Avrupa kupalarındaki ilk ve en kritik aşamayı geride bıraktık. Eleme döneminden geriye bir hayal kırıklığı, bir üzüntü ve iki büyük sevinç kaldı.
Başakşehir'in beklenmedik vedası hayal kırıklığı yarattı. Trabzonspor'un Avrupa Ligi hedefini kaçırmasına üzüldük. Fenerbahçe'nin 18 yıl sonra Şampiyonlar Ligi'ne dönmesi ve Beşiktaş'ın üç eleme turunu geçerek Avrupa Ligi'ne kalmasıyla sevindik. Galatasaray'ın doğrudan katılımıyla birlikte yolumuza üç farklı kupada dört takımla devam edeceğiz.
Bu dört takım Avrupa'ya yalnızca kulüplerini değil, son yıllarda yıldız transferleriyle büyüyen Süper Lig vitrinini de taşıyacak. Galatasaray'da Osimhen, Trabzonspor'da Salah, Fenerbahçe'de Greenwood ve Lukaku, Beşiktaş'ta Vlahovic ve Trossard… Bunlar yalnızca ilk akla gelenler. Avrupa futbolunun yakından tanıdığı daha birçok önemli oyuncu artık Türkiye'de forma giyiyor.
Ancak yıldızları transfer etmek ile güçlü bir lige dönüşmek aynı şey değil. Süper Lig, önemli oyuncuları Türkiye'ye getirebildiğini uzun süredir gösteriyor. Şimdi bu yatırımın sportif karşılığını Avrupa'da verme zamanı. Çünkü bir ligin uluslararası değeri, transfer döneminde atılan imzalarla değil, sezon içinde alınan sonuçlarla yükselir.
Bu nedenle önümüzdeki Avrupa serüveni yalnızca dört kulübün mücadelesi olmayacak. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor aynı zamanda Süper Lig'in büyüyen iddiasını, ülke puanındaki hedefini ve Türk futbolunun Avrupa'daki yerini sınayacak.
Eleme turlarının ardından ortaya çıkan tablo, sevincin yanında uyarıları; prestijin yanında büyük bir sorumluluğu da taşıyor.
18 yıllık hasret bitti
Türk futbolu, 18 yıl sonra (En son 2007-2008 sezonunda) Şampiyonlar Ligi'ne iki takımla birden katılıyor. Galatasaray geçen sezon kazandığı şampiyonluk sayesinde doğrudan lig aşamasına giderken Fenerbahçe, ikinci ve üçüncü eleme turlarıyla play-off engelini aşarak 18 yıllık hasretini bitirdi.
Bu tablo yalnızca Galatasaray ve Fenerbahçe için değil, Türk futbolunun Avrupa'daki itibarı açısından da çok değerli. Şampiyonlar Ligi artık sadece sportif rekabetin değil; ekonomik gücün, oyuncu piyasasının ve uluslararası görünürlüğün de merkezi. Avrupa'nın en büyük sahnesinde iki takımımızın bulunması, Süper Lig'in vitrinini büyütecek.
Beşiktaş ise üç eleme turunu geçerek UEFA Avrupa Ligi'ne kaldı ve yaz döneminin en istikrarlı Avrupa yürüyüşlerinden birini yaptı. Siyah-beyazlılar yalnızca hedefine ulaşmadı; art arda oynadığı eleme maçlarıyla yeni takımını ve oyun düzenini gerçek rekabet ortamında sınama fırsatı da buldu.
Şampiyonlar Ligi'ndeki iki temsilcimizin yanına Avrupa Ligi'nde Beşiktaş'ın eklenmesi, ülke puanı açısından da geniş ve değerli bir cephe oluşturdu.
Trabzonspor ise Avrupa Ligi'nin kapısından döndü. Salah gibi bir yıldızın yer aldığı, önemli yatırımlar yapılan ve transferlerinin büyük bölümünü erkenden tamamlayan bir kadronun play-off turunda elenmesi sıradanlaştırılamaz. Trabzonspor'un Konferans Ligi'nde yoluna devam edecek olması kaybın büyüklüğünü azaltabilir ancak Avrupa Ligi hedefinin kaçırıldığı gerçeğini değiştirmez.
Buna rağmen Konferans Ligi, Trabzonspor için bir teselli kupası olarak görülmemeli. Kadro kalitesi doğru kullanılırsa bordo-mavili takım bu organizasyonda yalnızca maç kazanmayı değil, son turlara kadar ilerlemeyi hedefleyebilecek güce sahip.
Avrupa Ligi'nde hayatta kalmaya çalışmak yerine Konferans Ligi’nde uzun bir yolculuk yapmak, hem ülke puanı hem de kulübün Avrupa alışkanlığı açısından daha fazla karşılık üretebilir. Fakat bunun gerçekleşmesi için önce elenmenin nedenleriyle dürüst biçimde yüzleşmek gerekiyor. Mücadele edilen kupanın seviyesi düştü diye Trabzonspor'un hedefi de küçülmemeli.
Başakşehir şaşırttı
Başakşehir'in Inter Turku karşısında Konferans Ligi ikinci eleme turunda elenmesi, Avrupa tablomuzun en büyük hayal kırıklığı oldu.
Avrupa tecrübesi, kadro değeri ve kurumsal yapısı düşünüldüğünde Başakşehir'in bu kadar erken vedası kabul edilebilir değil. Çünkü ülke puanı yalnızca büyük rakiplere karşı oynanan maçlarda kazanılmıyor. Asıl fark, favori olduğunuz eşleşmelerde hata yapmadan yolunuza devam ettiğiniz zaman ortaya çıkıyor.
Avrupa karnemiz bu nedenle iki farklı gerçeği aynı anda taşıyor. Galatasaray ve Fenerbahçe ile tarihi bir temsil gücüne ulaştık. Beşiktaş, Avrupa Ligi'ne kalarak bu fotoğrafı daha da değerli hale getirdi. Ancak Trabzonspor hedef küçültmek zorunda kaldı, Başakşehir ise henüz yolun başında Avrupa'ya veda etti.
Şimdi mesele Avrupa'ya kaç takımla başladığımız değil, bahar aylarına kaç takımla ulaşacağımız.
Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nde bulunması prestij, Beşiktaş'ın Avrupa Ligi'ne kalması başarı, Trabzonspor'un Konferans Ligi'nde ilerlemesi önemli bir fırsat. Başakşehir'in erken vedası ise görmezden gelinmemesi gereken ciddi bir uyarı.
Türk futbolu bu sezon Avrupa'nın kapısını güçlü açtı. Fakat gerçek seviyemiz, kapıdan kaç takımın girdiğiyle değil, içeride ne kadar kalabildiğimizle ölçülecek.
Ülke puanında yeni fırsat
Türkiye, 49,675 puanla UEFA ülke sıralamasında dokuzuncu basamakta. Sekizinci sıradaki Hollanda ile aramızda yalnızca 2,710 puan bulunuyor.
Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nde, Beşiktaş'ın Avrupa Ligi'nde, Trabzonspor'un ise Konferans Ligi'nde mücadele edecek olması bu farkı kapatmak için önemli bir fırsat. Üstelik yalnızca galibiyet ve beraberliklerden gelecek puanlar değil, takımların lig aşamasındaki sıralamalarından ve geçecekleri turlardan kazanacağı bonuslar da belirleyici olacak.
Özellikle Trabzonspor'un daha fazla galibiyet üretebileceği Konferans Ligi'nde uzun bir yolculuk yapması, diğer üç temsilcimizin de ana aşamalarda rekabetçi kalması halinde Türkiye sekizinci basamağa yaklaşabilir.
Avrupa'ya dört takımla devam etmek elbette değerli. Fakat asıl kazanç, bu dört takımı mümkün olduğunca uzun süre kupaların içinde tutabilmek.