SON DAKİKA
reklam
reklam

Grip kapıyı çalmadan önleminizi alın

Köşe Yazarı: ÇAĞATAY ÇAĞLAR   Eklenme Tarihi: 18 Ekim 2026, Pazar - 13:59   Okunma Sayısı:

 

Havaların aniden soğumasıyla birlikte grip ve üst solunum yolu hastalıkları artmaya başladı. Grip de bunun en tanıdık örneklerinden biridir. Burnumuz aktığında, boğazımız ağrıdığında grip olduğumuzu sanırız. Oysa her nezle grip değildir. İnfluenza virüsünün neden olduğu grip, özellikle ileri yaştakilerde, kalp ve akciğer hastalığı bulunanlarda ve diğer risk gruplarında zatürreye, yoğun bakım ihtiyacına, hatta yaşam kaybına yol açabilir. Bu yüzden “Nasıl olsa birkaç güne geçer” diyerek hafife alınmamalıdır. Gribe yakalanma ihtimalini tamamen ortadan kaldıramasak da bulaşma riskini ve hastalığın ağır seyretme olasılığını azaltabiliriz.

 

Grip neden bu kadar hızlı yayılıyor?

 

Sabah işe giderken bindiğiniz kalabalık otobüsü, okuldan gelen çocuğunuzu, kapalı bir ofiste yapılan uzun toplantıyı düşünün. Grip virüsü, günlük hayatın bu sıradan karşılaşmaları sırasında insandan insana geçebilir. Hasta kişi öksürdüğünde, hapşırdığında veya konuştuğunda virüs içeren damlacıklar ve daha küçük solunum parçacıkları havaya yayılır. Özellikle yakın mesafede ve iyi havalandırılmayan kapalı ortamlarda bulaşma riski artar. Yani hasta biriyle yakın sohbet etmek veya aynı kapalı ortamı paylaşmak, virüsle karşılaşmanıza neden olabilir. Virüs bulaşmış bir kapı koluna veya asansör düğmesine dokunduktan sonra elinizi ağzınıza, burnunuza ya da gözünüze götürmeniz de bir bulaşma yoludur. Ancak bu, solunum yoluyla bulaşmaya göre daha seyrek görülür. İşin önemli bir yanı daha var: Grip olan kişi, belirtileri başlamadan yaklaşık bir gün önce başkalarına virüs bulaştırabilir. Henüz ateşi yokken, kendisini hasta hissetmiyorken bile bulaştırıcılık başlar. Okullar, kreşler, toplu taşıma araçları ve kalabalık ofisler bu nedenle grip için birer “bulaşma otobanı”na dönüşebilir. Yakın temasın sık, havalandırmanın yetersiz olduğu yerlerde virüsün yayılması kolaylaşır. Korunmayı yalnızca “Bir vitamin alayım” düşüncesine indirgememeliyiz. Asıl mesele, virüsün bir kişiden diğerine geçmesini zorlaştırmak; yani bulaşma zincirini kırmaktır. Elbette virüsle karşılaşan herkes hasta olmaz; enfekte olan herkes de aynı belirtileri yaşamaz. Bağışıklık sistemimizin durumu, yaşımız, kronik hastalıklarımız ve önceki enfeksiyonlar ya da aşılarla kazandığımız bağışıklık, hastalığın nasıl seyredeceğini etkiler. Ancak kendimizi sağlıklı ve güçlü hissetmemiz, gribe yakalanmayacağımız veya başkasına bulaştırmayacağımız anlamına gelmez. Bu nedenle bağışıklığımıza güvenmek kadar, bulaşmayı önleyecek tedbirleri almak da önemlidir. 

 

Bir hastalıktan korunmak, onunla mücadele etmek zorunda kalmaktan çok daha daha iyidir. İşte o tedbirler:

1. Grip aşısı: Güçlü korunma halkası

Her yıl “Bu sene gribim çok ağır geçti” lafını etraftan duyarız. Bunun nedeni; influenza virüsünün her sezon biraz değişmesi. Bu yüzden grip aşısı da her yıl o sezon için yeniden güncellenir.

Kimler mutlaka yaptırmalı?

Dünya Sağlık Örgütü ve pek çok ülkenin sağlık otoritesi şu gruplara öncelikle aşı öneriyor:

65 yaş üstü, Kronik kalp, akciğer, böbrek, karaciğer hastalığı olanlar, Diyabet hastaları, Bağışıklık sistemi zayıf olanlar (kortizon, kemoterapi vb. kullananlar), Hamileler ve lohusalar, Sağlık çalışanları, Bakımevinde yaşayanlar veya orada çalışanlar.

Bu gruplarda aşı: Grip olma riskini azaltır, ayrıca hastaneye yatış ve ağır seyir riskini belirgin düşürüyor, Zatürre ve ölüm riskini azaltıyor. “Ben gencim, sağlıklıyım, bana gerek var mı?” diyorsanız

Aşı “genç ve sağlıklı” kişilerde de: Grip geçirme ihtimalini azaltıyor, Özellikle evinde yaşlı / kronik hasta olanlar için bir koruyucu bariyer oluşturuyor.

Evet, %100 koruma yok ama aşılı kişide hastalık daha hafif seyreder, rüre kısalır, komplikasyon riski düşer. Özellikle sağlık çalışanları, öğretmenler, toplu ortamlarda çalışanlar için hem kendini hem çevresini koruma sorumluluğu gibi düşünebiliriz.

 

2. El yıkama ve hijyen: Basit ama etkili çözüm

“Hastalıklarda basit önlemler, çok işe yarar” klişesi burada gerçekleşir.

Virüsler: Ellerimize, telefon ekranına, bilgisayar klavyesine, asansör tuşuna kolayca bulaşır ve saatlerce canlı kalabilir. Bazı insanlar yüzüne sık dokunur, sürekli burnunu kaşır, gözünü ovuşturur. Bu insanlarda virüs bulaşması daha kolaydır. Ellerini sık sık suyla ve sabunla en az 20 saniye yıkamak çok iyi bir önlemdir. Özellikle eve gelince, yemek hazırlamadan önce, toplu taşımadan sonra. Sabun yoksa: En az %60 alkol içeren el antiseptiği kullanılabilir. Dışarıda: Asansör tuşu, POS cihazı, kapı kolu gibi yüzeylere dokunduktan sonra elimizi göz, burun ve ağzımıza götürmemek gerekir. Hatta parmak uçları yerine elimizin ya da parmağınızın daha az kullandığımız kısımları ile çevredeki cisimlere dokunmak bir çözümdür. Basit gibi görünse de yapılan çalışmalar, el hijyeninin solunum yolu enfeksiyonlarını anlamlı şekilde azalttığını gösteriyor.

 

3. Maske ve mesafe: 

 

Özellikle salgın döneminde hayat kurtarır

COVID döneminde maske kullanımını öğrendik ama grip için de bu geçerlidir. Hasta olduğunuzu biliyorsanız (öksürük, ateş, boğaz ağrısı) ve toplu alanlara girmek zorundaysanız maske takmak hem nezaket hem de bilimsel olarak çok doğru bir yaklaşım olacaktır. Toplu taşıma, hastane, kalabalık kapalı ortamlar dönem dönem maske kullanımını gerektirebilir. Hem başkalarına bulaştırmamak, hem de kendimizi korumak adına gerektiğinde maske kullanmalıyız. Paylaştığımız havayı da önemsemeliyiz. Paylaşılan havanın olduğu ev, sınıf ve ofis gibi ortamları havalandırmak, virüsle karşılaşma riskini azaltmaya yardımcı olur. 

 

4. İstirahat:

Hastayken “oturduğunuz yerde oturmak’’ önemli Ülkemizde çok yaygın bir refleks: “Bir serum taktırayım, işe gideyim, yatamam.”

Oysa: Gripken işe gitmek, çocuğu hasta halde okula göndermek, hem iyileşmeyi geciktirir, hem de bulaştırıcılığı katlar. Mümkün olduğunca: 24 saat ateş düşüp genel durum düzelene kadar istirahat, evde dinlenmek ve diğer aile bireyleriyle yakın teması (aynı bardak, havlu, yakın mesafeden öksürme) azaltmak önemlidir. Dışarıda harcayacağımız enerjiyi, istirahat edip virüsle mücadeleye harcarsak hastalık daha kısa ve daha az şiddetli geçecektir. 

 

5. Uyku, beslenme, stres: 

Bağışıklık zemini

Bağışıklık sistemi, tek bir vitamin ilacı kutusuna sığmaz. Yetersiz uyku (özellikle <6 saat): üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalanma riskini anlamlı artırıyor.

Aşırı stres: Kortizol düzeyini yükselterek bağışıklık hücrelerinin işlevini bozuyor.

Dengesiz beslenme: Çok şeker, çok işlenmiş gıda da inflamasyonu artırıp savunma sistemini zayıflatıyor. Mucize gıda yok; ama renkli sebze–meyve ağırlıklı beslenme (C vitamini, antioksidanlar), yeterli protein (bağışıklık hücreleri için yapı taşı), Omega-3 kaynakları (balık, ceviz vb.), düzenli, tempolu yürüyüş gibi orta düzey egzersiz grip dahil pek çok enfeksiyona karşı “zemini sağlamlaştıran” faktörlerdir. Ateş varsa su, bitki çayları ve çorba gibi sıvı kaynakları faydalıdır. 

Grip tedavisi ya da ondan korunmak için mucize bir yöntem yoktur. Her yıl aşılanmak, ortamları havalandırmak, el hijyenine dikkat etmek ve hastayken evde kalmak ve maske gerektiğinde takmak korunmanın temelini oluşturur. Yeterli uyku ve dengeli beslenme de bağışıklığımızı destekler. Unutmayalım; bizim hafif geçirdiğimiz bir enfeksiyon, sevdiklerimiz ya da diğer insanlar için ağır sonuçlar doğurabilir. 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam