SON DAKİKA
reklam
reklam

Kim Katliamcı Kim Soykırımcı? -II-

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 10 Eylül 2026, Perşembe - 13:29   Okunma Sayısı:

 

Pontus teşkilatı

Yunanistan’ın ve Rum Patrikhanesi’nin faaliyetlerinin yanında, Osmanlı ülkesinde yaşayan Rum azınlığın ticaret sayesinde iyice zenginleşmesi, buna bağlı olarak artan refahın siyasi bilinçlen me getirmesi Anadolu’da Pontusçu propagandanın karşılık bulacağı bir toplumsal zemin yaratmıştır (Yerasimos, s. 35). 

Kısa süre içerisinde Yunanistan’ın desteği ve yönlendirmesi ile Rize’den İstanbul Boğazı’na kadar olan bölgede ve bunun biraz güneyinde eski Yunanlılığın canlandırılması için çalışan bir teşkilat ortaya çıkmıştır.

    Pontus Cemiyeti ilk kapsamlı propaganda bildirisini 1910 yılında yayınlamış ardından bildiride belirtildiği üzere Batum’dan İnebolu‘ya kadar olan tüm Karadeniz coğrafyasında teşkilatlanma işine girişilmiştir (Tansel, 1991, s. 91). Pontus Cemiyeti’nin amacı Trabzon, Ordu, Samsun, Giresun sahil vilayetleri ile Kastamonu, Gümüşhane, Erzincan ve Sivas vilayetlerinin bir kısmını içine alan bölgede, daha sonra Yunanistan ile birleşecek bir Pontus Devleti kurmaktır.

    Birinci Dünya Savaşı sırasında olgunlaşarak hem siyasi hem de çete faaliyetleri yönünden belirginlik kazanan Pontusçuluk silahlı bir isyana dönüşmüştür. Ankara’da kurulan Meclis Hükümeti, 1920 yılı başlarından itibaren bir yandan Millî Mücadeleyi sürdürürken diğer yandan Pontus Sorunu ile uğraşmak ve ciddi tedbirler almak zorunda kalmıştır.   “Büyük Yunan-Bizans İmparatorluğu” fikri Osmanlı Rumlarının Pontusçu faaliyetlerinin çerçevesini çizmiştir (Yılmaz, 2010, s. 59).

    1920'li yıllarda bağımsız Pontus Rum devleti için, Rusya ve Birleşik Devletleri etkin biçimde lobicilik faaliyetlerine girişmişlerdir. 1921 yılında Koleje yapılan baskın sonucu ele geçirilen belgelerden Pontus teşkilatının merkezinin burası olduğu anlaşılmıştır. Millî Mücadele sonrasında Pontus Sorunu, Lozan Konferansı’nda tartışılmış ve alınan kararlar gereği Türk ve Rum ahalinin mübadele edilmesi ile çözüme kavuşturulmuştur. (Bazı bölümler Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Haziran 2014, 15(1), 195-219. Pontus Sorunu: Tarihi Seyri ve Çözüm Çalışmaları Mustafa Yahya METİNTAŞ, Mehmet KAYIRAN çalışmasından alınmıştır.)

 

Seferler ve uygarlıklar

  • Antik Yunan ve Makedon soyundan gelen İskender, Helen kültürüyle yetişmiş ve ünlü

filozof Aristoteles'ten ders almıştır. Büyük İskender, MÖ 334 yılında Çanakkale Boğazı'nı geçerek başlattığı Asya seferinin Anadolu ayağında Çanakkale (Granikos)’ta ilk büyük meydan savaşı, Ege kıyılarında Truva, Sardes, Efes, Milet ve kuşatmayla alınan Halikarnassos (Bodrum), Akdeniz bölgesinde Likya ve Pamfilya (Antalya kıyıları), İç Anadolu’da kuzeydoğuya yönelerek Gordion (Ankara - kördüğümü kestiği yer) ve Ankyra, Güneydoğu’da Kapadokya üzerinden Kilikya Kapılarını (Mersin/Tarsus) aşarak Hatay (İssos) üzerinden Suriye'ye geçiş yapmıştır.  Yaklaşık 3.000 ila 3.500 kilometre katetmiş, savaş meydanlarında 60.000 ile 90.000 arasında insanın ölümüne yol açmıştır. 

Makedonya'nın Antik Yunan (Helen) tarihinin, medeniyetinin ve kültürünün ayrılmaz bir parçası olduğuna inanan Yunanistan, Makedonya Cumhuriyeti'nin bu adı kullanmakla "tarihi tahrif ettiği" görüşünü savunmuş. Büyük İskender ve Antik Makedonya Krallığı'nın Yunan tarihine ait olduğunu belirtmiştir. Komşu ülkenin bu ismi ve sembolleri (Güneş simgesi gibi) kullanmasını toprak iddia edebilecekleri bir tehdit olarak görmüştür.

Tarihinde soykırım olabilecek olayların belki de ilki Büyük İskender’in yarattığı bu facianın sorumluluğu da Makedonya’nın ve İskender’in kendilerinden olduğunu söyleyen Yunanistan’a aittir. Bu adama Hindistan’a kadar gitmek ve Anadolu topraklarındaki uygar insanları biçmek görevini kim verdi? Kaldı ki bunlar Müslüman da değildi.

Soykırım ve Katliamlar

  • Tripoliçe Katliamı: Yunan İsyanı’nda Tripoliçe kuşatması esnasında 23 Eylül 1821 günü

şehrin düşmesi ile Müslümanlara, Türk, Arnavut ve Yahudilere yapılan katil olaylarıdır. İngiliz asker ve tarihçi Thomas Gordon, katledilen sivillerin sayısını 8.000 olarak tahmin ederken, 8.000 de Osmanlı askerinin öldürüldüğünü belirtmektedir. 

    JM. Wagstaff ise, 10.000-15.000 sivilin katledildiğini yazmıştır. Yunan tarihi üzerinde uzman olan tarihçi ve yazar William St. Clair öldürülen sivillerin sayısının 10 binin üzerinde olduğunu belirtmiştir. İngiliz tarihçi Walter Alison Philips Tripoliçe katliamı hakkında:

   “Üç gün boyunca şehrin sakinleri, bir vahşi çetenin kötülüğüne ve keyfine bırakıldı. Yaş ve cinsiyet ayrımı yapılmadı. Kadınlar ve çocuklar, öldürülmeden önce işkencelere tabî tutuldu. Katliam o kadar büyüktü ki, Kolokotronis kapıdan hisara kadar atının ayaklarının yere hiç dokunmadığını söyledi. Şehirdeki Yunan zaferinden sonra yol kenarları cesetler ile doldu. Kadınların ve çocukların bulunduğu Müslüman kitleleri, yakınlardaki dağlarda sığır gibi doğrandı.”

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam