SON DAKİKA
reklam
reklam

Renklerin Anlattığı, Kelimelerin Sustukları

Köşe Yazarı: Başak Ertekin Eklenme Tarihi: 19 Temmuz 2026, Pazar - 10:36 Okunma Sayısı:

 

Bazı akşamlar vardır; kapıdan içeri girdiğiniz anda bunun sıradan bir buluşma olmadığını hissedersiniz. House of Galia’da düzenlenen bu atölye de tam olarak öyleydi. Masaların üzerine yerleştirilmiş boş tuvaller, fırçalar ve boyalar ilk bakışta bir resim etkinliğini çağrıştırıyordu. Oysa gecenin sonunda anladım ki boyanan sadece tuvaller değildi; herkes biraz kendi iç dünyasına dokunuyordu.

 

Şebnem Önal’ın yönlendirmesiyle başlayan sohbet, ilişkilerde en çok birbirine karıştırdığımız iki kavramın üzerinde durdu:İstekler ve ihtiyaçlar… Konuştukça fark ettim ki çoğu zaman kırıldığımız şey, karşımızdakinin bize vermediği değil; bizim kendi içimizde adını koyamadığımız beklentilerimizmiş. Belki de en büyük yükümüz, farkında olmadan egomuzun omuzlarımıza bıraktığı ağırlıklarmış.

 

O akşam aynı masanın etrafında birbirini ilk kez gören insanlar vardı. Farklı yaşlardan, farklı mesleklerden, farklı hayat hikâyelerinden… Ama söz almaya başladıkça herkesin cümlelerinde kendimizden bir parça bulduk. Çünkü duyguların dili aslında hep aynıydı.

 

Sohbetin ardından sevgili Arzu Hocamız eşliğinde fırçaları elimize aldık. Kimi denizi çizdi, kimi gökyüzünü, kimi sadece renkleri birbirine bıraktı. Kimse “doğru resim” yapmaya çalışmıyordu. Çünkü o gece önemli olan güzel çizmek değil, içinden geleni cesaretle tuvale bırakabilmekti.

 

Sonra Şebnem Önal, tek tek resimlerimizi yorumladı. Her renk, her çizgi, her boşluk başka bir anlam taşıyordu. Kimi özgürlüğünü, kimi korkularını, kimi de uzun zamandır söyleyemediği cümleleri fark etti. Bir resmin bu kadar çok şey anlatabileceğini o gece yeniden gördüm.

 

Oradan ayrılırken aklımda tek bir düşünce vardı:Biz kadınlar bazen sadece dinlenmeye değil, gerçekten duyulmaya ihtiyaç duyuyoruz. Yargılanmadan konuşabileceğimiz, kendimizi anlatabileceğimiz ve biraz olsun kendimize dönebileceğimiz güvenli alanlara…

 

Belki de mutluluk tam olarak burada başlıyor. Bir tuvalin başında, birkaç damla boyanın arasında, hiç tanımadığın insanların samimiyetinde ya da kendi sesini ilk kez bu kadar net duyabildiğin bir akşamda…

 

Ve ben o gece bir kez daha anladım ki, bazı atölyeler resim öğretmez; insanın kendisini yeniden görmesine vesile olur. Şebnem Önal’ın dokunduğu her cümle, Arzu Hocamızın rehberliğinde atılan her fırça darbesi, yalnızca tuvallere değil, katılan herkesin yüreğine de küçük ama kalıcı bir iz bıraktı. Bu yüzden o akşam geriye sadece boyanmış tablolar değil, kendine biraz daha yaklaşmış kadınlar kaldı.

 

 

 

 

 

 

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam