SON DAKİKA
reklam
reklam

TAKDİR KAÇTI DİYE ADALETİ KAÇIRMA

Köşe Yazarı: HAKAN MUHTAR   Eklenme Tarihi: 22 Ocak 2026, Perşembe - 10:19   Okunma Sayısı:

 

Karneler dağıtılmadan hemen önce okullarda tuhaf bir mevsim başlar. Takvimlerde adı yoktur ama öğretmenler çok iyi bilir: “Not Yükseltme Panik Dönemi.”Bu dönem, öğrencilerin “Hocam aslında ben çalıştım ama…”, velilerin ise “Bizim çocuk çok üzülür, bir puancık…” cümleleriyle koridorlarda kol gezdiği, öğretmenlerin ise içinden sessizce “Ben matematik öğretmeniyim, sihirbaz değil” dediği bir zamandır.

 

Bu yazıyı hem ciddi bir vicdan muhasebesi hem de biraz gülerek düşünelim diye yazıyorum. Çünkü konu ciddi; ama yaşananlar bazen o kadar trajikomik ki insan ya gülecek ya ağlayacak. Ben gülerek anlatmayı seçtim.

 

“ÖĞRETMENİM, TEŞEKKÜR KAÇTI…”

 

Bu cümle artık pedagojik literatüre girmeli. Hatta yanına dipnot düşülmeli:

“Bu cümle, yıl boyunca dersle neredeyse hiç teması olmayan öğrenciler tarafından, genellikle karne basımına 24 saat kala söylenir.”

 

Öğrenci gelir, gözleri nemli:

— Hocam teşekkür kaçtı…

— Kaçtan?

— 69,40

— Peki yıl boyunca neredeydin?

— Hocam ben aslında anlıyorum ama sınavda heyecanlanıyorum.

 

Heyecan ilginçtir; sadece sınavda gelir. Derste yoktur, ödevde görünmez, derse katılımda hiç rastlanmaz. Ama karne günü yaklaştığında heyecan, duygu, dram, hatta zaman zaman felsefi sorgulamalar başlar:

“Bir puan insanın kaderini belirler mi hocam?”

 

Evet, belirler. Ama o kader, yıl boyunca yapılanların toplamıdır. Son hafta yapılan ajitasyonun değil!

 

VELİ BASKISI: EĞİTİM Mİ, PAZARLIK MI?

 

Öğrenci tek başına gelse neyse… Asıl film, veli sahneye çıkınca başlar.

Veli gelir, sandalyesini çeker, derin bir nefes alır.

— Hocam biz sizi çok seviyoruz ama…

 

Bu “ama”dan sonra her şey mümkündür.

Psikolojik baskı, duygusal şantaj, dramatik hayat hikâyeleri, hatta bazen açık açık pazarlık.

 

— Hocam babası işsiz…

— Hocam çocuk zaten çok hassas…

— Hocam bu not düşerse bütün psikolojisi bozulur…

 

Sanki notu öğretmen değil, bir tuşa basıp hayat ayarlarını yapan bir makine veriyor.

 

Kimse sormaz:

“Bu çocuk yıl boyunca derse girdi mi?”

“Ödev yaptı mı?”

“Sorumluluk aldı mı?”

 

Ama herkes şunu sorar:

“Hocam bir şey yapılamaz mı?”

 

Bu soru masum görünür ama arkasında çok ağır bir yük vardır. Çünkü “bir şey yapmak”, çoğu zaman “adaleti eğip bükmek” demektir.

 

ADALETİN KALDIRAÇLA SINAVI

 

Bir öğrenciye hak etmediği notu verdiğiniz anda, sadece bir rakamı değiştirmiş olmazsınız.

Şunları da yapmış olursunuz:

 

* Çalışan öğrencinin hakkını yersiniz.

* “Emek = karşılık” denklemini sabote edersiniz. 

* Tembelliği ödüllendirirsiniz.

* Sorumluluk duygusunu baltalarsınız.

 

Ve evet, buna bizim kültürümüzde çok net bir isim var: “kul hakkı”.

 

Ama gariptir, kul hakkı genelde mirasta, arsada, tarlada hatırlanır. Sınıfta, sınavda, notta pek akla gelmez. Oysa bir öğrencinin hakkını, başka bir öğrenciye “bir puancık” diye vermek, en somut kul haklarından biridir.

 

“BİR PUANDAN NE OLUR HOCAM?”

 

Bu cümle eğitim sisteminin en tehlikeli cümlelerinden biridir.

Çünkü o bir puan:

 

* Emeğin değerini sıfırlar.

* Çocuğa şunu öğretir: “Çalışmasan da olur, son anda ağlarsan hallolur.”

* Hayatın ilerleyen dönemleri için çok kötü bir prova olur.

 

Sonra ne olur biliyor musunuz?

O çocuk büyür.

İş hayatında da aynı şeyi yapar.

“Bir imza atıverseniz…”

“Bir torpil yapsak…”

“Bir şey ayarlasak…”

 

Ve sonra toplum olarak şunu sorarız:

“Bu insanlar neden böyle?”

 

Cevap çok basit:

Çünkü biz onlara küçükken “hak etmeden almayı” öğrettik.

 

ÖĞRETMENİN PSİKOLOJİK DAYANIKLILIK SINAVI

 

Bu süreç öğretmen için de yıpratıcıdır. Çünkü öğretmen:

 

* Bir yanda vicdan,

* Bir yanda idare,

* Bir yanda veli baskısı,

* Bir yanda öğrencinin gözyaşı

 

arasında kalır.

 

Ve çoğu zaman öğretmene şu his yaşatılır:

“Notu düşük bırakırsan sen kötü öğretmensin.”

 

Hayır.

Notu hak edene verdiğinde sen “adil bir öğretmensin”.

 

Ama maalesef adalet sessizdir; ajitasyon ise gürültülü. Gürültü çoğu zaman kazanır.

 

MATRACK BİR GERÇEK: DERS YIL BOYUNCA, KARNE BİR GÜN

 

Öğrenci yıl boyunca derse gelmez.

Ama karne haftası tam kadro okulda.

Bir anda herkes ders çalışmayı çok sever.

Defterler tertipli, yüzler masum.

 

Keşke bu motivasyon eylül ayında gelseydi…

 

Karne haftası okul koridorları, adeta bir tiyatro sahnesi gibidir:

Rol yapanlar, ağlayanlar, ikna etmeye çalışanlar…

 

Öğretmen ise seyirci değil; hakemdir.

Ama hakeme sürekli itiraz edilir.

 

NOT DEĞİL, DEĞER YÜKSELTELİM

 

Bu yazı öğrenciyi suçlamak için değil.

Veliyi yerden yere vurmak için hiç değil.

Ama şunu net söylemek için yazıldı:

 

“Hak edilmeyen not, öğrenciye iyilik değildir”.

Adaletsizliktir.

Tembelliğe yatırımdır.

 

Çocuğa gerçekten iyilik yapmak istiyorsak ona şunu öğretmeliyiz:

“Çalışırsan alırsın. Çalışmazsan sonuçlarına katlanırsın.”

 

Bu acımasızlık değil; hayata hazırlıktır.

 

Ve öğretmenler…

Lütfen şunu unutmayın:

Bir puanı yükseltmek kolaydır.

Ama bir çocuğun adalet duygusunu ayakta tutmak çok daha değerlidir.

 

Karne günü herkes mutlu olmayabilir.

Ama adalet yerini bulduysa, uzun vadede herkes kazanır.

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam