İngilizlerin Ada’da egemenlik elde etmeleri
Adanın Osmanlılar tarafından 1878’de İngilizlere geçici olarak devri, 1907’de Churchill’in adayı ziyareti, 1914’te Adanın İngilizlerce tek yanlı ilhakı, I. Dünya Savaşı ve sonrasında yapılan Paris Barış Konferansı, Lozan’da İngiliz ilhakının Türkiye tarafından hukuken kabulü gibi olaylar, Rumlar için bu hedefi gerçekleştirme yolunda birer basamak olarak kabul edilmiştir.
1926-1932 yıllarında Kıbrıs Valiliği yapan Sır Ronald Storrs, anılarında; “Birçok Rum Başpiskoposunun ENOSİS’çi aşırı uçların baskısıyla demeçler verdiğini, birden fazla Başpiskoposun bu aşırı uçların veya takipçilerinin emellerine uymadığı için zehirlendiğini” belirtmektedir:
1931 ayaklanmasından sonra İngiliz Yönetimince kaldırılan Yasama Meclisi yerine, ayaklanmanın öncüsü olarak kabul edilen kilise mensuplarının alınmadığı yeni bir Danışma Meclisi kurulacaktır. Enosis’den vazgeçmeyen Rum fanatikler, bu kurulda görev alacak Rumları “Vatan Haini” ilan ederler ve bu kurula seçilen eski Yasama Meclisi üyesi A. Triantaphyllides’i Ocak 1938’de öldürürler.
Bu olaylarda “muhtıra” vererek ENOSİS’i gerçekleştirme yoluna giden Rumlar, 1931 yılında İngiliz Yönetimine isyan ederek düşüncelerini şiddete dönüştürdüler. İsyan sonrasında amaçlarına ulaşamadıkları gibi, İngiliz Yönetiminin yoğun baskısına maruz kaldılar ve 308 yıllık Türk dönemindeki hoşgörülü yönetimin özlemini duydular. İngiliz Yönetimi tarafından alınan sert tedbirler, ne yazık ki, isyankâr Rumlarla birlikte haksız bir şekilde Türklere de uygulandı.
Konuyla ilgili bir başka örneği, Kavanin Meclisi’ndeki bir Rum Üyenin sözlerini, bir makalesinde eski Lefkoşa Belediye Başkanı, Kavanin Meclisi Üyesi, Vatan Gazetesi (1911-1912 yılları) sahibi ve başyazarı, Larnaka Kaza Mahkemesi Yargıçlığından emekli Bodamyalızade Mehmet Şevket Bey anlatıyor:
“Eğer Osmanlılar Ada’ya fetih tarihlerinden elli yıl sonra gelmiş olsalardı burada Rum Ortodoks adından eser kalmayacak, İtalya mezalimi ile doğrudan silinecekti.”
Kıbrıs Rumları da Adaların Yunanistan’a ilhakı gibi Kıbrıs’ın da aynı yöntemlerle mutlaka bir gün Yunanistan’a ilhak edileceği inancını ve hayalini sürdürmektedirler. Zaten kiliselerde, okullarda Rum çocukları ve gençleri hep bu ideal, bu emel doğrultusunda yetiştirilmekte milli düşüncelerini ve Helenizm ülküsünü bu inanç içinde şekillendirmektedirler.
Kıbrıs’taki İngiliz Valisinin raporu
Kıbrıs’taki dönemin İngiliz Valisi Sir Ronald Storrs, aynı konudaki endişelerini, 1930 yılından itibaren Londra’ya gönderdiği gizli mesajlarla dile getirmiştir. Storrs, yazmış olduğu anı kitabında Kyrou ve yaptığı faaliyetler hakkındaki görüşlerini ayrıntılı şekilde anlatıyor.
“M. Aleksander Kyrou’nun ailesi Atina’da ‘Ocak’ dergisinin de sahibiydi. Bir ara Yunan Dışişleri Bakanının özel sekreterliğini yapmış, bakan, hizmetlerinden pek memnun olmayınca kendisini bir tepkiye sebebiyet vermemek için bu göreve atamıştı. Adaya gelir gelmez ilk işi yıllarca yerleşmiş konsolosluğu, tüm gemi acentelerini ve diğer konsoloslukların da merkezi olan Larnaka’dan, politik merkez olan Lefkoşa’ya taşımak olmuştur.
Bunun sebebi ‘yapılacak görüşmeleri kolaylaştırmak’ içindi. Orada derhal her türlü dini, milli ve meclis kışkırtmacılığıyla yakın temas kurmayı başarır. Lefkoşa’da bir Mason balosunda daha önceden ayarlanmış bir şekilde ve İngiliz davetlilerin nefret ve hayret bakışları arasında Yunan Milli Marşı okunur. Bu esnada Kyrou salona girip herkesi selamlar. Bu olayı öğrenince derhal Dışişleri Bakanlığına bir rapor gönderip Yunan hükümetine Bay Kyrou’nun artık Kıbrıs’ta istenmeyen bir şahıs olduğunu bildirmelerini istedim.
Sonuç
Bölge barışına, Yunanistan ve Türkiye arasındaki ilişkilerin uygar ortamda yürütülmesine katkı sağlayabilecek Yunan gencin tavrı alkışlanacak cinstendir. Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğu günden beri Türklere karşı duyulan kin ve uygulanan vahşet hiç bitmemektedir.
Bugün Yunanistan’ın egemenliği altında bulunan Girit ve Rodos gibi büyük Adalarda yaşayan Türklere karşı bu denli vahşi eylem ve kaba söylemler görülmemesine rağmen GKRY’de acımasızlığını devam ettirmektedir.
Yunan işgal kuvvetleri Anadolu’daki kavgadan çekilince Atatürk ve Venizelos’un kurdukları dostluğun devam ettirilmesinde ve geliştirilmesinde bir sıkıntı olmamalıdır.