SON DAKİKA
reklam
reklam

Yeniden Bakmak

Köşe Yazarı: İlknur İnsaf TURAN   Eklenme Tarihi: 2 Ekim 2026, Cuma - 22:01   Okunma Sayısı:

 

Geçenlerde eski bir kitabı karıştırırken, sayfaların arasından yıllar önce konulmuş küçük bir kâğıt parçası düştü.

Ne zaman koyduğumu hatırlamıyordum.

Üzerinde birkaç kelime vardı. Çok önemli görünmeyen, hatta bugün okusam belki üzerinde durmayacağım birkaç cümle…

Ama o kâğıdı elimde tutarken uzun süre kaldım.

Kelimeler değişmemişti.

Değişen bendim.

Yıllar önce sıradan gördüğüm o birkaç kelime, bu kez başka bir yerime dokunmuştu. Belki yaşadıklarım, belki kaybettiklerim, belki de zamanın insana öğrettikleri yüzünden aynı cümle başka bir anlam kazanmıştı.

O gün şunu düşündüm:

Bazı şeylerin değişmesi için onların değişmesi gerekmiyor. Bazen değişen yalnızca bizim onlara bakışımız oluyor.

Sanatın bana en çok hatırlattığı şeylerden biri de bu.

Bir tabloya yıllar sonra yeniden baktığımızda başka bir ayrıntı görürüz. Bir filmi ikinci kez izlediğimizde daha önce fark etmediğimiz bir sahneye takılırız. Bir şarkıyı yıllar sonra duyduğumuzda, yalnızca melodiyi değil, geçmişte bıraktığımız bir zamanı da hatırlarız.

Bir kitapta daha önce defalarca okuduğumuz bir cümle, bir gün gelir ve bizi olduğumuz yerde durdurur.

Çünkü bazen eser değişmez.

Biz değişiriz.

Sanat biraz da bunun için var galiba.

Bize bakmayı değil, görmeyi öğretmek için.

Fakat günlük hayatımıza baktığımda bunu ne kadar unuttuğumuzu düşünüyorum.

Birbirimize bakıyoruz ama birbirimizi gerçekten görüyor muyuz?

Yanımızdaki insanın yüzüne bakıp onun yorgunluğunu fark ediyor muyuz? Bir arkadaşımız “İyiyim.” dediğinde, sesindeki değişikliği duyup bir kez daha soruyor muyuz?

Çoğu zaman hayır.

Çünkü çok hızlı yaşıyoruz.

Bir yere giderken başka bir yere yetişmeye çalışıyor, biri bizimle konuşurken telefonumuza bakıyor, bir sofrada otururken o anı yaşamaktan çok fotoğrafını çekmeyi düşünüyoruz.

Gördüğümüz her şeyi kaydetmeye çalışırken, belki de gerçekten görmeyi unutuyoruz.

Oysa hayatın en kıymetli anları çoğu zaman gösterişli değil.

Bir fincan kahvenin yanında yapılan uzun bir sohbet…

Bir kitabın arasında unutulmuş eski bir not…

Yıllardır görmediğimiz bir arkadaşla karşılaşınca duyduğumuz heyecan…

Pencereden içeri giren akşam ışığı…

Bir çocuğun hiç beklemediğimiz anda söylediği bir cümle…

Bunların hiçbirinin tekrar yaşanacağının garantisi yok.

Sanat eserleri de bize biraz bunu hatırlatıyor. Bir ressamın yıllar önce çizdiği bir yüz bugün hâlâ bize bakabiliyorsa, bir yazarın yıllar önce yazdığı bir cümle bugün hâlâ içimize dokunabiliyorsa, demek ki bazı şeylerin değeri zamanla kaybolmuyor.

Belki biz bakmayı bıraktığımız için onları göremiyoruz.

İnsan ilişkileri de böyle.

Bazen çok yakınımızdaki insanları tanıdığımızı düşünüyoruz. Oysa yıllar içinde değişiyorlar. Biz de değişiyoruz. Aynı insanın içinde zamanla başka bir hikâye oluşuyor.

Belki birbirimize yeniden bakmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Önyargılarımızı bir kenara bırakıp…

Dinlemek için dinlemek yerine gerçekten duyarak…

Cevap vermek için değil, anlamak için konuşarak…

Sanatın karşısında nasıl durup biraz daha dikkatli bakıyorsak, hayata da aynı dikkati gösterebiliriz.

Çünkü hayat, önümüzden hızla geçen görüntülerden ibaret değil.

Bazı şeyler ancak durduğumuzda fark ediliyor.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey yeni şeyler görmek değil; elimizde olanlara yeniden bakmayı öğrenmek.

Sevgilerimle…

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam