SON DAKİKA
reklam
reklam

Kalabalığın İçinde Yalnızlık

Köşe Yazarı: İlknur İnsaf TURAN   Eklenme Tarihi: 5 Eylül 2026, Cumartesi - 15:23   Okunma Sayısı:

Geçen gün birkaç arkadaşımla kahve içmek için buluştuk.

Uzun zamandır bir araya gelmemiştik. Hepimizin anlatacak bir şeyleri vardı. Hayatımızda değişenler, yaşadıklarımız, bir türlü fırsat bulup konuşamadıklarımız… Bir masanın etrafında oturunca hepsini anlatırız sanıyorduk.

Kahvelerimizi söyledik.

İki laf ettik.

Hatta bir ara hep birlikte güldük. Sonra, farkına bile varmadan, masanın üzerindeki telefonlar konuşmaya başladı.

Önce birinin telefonu titreşti. Ekrana şöyle bir baktı. Ardından diğerinin telefonu çaldı. Bir mesaj geldi, bir bildirim düştü. Derken herkes kendi ekranına eğildi.

Biraz önce birbirimizin yüzüne bakarak konuşan bizler, birkaç dakika sonra aynı masada ama başka başka dünyalarda oturuyorduk.

Kimimiz mesaj yazıyordu, kimimiz sosyal medyada dolaşıyordu. Birimiz gelen bir habere bakıyor, diğeri bir fotoğraf gönderiyordu. Arada biri bir şey söylüyor, kimse tam olarak duymuyordu.

Sonra düşündüm:

Biz galiba sohbet etmeyi unutmuşuz.

Oysa sohbet dediğimiz şey yalnızca kelimeleri birbirimize göndermek değildi. Birinin konuşurken gözlerinin içine bakmaktı. Söyleyeceği cümleyi beklemekti. Bazen aynı şeye gülmek, bazen de hiçbir şey söylemeden birkaç dakika oturabilmekti.

Şimdi ise konuşmalarımızın bile bir acelesi var.

Bir cümleyi tamamlamadan telefonumuza bakıyoruz. Karşımızdaki insan anlatırken zihnimizin bir tarafı gelecek bildirimi bekliyor. Yanımızdaki kişinin söylediğini kaçırırken dünyanın öbür ucundan gelecek bir mesajı kaçırmaktan korkuyoruz.

Ya biz garipleştik ya da garip bir çağın içine düştük.

Hiç olmadığımız kadar iletişim hâlindeyiz. Birkaç saniye içinde dünyanın herhangi bir yerindeki insana ulaşabiliyoruz. Gün boyunca mesajlaşıyor, fotoğraf gönderiyor, yorum yapıyor, beğeniyor, paylaşıyoruz. Telefon rehberimizde yüzlerce isim, sosyal medya hesaplarımızda binlerce insan olabilir.

Peki kaçının sesini gerçekten tanıyoruz?

Kaç kişiyle oturup telefonlarımızı bir kenara bırakarak, acelemiz olmadan konuşabiliyoruz?

Belki de çağımızın en büyük çelişkilerinden biri burada başlıyor.

İletişim arttıkça sohbet azalıyor.
Bağlantılar çoğaldıkça bağlarımız zayıflıyor.
Kalabalıklar büyüdükçe yalnızlığımız derinleşiyor.

Üstelik yalnızca birbirimizden uzaklaşmıyoruz. Kendimizden de uzaklaşıyoruz...

Çünkü sürekli bir şeylere bakıyoruz. Birilerinin ne yaptığını, nerede olduğunu, ne yediğini, nereye gittiğini, ne düşündüğünü takip ediyoruz. Başkalarının hayatlarına bakarken kendi hayatımızın içinden sessizce geçip gidiyoruz.

Bir kahve içiyoruz ama kahvenin tadını almıyoruz.

Tiyatro izlemeye gidiyoruz, görüntü almaktan anı kaçırıyoruz.

Bir arkadaşımızla buluşuyoruz ama onun yüzüne yeterince bakmıyoruz.

Bir manzaraya bakıyoruz ama fotoğrafını çekmeden duramıyoruz.

Belki de teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken biz ondan daha fazlasını bekledik. Bize zaman kazandırmasını isterken, kazandığımız zamanı yine ekranlara verdik.

Şimdi yapay zekâ bizimle konuşuyor. Sosyal medya bizim yerimize insanlarla bağlantı kuruyor. Telefonlarımız nerede olduğumuzu, neyi sevdiğimizi, neye baktığımızı biliyor. Bize ne izlemek, ne okumak, hatta bazen ne düşünmek isteyebileceğimizi bile söylüyor.

Makineler bizimle konuşmayı öğrenirken, biz birbirimizle konuşmayı mı unutuyoruz?

Belki de asıl sorumuz bu olmalı.

Çünkü insanın insana ihtiyacı hâlâ aynı.

Birinin “Nasılsın?” diye gerçekten merak ederek sormasına…

Bir masada telefonların susmasına…

Bir fincan kahvenin soğuyana kadar süren bir sohbete eşlik etmesine…

Ve bazen hiçbir yere yetişmeden, hiçbir şeyi paylaşmadan, yalnızca orada olabilmeye…

Sevgilerimle;

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam