Eğer bir ülkenin devlet başkanını yatağından alıp New York sokaklarında deyim yerindeyse başı kabak, ayağı çıplak gezdirebiliyorsan…
Ve tüm dünya bunu korkudan dizi izler gibi seyredip sadece televizyon ekranlarında sabah akşam “boş teneke” yorumları yapıyorsa…
Demek ki ortada artık elle tutulur, gözle görülür bir küresel yaptırım gücü kalmamış.
İşte tam da bu noktada deniliyor ki:
“Donald Trump hem ‘dünya liderliğini’ hem de ‘Muhteşem’ unvanını fazlasıyla hak ediyor.”
Çünkü bir gerçeği kabul edelim:
Karşındaki gücü küçümseyerek onu yenemezsin.
Önce karşıt gücü kabul edeceksin, sonra onunla mücadele edeceksin.
Tıpkı, Batı’nın bir dönem Kanuni Sultan Süleyman’ın gücünü kabul ettiği gibi.
MUHTEŞEM SÜLEYMAN GERÇEĞİ
29 Ağustos 1526…
Mohaç Ovası…
Kanuni Sultan Süleyman Han komutasındaki Osmanlı ordusu, Macar Kralı II. Layoş’un ordusunu iki saat gibi kısa bir sürede tarihten siler.
Kral kaçarken nehirde boğulur.
Sonuç mu?
* Macar Krallığı Osmanlı hâkimiyetine girer.
* Osmanlı, Avusturya ile komşu olur.
* Avrupa’daki Osmanlı otoritesi zirve yapar.
* Fransa, Şarlken baskısından kurtulur.
* Budapeşte Osmanlı’ya geçer.
Ve dikkat:
Kanuni’ye “Muhteşem” unvanını verenler biz değiliz, dönemin Batılı tarihçileri bu unvanı kendisine vermiştir.
Demek ki o zamanlar başarıyı ve gücü teslim etme erdemi varmış.
Televizyonlarda gösterilen magazinlik “Muhteşem Yüzyıl” sahnelerinin aksine, gerçek Muhteşemlik ilim, devlet aklı ve askerî güçle kazanılmıştır.
Tarih, dizilerden öğrenmeye indirgenemeyecek kadar karmaşık ve hassas dengeleri içinde barındırır.
496 YIL SONRA: MUHTEŞEM TRUMP
Aradan 496 yıl geçti.
Bugün “Muhteşem” unvanı kimde?
Slogan tanıdık:
MAGA – Make America Great Again
Bu slogan yeni değil; Reagan döneminden kalma.
Ama Trump bunu sert güçle, parayla ve korkuyla yeniden sahaya sürdü.
Körfez turu…
Suudi Arabistan, Katar, BAE…
Sonuç:
Dört günde dört trilyon dolar.
Silah anlaşması deniyor ama aslında bu:
“Gücü olan alır, korkan öder.”
Kimse kimseye kara kaşına kara gözüne trilyon dolar vermez.
SİLAH VAR, GÜÇ YOKSA NE OLUR?
Saddam Hüseyin örneği ortada.
Kimyasal silah dediler, füze dediler, ordu dediler…
Ama:
* Savaş süresince bir tek Amerikan uçağı düşürülemedi.
* Hava savunması yoktu.
* İlim yoktu, teknoloji yoktu.
Amerika Irak’ta sadece savaşmadı, devasa bir reklam yaptı.
Patriot’un, Cruise’un tanıtım filmi Irak semalarında çekildi.
Sonuç:
Irak yok oldu, halkı yok oldu, devleti yok oldu.
Aynı senaryo Libya’da sahnelendi.
Kaddafi yıllarca “meydan okuyan lider” rolü oynadı ama:
* 8 ayda O da bir tek NATO uçağı düşüremedi.
* Bilim yoktu.
* Teknoloji yoktu.
Ve sonunda Sirte’de linç edildi.
SURİYE: KUKLALARIN SON PERDESİ
13 yıl süren bir iç savaş…
Kendi halkına karşı tank, varil bombası, işkence, tecavüz…
Ama İsrail Şam’ı vurunca?
Sessizlik.
Ne misilleme var, ne bir tepki.
Peki neden?
Çünkü kuklalar, kuklacıya saldıramaz.
Netanyahu kendi halkına böyle davransa bir saat içinde siyasi çöplüğe gider.
Ama Esad 13 yıl boyunca yaptı, kimsenin sesi çıkmadı.
Görevi bitince de Moskova’daki saraya transfer edildi.
ARAP BAHARI MI, ARAP TRAJEDİSİ Mİ?
Trump, Körfez’e geliyor…
Milyarlarca dolar…
Ve hafızalarda kalan sahne:
Saç sallayan Arap kızları.
Peki bu sahne İslam’ın neresinde?
Ne Müslümanlık bu,
Ne de Hristiyanlık.
Tam olarak:
Kimliksiz, ilkesiz, çıkar merkezli ilkel bir gösteri.
Saltanat uğruna değerlerinden vazgeçen yönetimler,
“Bu dünyada taht bizim olsun, ahireti sonra düşünürüz” kafasında.
GERÇEK BAM TELİ
Şimdi asıl soru:
“Bu dört trilyon dolarlık silahlar kime karşı kullanılacak?”
* İsrail’e karşı mı? Güldürmeyin.
* ABD kime derse ona karşı.
Orta Doğu’da herkese silah serbest,
İsrail hariç.
SON SÖZ
Müslümanlar,
“Kahrolsun İsrail” sloganıyla değil; ilimle, bilimle, teknolojiyle ayağa kalkmadıkça bu tablo değişmez.
Gelecek;
* Silah alanlarda değil,
* Kendi silahını üretenlerdedir.
Bir zamanlar Batı, Muhteşem Süleyman’ın gücünü kabul etmişti.
Bugün İslam dünyası Trump’ın gücünü izliyor.
496 yıl sonra tablo şu:
“İsrail büyür, Müslüman izler.”
Ve sahne kapanır:
“Sallayın kızlar saçlarınızı…
Muhteşem Trump geliyor.”