SON DAKİKA
reklam
reklam

İYİLİK SİZDEN, VEFA YERİNE BEKLENTİYE DÖNÜŞÜR

Köşe Yazarı: Selami BALTAOĞLU   Eklenme Tarihi: 30 Ekim 2026, Cuma - 13:07   Okunma Sayısı:

İnsan bazen bir iyiliği yaparken yalnızca bir insanın yükünü hafifletmek ister. Ne karşılık bekler ne teşekkürün büyüğünü ister ne de yaptığı iyiliği bir gün başkasının başına kakmayı düşünür. Çünkü gerçek iyilik, insanın vicdanından doğar; hesap defterinden değil.

Fakat hayatın içinde öyle hikâyeler vardır ki insanı iyilik yapmaktan değil, iyiliğin zamanla nasıl yanlış anlaşılabildiğini görmekten yorar.

Bir düşünün…

İyi niyetli bir insan, her ay işe giderken ihtiyaç sahibi bir aileye destek olmaya karar veriyor. Her ayın başında 10 bin TL yardım ediyor. Bunu bir zorunluluk olarak değil, insanlık adına duyduğu bir sorumluluk olarak yapıyor. Belki kendi imkânlarından kısıyor, belki kendi ihtiyaçlarını erteliyor ama bir başka evdeki sıkıntıyı bir nebze olsun hafifletmenin huzurunu yaşıyor.

Yıllar geçiyor.

Ekonomik şartlar değişiyor, hayatın yükü ağırlaşıyor. Yardım eden kişi, desteğini 10 bin TL'den 7 bin 500 TL'ye düşürüyor. Bir süre sonra 5 bin TL'ye indiriyor. Çünkü onun da bir hayatı, bir ailesi, yetiştirmesi gereken çocukları ve karşılaması gereken masrafları var.

Üstelik yardımsever kişinin bir kızı üniversiteye başlıyor. Eğitim masrafları artıyor. Bir yıl sonra diğer kızı da üniversiteye başlıyor. Artık kendi bütçesi de zorlanıyor. Bunun üzerine yardım ettiği kişiye durumu açıklıyor:

“Geçen yıl kızım üniversiteye başladığı için yardımımı azaltmak zorunda kaldım. Bu yıl diğer kızım da üniversiteye başladı. Gelirim artık yetmiyor. Bu nedenle sana verdiğim desteği daha fazla azaltmak zorundayım.”

İnsanın karşısındaki kişiden beklediği şey, belki yalnızca anlayış ve biraz empati…

Fakat aldığı cevap şu oluyor:

“Sen benim paramla mı çocuklarına üniversite okutuyorsun?”

İşte insanın durup düşünmesi gereken yer tam da burasıdır.

Bir insanın yıllarca uzattığı yardım eli, nasıl olur da zamanla karşı tarafın gözünde bir hakka dönüşür? Gönülden verilen bir destek, nasıl olur da yerine getirilmesi gereken bir göreve dönüşür? Bir zamanlar minnetle karşılanan iyilik, nasıl olur da miktarı azaldığında sorgulanan bir borç gibi görülmeye başlanır?

Asıl mesele 10 bin TL'nin 7 bin 500 TL'ye, ardından 5 bin TL'ye düşmesi değildir. Asıl mesele, iyiliğin anlamının değişmesidir.

Çünkü yardım eden insanın da ihtiyaçları vardır. Onun da evlatları, hayalleri, sorumlulukları ve geleceğe dair kaygıları vardır. Başkasının derdine ortak olmak için kendi hayatını tamamen unutması beklenemez.

İyilik yapmak, insanın gönlünden gelen bir tercihtir; başkasının hayatını sonsuza kadar finanse etme mecburiyeti değildir.

Bir insanın size yardım etmesi, onun bütün imkânlarını sizin emrinize verdiği anlamına gelmez. Bugün verebildiğini yarın veremeyebilir. Dün gücü yeten bir şeye bugün gücü yetmeyebilir. Bu, onun iyi niyetini kaybettiğini değil, hayatın şartlarının değiştiğini gösterir.

Ne yazık ki bazı insanlar, kendilerine uzatılan eli tutarken o elin sahibinin de yorulabileceğini unuturlar. Yardımın devam etmesini doğal, azalmasını ise haksızlık sayarlar. Bir süre sonra yapılan iyiliğin kendisini değil, miktarını hatırlarlar. İyiliğin arkasındaki fedakârlığı değil, kendilerine sağladığı imkânı görürler.

Oysa insanlık, yalnızca yardım alırken gösterilen memnuniyetle ölçülmez. Asıl karakter, işler beklendiği gibi gitmediğinde ortaya çıkar.

Bir insan size yıllarca destek olmuşsa, desteği azaldığında ona hesap sormak yerine yaşadığı güçlüğü anlamaya çalışmak gerekir. Çünkü o insan, size yardım ederken kendi evlatlarının geleceğinden vazgeçmek zorunda değildir. Kendi çocuklarını okutması, kendi ailesini geçindirmesi, kendi hayatını sürdürmesi en doğal hakkıdır.

Başkalarının yükünü hafifletmeye çalışırken kendi yükünün altında kalmak da onun kaderi olmamalıdır.

İyiliğin bir de görünmeyen bedeli vardır

İyilik yapan insanlar çoğu zaman yalnızca paralarını değil, zamanlarını, emeklerini, huzurlarını ve bazen kendi ihtiyaçlarını da paylaşırlar. Bir başkasının sıkıntısını kendi meselesi gibi görürler. Kimsenin bilmediği fedakârlıklar yaparlar. Bir evde tencere kaynasın, bir çocuk eğitimine devam etsin, bir aile biraz olsun rahat nefes alsın diye ellerinden geleni yaparlar.

Bunların hiçbiri küçük şeyler değildir.

Ancak iyilik yapan insanın karşısına sürekli bir beklenti çıkarılırsa, bir süre sonra verdiği desteğin miktarı değil, üzerine yüklenen sorumluluk onu yormaya başlar.

Dün kendi isteğiyle yardım eden insan, bugün yardımını açıklamak zorunda bırakılır. Yarın neden daha fazla veremediğini anlatması beklenir. Bir sonraki gün ise yaptığı iyilik yetersiz bulunur.

İşte o zaman iyilik, gönülden gelen bir davranış olmaktan çıkar; karşı tarafın yerine getirilmesini beklediği bir yükümlülük gibi algılanmaya başlar.

İyiliği inciten, her zaman karşılık görememek değildir. Bazen asıl inciten, gönülden verdiğiniz bir şeyin sizden beklenen bir borca dönüştürülmesidir.

Çünkü iyilikte vefa beklemek başka, iyiliği bir alışkanlık hâline getirip sürekli talepte bulunmak başkadır. Vefa, yapılan yardımın büyüklüğünü her gün dile getirmek değildir; o yardımın arkasındaki insanlığı unutmamaktır.

Vefa, miktara değil niyete bakar

Belki de en büyük yanılgımız, bir insanın bize yaptığı iyiliğin hep aynı şekilde devam edeceğini düşünmektir. Hayatın değiştiğini, insanların şartlarının ağırlaşabileceğini, gelirlerin azalabileceğini ya da yeni sorumlulukların ortaya çıkabileceğini unutuyoruz.

Oysa bugün yardım eden, yarın yardıma ihtiyaç duyabilir. Bugün eli geniş olan, yarın ekonomik sıkıntılarla karşılaşabilir. Bugün başkasının gözyaşını silen, yarın kendi derdini anlatacak birini arayabilir.

Hayat kimseye değişmez bir imkân, sınırsız bir güç veya sonsuz bir maddi rahatlık vadetmez.

Bu nedenle bir iyiliğin değerini, her ay aynı miktarda devam edip etmediğiyle ölçmek büyük bir haksızlıktır. Bazen 10 bin TL yardım etmek kolaydır; bazen imkânlar daraldığında 500 TL verebilmek bile büyük bir fedakârlıktır. Önemli olan rakamın büyüklüğünden önce insanın niyetidir.

Elbette yardım alan insanın da ihtiyaçları, kaygıları ve zor şartları olabilir. Onun yaşadığı sıkıntıyı küçümsemek doğru değildir. Fakat ihtiyaç sahibi olmak, bir başkasının imkânları üzerinde sınırsız hak sahibi olmak anlamına da gelmez.İnsan hem zor durumda olabilir hem de kendisine yardım eden kişinin şartlarını anlayabilir. Hem desteğe ihtiyaç duyabilir hem de o desteğin azalmasına saygı gösterebilir.

Çünkü gerçek vefa, yalnızca iyilik devam ederken değil, iyilik azaldığında da insan kalabilmektir.

İyilik yapın ama kendinizi de unutmayın

Bütün bunlardan çıkaracağımız sonuç, iyilik yapmaktan vazgeçmek değildir. Tam tersine, iyilik insanlığın en güzel değerlerinden biridir. Bir insanın hayatına dokunmak, bir çocuğun eğitimine katkı sağlamak, bir ailenin zor gününde yanında olmak dünyayı güzelleştiren davranışlardır.

Ancak iyilik yaparken sınırlarımızı da bilmeliyiz. Kendi ailemizin sorumluluklarını, çocuklarımızın geleceğini ve ekonomik gücümüzü göz ardı etmemeliyiz.

Kimseye iyilik yapmak uğruna kendi hayatımızı sürdüremez hâle gelmek zorunda değiliz. Bir başkasına destek olmak için kendi evlatlarımızın ihtiyaçlarını ikinci plana atmak zorunda da değiliz.İyilik, insanın gücü ölçüsünde yaptığı güzel bir davranıştır. Gücünün yetmediği yerde durabilmek, şartlarını dürüstçe anlatabilmek ve gerektiğinde yardım miktarını azaltabilmek de en doğal hakkıdır.

İyiliğin kıymetini bilen insan, kendisine uzatılan elin neden biraz daha az uzandığını sorgulamadan önce o eli uzatan kişinin de yorulabileceğini düşünür.

Unutmayalım ki bir insanın gönlünü kazanmak, ondan sürekli bir şey istemekle değil, ona kendisini değerli hissettirmekle mümkündür.

Bir insana yardım edebilirsiniz. Onun sıkıntısını hafifletebilir, çocuklarının eğitimine katkı sağlayabilir, hayatına umut olabilirsiniz. Fakat bütün bunları yaparken, bir gün bu yardımın sizin üzerinizde bir zorunluluğa dönüştürülebileceğini de unutmamak gerekir.

Bazı insanlar iyiliği bir nimet olarak görür; bazıları ise zamanla alışır ve onu doğal bir hak gibi kabul etmeye başlar. İlkinde vefa büyür, ikincisinde beklenti…

İşte insanın kalbini yoran da bu dönüşümdür.

Siz bir gönüle iyilik bırakırsınız, o ise zamanla sizden bir görev beklemeye başlayabilir. Siz fedakârlık yaparsınız, o bunu sorumluluğunuz sayabilir. Siz imkânınız ölçüsünde destek olursunuz, o ise neden daha fazlasını yapmadığınızı sorgulayabilir.

Ama unutmayın: Bir insanın iyiliğinizi hak gibi görmeye başlaması, sizin iyiliğinizin değerini azaltmaz. Yalnızca iyiliğin ve beklentinin birbirinden ne kadar farklı olduğunu gösterir.

İyilik yapmaktan vazgeçmeyin; fakat iyilik yaparken kendi sınırlarınızı da koruyun. İnsanlara destek olun; ama kendi ailenizin sorumluluklarını unutmayın. Gönlünüzü açık tutun; fakat iyi niyetinizin sınırsız bir yükümlülüğe dönüştürülmesine izin vermeyin.

Çünkü gerçek iyilik, insanı borçlu hissettirmek için değil, yükünü hafifletmek için yapılır. Gerçek vefa, yapılan yardımı sürekli hatırlatmak değil, o yardımın arkasındaki insanı unutmamaktır.

Ve belki de hayatın en önemli dersi şudur: İyilik sizin gönlünüzden doğsun, ama başkasının beklentileri yüzünden sizin omuzlarınıza mecburiyet olarak yüklenmesin.

İyilik gönülden verildiğinde güzeldir. Vefa ile karşılandığında anlam kazanır. Zorunluluğa dönüştürüldüğünde ise insanın içindeki iyilik duygusunu yaralayabilir.

Unutmayalım; iyilik bir insanlık değeridir, mecburiyet değil. Vefa bir gönül meselesidir, beklenti değil.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam