Türkiye’de son haftaların en önemli finans gündemlerinden biri haline gelen fon krizinde yatırımcıların en fazla merak ettiği konu, “Param ne zaman geri gelecek?” sorusuydu. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) son açıklamasıyla birlikte bu soruya yönelik ilk somut ödeme planı ortaya çıktı. Bana göre bu gelişme, yalnızca teknik bir tasfiye işlemi değil, aynı zamanda sermaye piyasalarına duyulan güvenin yeniden inşa edilmesi açısından da önemli bir aşamadır.
SPK, Tera, Pusula, Atlas ve Hedef Portföy tarafından kurulan ve tasfiye sürecinde bulunan bazı fonların yatırımcılarına nihai tasfiye tamamlanmadan ara ödeme yapılmasına karar verdi. Mutabakatı tamamlanan yatırımcılarda, 1 milyon TL'nin altındaki net yatırım tutarının tamamı, 1 milyon TL ve üzerindeki yatırımlarda ise 1 milyon TL'ye kadar ödeme yapılması öngörülüyor. Ödemelerin öncelikle para piyasası fonlarından başlaması planlanıyor.
Burada özellikle “ara ödeme” ifadesinin altını çizmek gerekiyor. Çünkü bu ödeme, yatırımcının bütün parasını aldığı anlamına gelmiyor. Nihai tasfiye tamamlandığında kalan tutar ayrıca hesaplanacak. Dolayısıyla yatırımcıların, açıklanan 1 milyon TL sınırını “zararın tamamının karşılanması” şeklinde değerlendirmemesi gerekiyor.
Benim açımdan bu planın en önemli tarafı, mağdur yatırımcıların en azından bir bölümünün beklemek zorunda kalacağı sürenin kısaltılmasıdır. Çünkü finans piyasalarında para kadar zaman da önemlidir. Parasını fonda tutan vatandaşın sadece anaparasını değil, o parayı kullanamamasından kaynaklanan ekonomik kaybı da düşünmek gerekir. Özellikle küçük yatırımcı açısından birkaç ay boyunca paraya ulaşamamak, günlük hayat bütçesinden işletme sermayesine kadar birçok alanı etkileyebilir.
SPK'nın ödeme sürecini para piyasası fonlarından başlatması da dikkat çekici. Açıklanan plana göre tasfiye işlemleri, para piyasası ibaresini taşıyan fonlardan ve yatırımcı sayısı en yüksek olanlardan başlanarak yürütülecek.
Burada aslında önemli bir önceliklendirme yapılmış oluyor. Çünkü para piyasası fonları, yatırımcıların kısa vadeli nakit ihtiyaçlarını yönetmek amacıyla yoğun olarak kullandığı ürünler arasında bulunuyor. Dolayısıyla bu fonlarda ödeme sürecinin hızlandırılması, yatırımcıların likidite ihtiyacını karşılaması açısından önem taşıyor.
Bir başka önemli gelişme de 17 Eylül tarihinde TEFAS üzerinden verilen ancak platform tarafından iptal edilen talimatlarla ilgili. SPK, bu talimatların sahiplerine tasfiye bakiyesinden, fondaki katılma payı sahipliği oranında ödeme yapılacağını açıkladı. Ayrıca 16 Eylül ve öncesinde verilen bazı talimatların fonun temerrüde düşmesi veya fiyat açıklamaması nedeniyle gerçekleşmemesi halinde bunların da tasfiye kapsamına alınacağını duyurdu.
Bana göre bu düzenleme, krizin en kritik noktalarından birine açıklık getiriyor. Çünkü yatırımcı açısından “Ben satış emrini verdim ama neden paramı alamadım?” sorusu son derece önemliydi. Emir tarihinin, valörün ve fonun işlem durumunun dikkate alınması, hak sahiplerinin belirlenmesi bakımından gerekliydi.
Fakat burada bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum: Ödeme planının açıklanması, fon krizinin bittiği anlamına gelmez.
Asıl önemli süreç bundan sonra başlayacak.
Çünkü yatırımcıların güveni sadece paranın ödenmesiyle değil, bu sürecin nasıl yönetildiğiyle de yakından ilgili olacaktır. Hangi yatırımcıya ne kadar ödeme yapılacağı, hesaplamanın nasıl gerçekleştirileceği, kalan varlıkların nasıl değerlendirileceği ve nihai tasfiye sonucunda ortaya çıkacak rakamların ne olacağı şeffaf biçimde açıklanmalıdır.
Üstelik mesele yalnızca yatırımcıların parasından ibaret değildir. Sermaye piyasalarının temel unsurlarından biri güvendir. Bir vatandaş parasını banka mevduatı yerine yatırım fonuna yatırıyorsa, burada kurallara, denetime, portföy yönetimine ve piyasa altyapısına güveniyor demektir. Bu güven zedelendiğinde sadece birkaç fon etkilenmez; bütün sermaye piyasasının itibarı bundan payını alır.
Son günlerde yaşanan gelişmelerin Borsa İstanbul üzerinde de ciddi etkileri oldu. Fon krizinin ardından piyasalardaki satış baskısı ve belirsizlik yatırımcı davranışlarını etkilerken, Türkiye'nin risk göstergelerinde de hareketlilik görüldü. Reuters, soruşturma ve fon tasfiyeleri sürecinin yaklaşık yarım milyon yatırımcıyı ve yaklaşık 20 milyar dolarlık varlığı ilgilendirdiğini aktardı.
Bu rakamlar, konunun neden yalnızca bir “fon problemi” olarak görülmemesi gerektiğini gösteriyor.
Benim düşünceme göre bundan sonraki aşamada üç konu özellikle önem taşıyor: hız, şeffaflık ve adalet.
Hız önemli; çünkü yatırımcı parasına mümkün olan en kısa sürede ulaşmak istiyor.
Şeffaflık önemli; çünkü herkes kendi parasının hangi yöntemle hesaplandığını bilmek istiyor.
Adalet ise önemli; çünkü aynı durumda bulunan yatırımcıların aynı kurallara tabi olması gerekiyor.
Öte yandan Adalet Bakanı Akın Gürlek de soruşturmalarda el konulan varlıkların, TMSF bünyesinde oluşturulacak fon aracılığıyla hak sahiplerinin alacaklarının karşılanmasında kullanılacağını açıkladı. Bu yaklaşım, mağduriyetlerin giderilmesi bakımından ayrıca takip edilmesi gereken bir başlık oluşturuyor.
Sonuç olarak SPK'nın ara ödeme kararı, yatırımcılar açısından önemli bir başlangıçtır. Ancak başlangıç ile sonuç arasındaki farkı unutmamak gerekir. Yatırımcının gözü şimdi ödeme takviminde, hesaplama yönteminde ve nihai tasfiye sonucunda olacaktır.
Ben burada özellikle küçük yatırımcının korunmasının öncelikli olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü büyük yatırımcının alternatif finansman imkanları olabilir; ancak küçük yatırımcı için fonda bulunan birkaç yüz bin lira, belki yıllarca biriktirilmiş hayat tasarrufudur.
Bu nedenle bundan sonraki süreçte atılacak her adım, sadece bugünkü mağduriyetleri gidermek açısından değil, yarının yatırımcısının sermaye piyasalarına güvenip güvenmeyeceği açısından da değerlendirilmelidir.
Çünkü finans piyasalarında para kaybedilebilir, ancak güven kaybedildiğinde onu yeniden kazanmak çok daha uzun zaman alır.