla “bilmem ne” derneği çağırsa koşa koşa giden siyasetçilerimiz, milliyetçilerimiz ve mahalle muhtarlarımızı göremedim. Ülke dışındaki soydaşlarımıza tırlarla yardımlar gönderen, ramazan ayı boyunca belediye mensuplarının devasa katılımlarıyla yurt dışında her gün iftar veren, ülke dışında binlerce kişilik iftar sofraları kuran, kardeşlik köprüsü adı altında milyonlar harcayan “Yurt dışında ki soydaşlarımız için bu kadar hassas olan Belediye Başkanı ”kendi belediye binası ile aynı caddedeki kültür merkezinde gerçekleşen Uygur Türklerinin çığlığı etkinliğe gelmemesi ya da beş tane başkan yardımcısından da hiçbirisinin gelmemesi bir mesaj dahi göndermemesi hassasiyet açısından gerçekten çok üzücü. Tabi ki aynı değil; Uygur Türkleri ile Evlad-ı Fatihan balkanlarda ki soydaşlarımızı aynı kefeye de koymuyorum. Ama insanın kılı da mı kıpırdamaz. Sadece bir mahallenin muhtarı katılmıştı; Kendisi ile program çıkışında görüştüm ve duyarlılığından dolayı tebrik ettim. Şunu demek istiyorum. İnsanlar ölüyor, diyelim ki kimse kim! Yine de duyarlılık göstermek gerekir diye düşünüyorum.

Dünyada 4 tane süper güç var. Amerika İmparatorluğu ( ABD ), İngiltere İmparatorluğu ( Birleşmiş Krallık ), Avrupa İmparatorluğu ( AB ) , Rusya ve Çin Doğu Bloğu İmparatorluğu. 1800 ve 1922 yılları arasında sadece 122 yıl içinde 8 defa İngiltere ile,  4 defa Fransa,  2 defa ( İtalya-Yunanistan ) diğer Avrupa ülkeleri ile, 3 defa Rusya ile ve 1 defada hepsiyle savaşmışız. 20-30 yıl öncesine kadar Sovyetler egemenliğinde 5 Türk devleti 90’lı yıllarda bağımsızlığını yeni kazandı. Orta Asya’yı işaret etmek anlamında kullanılan Türkistan kelimesini ne hikmetse 1925 yılından sonra bu imparatorluklar tarafından asla kullanılmamaya başlandı.

Bizden korkuyorlar mı? Tabi ki evet. Peki 1922’ye kadar bizimle savaşan bu büyükler bizimle savaşmayı bıraktılar mı ? Tabi ki hayır. Psikolojik savaş başlattılar. Benliğimizi kaybettirmek için tüm güçleriyle saldırdılar. Tarikatlarıyla, cemaatleriyle, Fetö gibi terör örgütleriyle, yabancı kaynaklı özel okullarıyla, medyasıyla, yazarıyla-çizeriyle top yekün Türklüğümüzü benliğimizi unutturmaya çalıştılar.

Ben gururla Türk oğlu Türk’üm diyebiliyorum. Kem küm etmeden. Şimdi profesöründen siyasetçisine, tamircisinden sporcusuna sorduğumuz zaman benlik yani ben kimim, sen kimsin diye sorulduğunda şu cevapları alıyoruz; -- yani bilmiyorum ki, nerden gelmişiz dedeler de ölmüş ,, diyen var. Hoca her duada “İbrahim’n zürriyetinden İsmail’in neslinden geliyoruz” dediği için Arabız galiba diyen var.
Bu cevapları verenler Anadolu’nun bağrında ki memleketlerden insanlar. Görseniz gözler çekik Türkmenistan geldi dersiniz. Ama cevap “bilmiyoruz ki nerden gelmişiz” şeklinde oluyor. Tekrar sor Türk müsün yani, cevap – ( istemeyerek neredeyse utana sıkıla yani başka bir alternatif kalmadıysa ) öyle herhal der.

Şimdi Ey ahali soruyorum;
Bir insan evladını kaybeder mi?
Bir insan annesini babasını kaybeder mi?
Bir insan ailesini kaybeder mi?

Şimdi bak Uygur Türklerine kaybetmiş mi ?

Rumeli den gelen göçmen soydaşlarımız Anadolu’dan Atatürk gibi balkanlara giden evlad-ı fatihan; Benliğini kaybetti mi?
Anadolu’da 1000 yıldır 1000 savaş geçiren haçlı ordularını göğüsleyen Türkler benliğini kaybetti mi ?
Şimdi ne oldu da bizler kendimize Türk olmayı yakıştıramıyoruz.
Ey Anadolu insanı Ordulusu Rizelisi, Trabzonlusu, Muğlalısı, Antalyalısı, Adanalısı, Bursalısı göğsünü gere gere Türküm diyebilirsin. Her şey olduğu gibi yerinde ve olduğu gibi kabul etmek vicdani vazifemiz. Türk’sen Türk’sündür; imtina etmeden bunu gururla her yerde dile getirmelisin. Çin sınırlarından Avrupa içlerine kadar uzanan dünyanın her ülkesinde etki alanı olan bir milletin evladı olduğunu gururla söylemelisin. Ben de Türküm demelisin.

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumları


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam