Kuru bir veri analizi ya da masa başında geçiştirilecek bir istatistik vermedim; karşımızda küresel bir vahşetin bilançosu var! Karşınızda ders kitaplarından ezberlenmiş teorilerle konuşan, lafazan salon entelektüellerinden biri de yok!
Her gün dünyanın bir yerlerinde jiletlerle akıtılan o taze kandan bahsedeceğim! Dünyanın dört bir yanında, güya "modern" denilen bu çağda, gözümüzün önünde bir cinsiyet kırımı yaşanıyor! "Gelenek", "namus" ya da "kültür" adı altında arkasına sığınılan o lağım çukuru, kadın sünneti denilen vahşeti meşrulaştırmaya çalışıyor.
Bugün hâlâ Afrika'da Somali, Mısır, Sudan, Mali, Gine, Cibuti, Eritre, Etiyopya, Nijerya, Gambia, Moritanya, Burkina Faso; Orta Doğu'da Yemen, Irak ve Umman; Asya'da Endonezya, Malezya, Pakistan ve Hindistan… Merdiven altlarında, tuvalet köşelerinde; henüz on iki - on üç yaşındaki kız çocuklarının bedenlerinin dokunulmaz parçalarından biri anestezisiz kesiliyor! Steril olmayan koşullarda, jiletlerin hiç değiştirilmeden kullanıldığı toplu sünnet törenleri; durdurulamayan kanamalarla ve enfeksiyonlarla can alıyor! Hayatta kalan çocuklarsa, ömür boyu taşımak zorunda kalacakları ağır psikolojik hasarlarla baş başa bırakılıyor. Hükümetler yasak getirse de bu ilkellik, toplumsal baskı ve kemikleşmiş normlar eliyle pervasızca sürdürülmeye devam ediyor!
İşin en can yakıcı, insanı en çok çıldırtan tarafı neresi biliyor musunuz? Bu sistemin çarkını kadınların da döndürüyor olması! Aynı cehennemden geçmiş, aynı acıyla kavrulmuş anneler, teyzeler, anneanneler; küçücük kız çocuklarını, kadın sünnetçilelere yada şöyle demek istiyorum; “geleneğin infaz memeurlarına” kendi elleriyle veriyor! Neden mi? Çünkü o çürümüş toplumsal düzende sünnetsiz kalmak demek; “dışlanmak”, “yok sayılmak” demek! Erkek egemen sistem öyle aşağılık bir pazar kurmuş ki, sünnet edilmeyen kadınla hiçbir erkek evlenmiyor! Kadın adeta defolu bir mal gibi toplumun dışına fırlatılıyor! İşte bu yüzden anne, evladının evlenebilmesi ve o toplumun sunduğu ekonomik ve sosyal güvenceden mahrum kalmaması için bu vahşete ortak oluyor, yani celladın kurallarıyla ayakta kalmaya çalışırken bizzat o celladın baltasına dönüşüyor!
Bir röportajda adamın birinin, "kadın sünnetini durdurmak bize yakışmaz!" demesi ve bunu "günümüz gıdalarındaki uyarıcı maddelere" bağlaması, bu sefil manipülasyonun en somut belgesidir. Bu sefil iddia, erkeğin kendi irade zafiyetini örtbas etmek amacıyla faturayı kadına kesme kurnazlığından başka bir şey değil!
Şimdi dürüst olalım ve resmi net görelim:Hükümetler yasak getirse de bu uygulama devam ediyor! Peki, neden bitmiyor? Evet, ortada az sayıda -samimi yada değil- bir çaba var fakat etkisiz. Neden? Gerçekten çözemiyorlar mı yoksa çözmek mi istemiyorlar? Açık konuşalım:Karşımızdaki tablo, insan hakları endüstrisinin fon bütçelerini eritmek için sergilediği bir göz boyama tiyatrosundan mı ibaret?
Kendi sınırları dışında yaprak kımıldasa "ilerici" kesilen "diğer" dünya kadınlarının bu olay karşısındaki körlüğü tam bir coğrafi narsisizmdir! Binlerce dünya kadının bu vahşetten haberi bile yok! Çünkü küresel kadın hareketlerinin bir kısmının, o çok övündükleri feminist uyanış dalgaları kendi steril mahallelerinin dışına çıkamayacak kadar korkak ve elitist! Acıyı bile coğrafyasına, pasaportuna göre ayıran, sadece kendi kapısının önündeki haklar için yırtınan bu seçici algı, sosyolojik bir çürümenin dip noktasıdır! Sahaya inip bu cehennemin ortasına dalmayı, konforunu bozup bu hakikati masaya vurmayı göze alan parmakla sayılacak kadar az kadının omzuna tüm yükü yıkıp kenara çekiliyorlar! Kendi güvenli fanusunda yaşayıp vizyon kasanların, konu sınırların ötesindeki bir kız çocuğunun yaşam hakkı olunca geliştirdikleri o kibirli, bencil yada korkak sessizlik, bu suçu işleyenler kadar tehlikeli!
Evet! Doğrudan bize, size, hepimize söylüyorum! Sosyal medyada sahte etiketlerle vicdan satarken, dünyanın bir yerlerinde kız çocuklarının elleri-kolları bağlanıyor! Biz ise "Ben o şanssız topraklarda doğmadım!" diyerek arkamızı dönüyoruz. Dediğim gibi, birçok kadın bu cinsiyet kırımının dünyada var olduğundan dahi habersiz, haberdar olanların büyük kısmı ise kendi mikro gündemlerini bozmayacak kadar konfor kölesi! Coğrafi şansınızın arkasına sığınıp kafanızı kuma gömdüğünüz her saniye, o jileti tutan ellerin ortağı oluyoruz!
Coğrafi imtiyazlarının arkasına sığınarak konforlu bir körlük satın alan herkes için söylüyorum:Bu vahşet, bizim suskunluğumuz kadar gerçek!




































