Cem Yılmaz’ın yaşadığı kalp krizi hepimize çok önemli bir şeyi yeniden hatırlattı: Kalp krizi bazen gerçekten bir anda karşımıza çıkar. Ama çoğu zaman o “bir anın” arkasında yıllarca sessizce ilerleyen bir damar hastalığı olabilir. Ve o kritik anda hayat kurtaran şey çoğu zaman mucize değil, dakikalardır. Cem Yılmaz’ın geçtiğimiz günlerde yaşadığı kalp krizi hepimizin aklına aynı soruyu getirdi: “Ya benim başıma gelirse?”
Ünlü komedyen, Çanakkale Ayvacık’taki evinde göğüs ağrısı yaşadıktan sonra sağlık ekiplerine ulaştı. Hastaneye götürüldü, kalp krizi tanısı konuldu ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Hastanesi’nde anjiyoya alındı. Doktoru Prof. Dr. Ercan Akşit’in açıklamasına göre, kalbin ön yüzünü ilgilendiren ciddi bir kalp krizi söz konusuydu. Tıkalı damara balon ve stentle müdahale edildi. Burada en önemli ayrıntı ise hızlı müdahale. Doktorunun ifadesiyle hasta yaklaşık iki saat içinde gerekli müdahaleye ulaştı ve kalp kasının önemli bir bölümü geri dönüşsüz biçimde ölmeden damar açıldı. İşte kalp krizi konusunda hepimizin bilmesi gereken asıl mesele tam da burada başlıyor.
Kalp krizi gerçekten “bir anda” mı olur?
Hasta açısından bakıldığında gerçekten bir anda olabilir. Sabah kahvaltısını yapan, işine giden, arkadaşlarıyla konuşan bir insan birkaç saat sonra kalp krizi geçirebilir. Ama kalp damarları açısından hikâye çoğu zaman o sabah başlamaz. Kalp damarlarının iç duvarlarında yıllar içerisinde kolesterol, yağ, bağ dokusu ve çeşitli hücresel artıkların birikmesiyle aterosklerotik plaklar oluşabilir. Bu plaklar damarı yıllarca sessizce daraltabilir. Sonra herhangi bir gün plağın yüzeyi yırtılır. O bölgede pıhtı oluşur. Pıhtı damarı tamamen ya da ciddi biçimde tıkarsa kalp kasına kan ve oksijen gitmez. İşte o an kalp krizi başlar. Dolayısıyla kalp krizi çoğu zaman “bir gecede oluşan” bir hastalık değil, yıllarca süren damar hastalığının bir anda klinik olarak ortaya çıkmasıdır. Amerikan Kalp Derneği de kalp krizinin çoğunlukla koroner damardaki plak ve bunun üzerine gelişen pıhtıyla ilişkili olduğunu; belirtilerin bazen ani ve şiddetli, bazen ise daha hafif başlayabileceğini vurguluyor.
Peki kalp krizi nasıl anlaşılır?
Kalp krizi denince çoğumuzun aklında tek bir görüntü canlanır. Hasta göğsünü tutar, yere yığılır. Oysa gerçek hayatta farklı tablolar karşımıza çıkabilir. Kalp krizinde şu belirtiler olabilir.
• Göğsün ortasında baskı, sıkışma veya ağırlık,
• Göğüste yanma veya ağrı,
• Sol kola yayılan ağrı,
• Her iki kolda, sırtta, boyunda, çenede veya mide bölgesinde rahatsızlık,
• Nefes darlığı,
• Soğuk terleme,
• Bulantı,
• Baş dönmesi,
• Olağandışı halsizlik
Bazı kalp krizleri ise dramatik değildir. Hatta ağrı bile olmayabilir. Bazen kalp krizi, “biraz hazımsızlık”, “gaz”, “yorgunluk”, “stres”, “kas ağrısı” gibi algılanabilir. Kadınlarda da göğüs ağrısına ek olarak nefes darlığı, bulantı, sırt veya çene ağrısı ve olağandışı yorgunluk gibi belirtiler daha belirgin olabilir. Bu nedenle şüpheli belirtilerde beklemek risklidir.
Kalp krizinde ilk yapılması gereken nedir?
112'yi aramak. Birinci kural budur. İkinci kural ise hastayı kendi otomobilinizle hastaneye götürmeye çalışmak yerine mümkünse ambulans çağırmaktır. Çünkü ambulans yalnızca bir taşıma aracı değildir. Acil sağlık ekibi olay yerinde değerlendirmeye başlayabilir ve hastayı uygun merkeze yönlendirebilir. Kalp krizinde acilen donanımlı bir merkeze gitmek çok önemlidir. Damar ne kadar uzun süre kapalı kalırsa kalp kasının zarar görme ihtimali o kadar artar. Bu nedenle “biraz bekleyelim” ya da bir aspirin alıp bekleyelim yaklaşımı doğru değildir. Amerikan Kalp Derneği de şüpheli kalp krizi belirtilerinde gecikmeden acil yardım çağrılmasını önermektedir.
Peki kalp krizinden korunabilir miyiz?
Evet, risk ciddi biçimde azaltılabilir. Bunun için önce kalbin değil, damarların bakımını yapmak gerekiyor. Çünkü kalp çoğu zaman suçsuzdur. Asıl problem onu besleyen damarlardadır. Peki ne gibi önlemler alabiliriz. Gelin bunlara bakalım
Sigara: Listenin başına hiç tereddüt etmeden sigarayı yazabiliriz. Sigara damarların iç yüzeyine zarar verir, damar hastalığının ilerlemesini kolaylaştırır ve kalp-damar riskini artırır. Cem Yılmaz da yaşadığı olayın ardından sigarayı bıraktığını açıkladı.
Tansiyon: Yüksek tansiyon yıllarca hiçbir belirti vermeden damarları yıpratabilir. İnsan kendini gayet iyi hissederken tansiyonu yüksek olabilir. Bu nedenle tansiyonunuzu bilmek, yaşlanınca değil, yetişkinlikten itibaren önemlidir.
Kolesterol: Özellikle LDL kolesterol, yani halk arasında “kötü kolesterol” olarak bilinen değer, damar sertliği açısından önemli bir risk faktörüdür. Kolestrol seviyelerini diyet, egzersiz ve ilaçlarla dengede tutmak kalp sağlığı için önemlidir.
Diyabet: Yüksek kan şekeri de damar sistemine zarar verebilir. Bu nedenle kan şekeri ve diyabet riskinin düzenli değerlendirilmesi kalp sağlığının da bir parçasıdır.
Fazla kilo ve hareketsizlik: Kalbin sevdiği şeylerden biri harekettir. Her gün düzenli fiziksel aktivite, kilo kontrolü, dengeli beslenme ve yeterli uyku kalp-damar sağlığının temel taşlarıdır.
Bunların hiçbiri “mucize yöntem” değildir. Ama hepsi birlikte, yıllar içinde damarların kaderini ve sağlığınızı iyi yönde değiştirebilir.
“Ben gencim, bana bir şey olmaz” demeyin
Kalp krizinin yalnızca yaşlıların hastalığı olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır. Yaş ilerledikçe risk artar; ancak sigara, yüksek tansiyon, yüksek LDL kolesterol, diyabet, obezite, aile öyküsü ve bazı diğer risk faktörleri daha genç yaşlarda da damar hastalığının ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir. Üstelik modern hayat bize garip bir çelişki yaşatıyor: Eskiden insanları yaşlandıran şeyler vardı. Şimdi ise gençleri bile yaşlandıran alışkanlıklar var. Saatlerce oturmak, sigara, kötü beslenme, uykusuzluk, kronik stres, hareketsizlik, fazla kilo.
Peki herkes kalp damarlarını kontrol ettirmeli mi?
Burada da “herkese aynı test” anlayışından uzak durmak gerekir. Kalp damar hastalığı açısından risk değerlendirmesi kişiye göre yapılmalıdır. Rutin tetkikler yanında gerektiğinde hekim daha ileri tetkikler ister. Yani mesele “Herkes gidip anjiyo olsun” değildir. Tam tersine. Mesele, kimin gerçekten risk altında olduğunu zamanında bulmaktır. Cem Yılmaz'ın kendi ifadesiyle “damar çok önemli.” Gerçekten öyle. Ama damarları önemsemek, sosyal medyada dolaşan kulak çizgilerine bakmakla olmaz. Nitekim Yılmaz'ın kalp krizi sonrası kulağındaki çizgi üzerinden ortaya atılan “kulak memesi çizgisi kalp krizinin habercisidir” yorumları da sosyal medyada tartışıldı. Oysa tek başına böyle bir görüntüye bakarak kişinin kalp damar hastalığı olduğu sonucuna varılamaz.
Son söz: Kalbinizin size verdiği sinyali küçümsemeyin
Belki de Cem Yılmaz'ın yaşadığı olaydan çıkarılabilecek en değerli ders budur: Kalp krizi her zaman bağırarak gelmez. Bazen sessizdir. Bazen göğüste hafif bir baskıdır. Bazen çeneye vuran bir ağrıdır. Bazen alışılmadık bir nefes darlığıdır. Bazen soğuk terlemedir. Bazen de insanın kendi kendine söylediği şu cümledir: “Bir tuhaflık var.” İşte o cümleyi küçümsememek gerekiyor. Bir damarın açılması için geçen her dakika, kalbin geleceğini değiştirebilir. Cem Yılmaz örneğinde hızlı sağlık hizmetine ulaşılması ve tıkalı damara kısa sürede müdahale edilmesi, bu gerçeği çok çarpıcı biçimde gösterdi. O halde bugün kendimize üç soru soralım:
Tansiyonumu biliyor muyum? Kolesterolümü biliyor muyum?
Kalp krizi belirtilerini gördüğümde ne yapacağımı biliyor muyum?
Üçüne de “evet” diyebiliyorsanız, kalbinize sadece bugün değil, geleceğinize de yatırım yapıyorsunuz demektir. Ve bir gün göğsünüzde açıklayamadığınız bir baskı, nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı veya kola-çeneye-sırta yayılan bir ağrı olursa… Beklemeyin.
112'yi arayın. Çünkü kalp krizinde bazen hayat ile ölüm arasındaki mesafe kilometrelerle değil, dakikalarla ölçülür.