SON DAKİKA
reklam
reklam

Borç Yiğidin Kamçısı mı, Ayağındaki Pranga mı?

Köşe Yazarı: Lütfiye Yasemin ERTÜRK   Eklenme Tarihi: 31 Ağustos 2026, Pazartesi - 12:19   Okunma Sayısı:

Ekonomi haberlerinde sıkça duyduğumuz milyar dolarlık tablolar, karmaşık terimler ve grafikler çoğu zaman günlük telaşımızın arasında kaybolup gidiyor. 

 

TCMB Dış Borç İstatistikleri bültenlerine baktığınızda devasa sayılar görürsünüz. 

 

Peki bu rakamlar mutfaktaki tencereyi, pazar filesini ya da cebimizdeki cüzdanı nasıl etkiliyor?  

 

Meseleyi en basit haliyle, bir hane bütçesi üzerinden düşünelim.

 

Borç Almak Kötü müdür?

 

Aslında borcun kendisi "iyi" veya "kötü" değildir; belirleyici olan o borçla ne yaptığınız ve nasıl ödeyeceğinizdir.

 

Senaryo A: 

 

Bir esnaf, işini büyütmek, daha verimli makineler almak veya yeni bir dükkân açıp ihracat yapmak için kredi çekerse; bu borç bir süre sonra kendini katbekat öder ve sahibini zenginleştirir.

 

Senaryo B: 

 

Aynı esnaf, çektiği krediyi günlük lüks harcamalara, gösterişe veya geliri artırmayacak tüketim kalemlerine harcarsa; ödeme günü geldiğinde elindeki varlıkları da kaybetme riskiyle baş başa kalır.

 

Ülkelerin dış borcu da tıpkı böyledir. 

 

Dışarıdan döviz cinsinden borçlandığınızda, o kaynağı katma değerli üretime, teknolojiye, eğitime ve ihracatı artıracak projelere yatırırsanız bu borç kalkınmanın motoru olur. 

 

Ancak dövizle borçlanıp bunu yalnızca tüketime veya döviz kazandırmayan alanlara yönlendirirseniz, kurdaki en ufak bir dalgalanma borcun yükünü sırtımıza katlayarak bindirir.

 

Dünyada Durum Nasıl?

 

"Dünyanın en gelişmiş ülkelerinin de çok borcu var, bu normal değil mi?" sorusu akla gelebilir. 

 

Evet, gelişmiş ekonomilerin de borç stokları oldukça büyüktür; fakat aradaki temel fark borcun yapısı ve üretim gücüdür. 

 

Japonya, dünyada borcun milli gelire oranı en yüksek ülkelerden biridir. 

 

Ancak Japonya borcunun çok büyük bir kısmını dışarıya değil, kendi vatandaşına ve kendi para birimi olan Yen cinsinden borçlanmıştır. 

 

Dolayısıyla kur riski taşımaz.  

 

1990'ların sonunda ağır bir borç ve döviz krizi yaşayan Güney Kore, aldığı borçları tüketim yerine yarı iletken, otomotiv, batarya ve yapay zekâ gibi küresel ölçekte döviz kazandıran yüksek teknoloji sektörlerine kanalize etti. 

 

Bugün borçlarını rahatça çevirebilen dev bir ihracat devi haline geldi.

 

Almanya, yüksek katma değerli sanayisi sayesinde her yıl milyarlarca dolar cari fazla vererek dış yükümlülüklerini kolayca finanse edebilmektedir.

 

Dış borç tablolarını okurken iki temel noktaya bakmak gerekir:

 

Vade (Kısa mı, Uzun mu?): 

 

Borcun vadesinin ne kadarı 1 yılın altında? Kısa vadeli borç ne kadar fazlaysa, her yıl o kadar çok kaynak bulup borcu yenilemek gerekir. 

 

Vade uzadıkça ekonominin nefes alma alanı genişler.  

 

Gelir Getirisi (Döviz Üretiyor mu?): 

 

Borç dövizle ödeneceğine göre, ekonominin döviz üretebilme kabiliyeti borçtan hızlı büyümek zorundadır.

 

Borçlanmak bir ülkenin büyümesi için meşru bir finansman aracıdır. 

 

Ancak borcun bir kambura dönüşmemesinin tek reçetesi; verimli yatırım, yüksek katma değerli üretim ve güçlü bir mali disiplindir. 

 

Gerçek ekonomik güç, borçlanabilme kapasitesinde değil; o borcu refaha dönüştürebilme becerisinde yatar.

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam