Avrupa’nın zirvesindeyiz.
Filenin Sultanları, Avrupa Şampiyonası finalinde rakibini devirip kupayı kaldırdığında, aslında ortada sadece kazanılmış bir spor müsabakasından çok daha fazlası vardı.
Bu zafer, yıllardır üzerine serili duran "kadın bu işi yapamaz" önyargısının ve mahalle baskısının ortadan ikiye yırtılmasıydı.
Gelişmiş dünya dediğimiz yerlere bakın:
İskandinav ülkelerinde ya da Batı Avrupa’da kız çocuklarının spor salonlarına, sahnelere, laboratuvarlara yönlendirilmesi bir lütuf değil, devlet politikasıdır.
Çünkü bilirler ki bir ülkenin yüzde ellisini eve kapatıp diğer yüzde ellisiyle kalkınamazsınız.
Atatürk’ün yıllar önce "Köylü çoban kızları bile okutacağız, spora teşvik edeceğiz" derken gördüğü vizyon tam da bugündü.
O gün atılan o küçük adımlar, bugün Avrupa’nın en büyük salonlarında İstiklal Marşı’nı coşkuyla söyleten bu devasa özgüveni yarattı.
Bu kızlar bize çok net bir şey öğretiyor:
Özgür bırakılan, imkân verilen ve arkasında durulan bir gençliğin başaramayacağı hiçbir şey yok.
Tribünlerde ağlayan anaların, ekran başında gururla oradaki mücadeleyi izleyen milyonlarca küçük kız çocuğunun gözlerindeki o parıltı, sıradan bir maç sevinci değil;
O parıltı, geleceğe duyulan inancın resmidir.
Eğer bizler her alanda bu başarıyı kalıcı kılmak istiyorsak, meseleye sadece madalya olarak bakamayız.
Kız çocuklarımızın eline sadece ev işi araç gereçleri değil; top, kalem, bilgisayar, enstrüman vermeliyiz.
Onların kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmalıyız.
Filenin Sultanları bize sadece bir kupa getirmedi;
Bir milletin silkinip kendine gelmesinin, öz benliğine dönmesinin en somut dersini verdi.
Şimdi bu zihniyeti spordan alıp bilime, sanata, üretime yayma zamanıdır.
Çünkü bu toprakların evlatları imkân verildiğinde dünyanın en iyisi olabiliyor;
Yeter ki onlara gölge etmeyelim,
Yeter ki önlerindeki engelleri birlikte kaldıralım.