Her bireyin bir duygu bahçesi vardır. Benim bahçemdeki her çiçek, hayatıma dokunan insanları temsil eder. Her tohumum kıymetlidir. Çünkü bilirim ki her tohumun filizlenmek, büyümek ve çiçek açmak için farklı bir özen ve ilgiye ihtiyacı vardır.
Ben önce ekerim tohumlarımı… Sonra her çiçeğime farklı davranır, her birini ihtiyacı olan özenle büyütmeye çalışırım. Kimi daha fazla ilgi ister, kimi biraz özgür bırakılmayı… Kimi güneşe ihtiyaç duyar, kimi gölgede serpilir. Ben de her birinin ihtiyacını anlamaya, ona göre emek vermeye çalışırım.
Elbette her bakımın bir hasat zamanı vardır. Benim için asıl mesele, hasat zamanı bahçemin bana ne verdiği değil; verdiğim emeğin karşılığını alıp alamadığımdır. Çünkü bazen en çok emek verdiğimiz çiçekler bile beklediğimiz gibi açmaz. Bazen de hiç ummadığımız bir tohum, bahçemizin en güzel çiçeğine dönüşür.
Tıpkı hayatımızdaki insanlar gibi…
Şebnem Önal’ın atölyelerinden birindeydim yine. Bu kez kendi bahçeme, kendi iç dünyama doğru bir yolculuğa çıktım. Bahsettiğim bahçe, elbette gönlümün ve ruhumun bahçesi…
Hayatımdaki insanları düşündüm. Kimisi ön bahçemdeydi, kimisi arka bahçemde… Kimisi hâlâ capcanlıydı, kimisi çoktan solmuştu. Kimi özenle bakılmış, kimi kendi hâline bırakılmıştı. Bazı tohumları hangi duygularla ektiğimi, hangilerini büyütürken neler hissettiğimi, hangilerinin bana ne kattığını yeniden düşündüm.
O gün, yalnızca bahçemdeki çiçekleri değil, kendimi de anlamaya çalıştım. Geçmişte verdiğim emekleri, içimde büyüttüğüm duyguları, hayatıma giren insanları ve onlarla kurduğum bağları gözden geçirdim. Bazen insanın kendine dönmesi, kendi içindeki bahçeyi dolaşması gerekiyormuş. Hangi çiçeğe fazla su verdiğini, hangisini susuz bıraktığını, hangisinin artık solmasına izin vermesi gerektiğini anlayabilmesi için…
Gönlümün çiçek bahçesini keşfederken ellerimiz bir balkabağına renk veriyordu. İç dünyamda yaptığım bu yolculuk, ellerimde şekillenen rengârenk bir balkabağıyla somutlaştı. Atölyeden yalnızca kendi ellerimle renklendirdiğim bir balkabağıyla değil; heybeme doldurduğum güzel duygular, olumlamalar ve kendime dair yeni farkındalıklarla döndüm.
Her atölye bana yeni bir şey katıyor. Bazen kendimle ilgili fark etmediğim bir duyguyu keşfediyorum, bazen uzun zamandır içimde taşıdığım bir düşünceye başka bir gözle bakıyorum. Bu kez de kendi bahçeme baktım. Belki de en çok ihtiyacım olan şey, başkalarının bahçesini güzelleştirmeye çalışırken kendi bahçemi de unutmamam gerektiğini hatırlamaktı.
Atölyedeki diğer kadınlara baktığımda, her birinin bu deneyimden kendine ait bir şeyler aldığını hissettim. Kimi gülümsüyordu, kimi yaptığı işe odaklanmıştı, kimi belki de kendi iç dünyasında sessiz bir yolculuktaydı. Her birimizin hikâyesi farklıydı ama o gün aynı ortamda buluşmuş, kendimize bir alan açmıştık.
Ve bir kez daha düşündüm: Biz kadınlar gerçekten harika varlıklarız. İçimizde keşfedilmeyi bekleyen ne çok duygu, ne çok hayal ve ne çok güç var! Bazen bir atölye, bazen bir sohbet, bazen de ellerimizle ortaya çıkardığımız küçük bir eser, içimizdeki kocaman dünyayı fark etmemize vesile olabiliyor.
Ben, yapabileceklerimizin hiçbir sınırı olmadığına inanıyorum. Yeter ki kendimize inanmayı, kendimize emek vermeyi ve kendi bahçemizi güzelleştirmeyi ihmal etmeyelim.
Çünkü hayatımızdaki her çiçeği büyütmek bizim elimizde olmayabilir. Her tohumun filizlenmesini sağlayamayabilir, her çiçeğin açmasını bekleyemeyebiliriz. Ama kendi bahçemize nasıl bakacağımızı, hangi duyguları besleyeceğimizi ve hangi çiçeklere emek vermeye devam edeceğimizi seçebiliriz.
Şimdi kendime soruyorum: Ben kendi duygu bahçemde hangi çiçekleri büyütüyorum ve hangi tohumların artık toprağa tutunmasına izin vermeliyim?
Belki de kendimize sormamız gereken en güzel soru budur.
Çünkü insanın en kıymetli bahçesi, kendi gönlünde büyüttüğü bahçedir.