SON DAKİKA
reklam
reklam

Bilmediğimiz yönleriyle Atatürk

Eklenme Tarihi: 15 Kasım 2025, Cumartesi - 12:00   Okunma Sayısı: 73704
Onu hep asker Mustafa Kemal Paşa ve devlet adamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olarak tanıdık. Bu büyük lideri en yakınlarının ağzından ve anılardan hiç bilmediğimiz yönleri ile tanıyalım.

 

O öyle bir gün ki ve öyle bir an ki o an bütün sesler susar, nefesler tutulur sadece ve sadece acı acı sirenler çalar. Gözlerde geçen senelere inat damla damla yaşlar kalplerde ise ona sahip olmanın eşsiz gururu.

  O, mavi gözlü bir dev, o bir ülkeyi yoktan var eden eşsiz kurucu. O, bütün dünyada emsali görülmemiş eşsiz kişilik. İyi ki Türküm dememizi sağlayan önderimiz. Sence yıllar seni unutturmaya yeter mi? Sarı Saçlım mavi gözlüm bir daha gel Samsun'dan. Ne çok söylüyoruz dimi bu cümleyi artık. Çünkü sadece bir döneme değil yüzyıllara damga vurmuş  eşsiz bir lider bir komutan. Biz bugüne değin  Peki sadece bu kadar mı? Elbette değil o da bizler gibi sevinen üzülen ağlayan gülen aşık olan çokça yalnızlık hisseden ve sık sık rüyalar gören ve bunların çoğu da çıkan bir insan. Atatürk, o herşeyden önce idealist bir insandı bu yolda kırdı kırıldı belki ama asla vazgeçmedi. İyi ki de vazgeçmedi. O bir an vazgeçmiş olsaydı belki biz, biz olmayabilirdik.

  Peki bugün bu büyük lideri en yakınlarının ağzından hiç bilmediğimiz yönleri ile tanıyalım. Bir kaç küçük anektod sayesinde. Öncelikle Atamız tam da türküde vurguladığımız gibi Sarı Saçlı Mavi Gözlüdür. 1.74 boyunda, 74 76 kg ağırlığındadır. TC kimlik numarası kanunu çıktıktan sonra kendisine verilen numara 00000000146'dir. Bu 146’nın güvenlik amacıyla verildiği söylenir.

  İlkokul çağına geldiğinde anne ile baba arasında ufak bir fikir ayrılığı yaşanacaktır ve bu ayrılığı Ali Rıza Efendi zekice bir yöntemle çözüme kavuşturacaktır. Önce kısa bir süre mahalle mektebine hemen ardından ise modern yöntemlerle eğitim veren Şemsi Efendi ilkokuluna yazdırılacaktır. Ancak maalesef ki buradaki eğitim hayatı da istediği gibi uzun ömürlu olmayacaktır Mustafa'nın. Babası vefat haberinin hemen ardından annesi ve kardeşi ile birlikte dayısının yanina gideceklerdir. Kendi deyimiyle "Karga kovalayıp tarla bekçiliği" yapmak için. Daha sonra komşularından Kadri Bey'in de yardımları ile Askeri Rüştiyeye girer ve tahsiline burada devam eder.Mustafa oradan 1895 yılında Manastır Askeri Lisesine sonra 1899'da harp okuluna başlar ve 1902 yılında Harp okulunu bitirir. Ve işte artık gerçek hayat başlamıştır.

İLK BAŞ KALDIRISI

  Gittiği mahalle mektebinde Arapça dersleri yerde bağdaş kurularak yapılıyordu. Fakat bu ona gayet zor geliyor ve dersleri ayakta dinliyordu. Bunun üzerine hocası oturmasını söyleyince hayır oturmayacağım diyerek karşı gelir ve hocanın

-Ne bana karşı mı geliyorsun? demesi üzerine

-Evet karşı geliyorum der ve bütün sınıfın ona destek olmasıyla hoca çocuklarla uzlaşmak zorunda kalır.

  Pek bilinmeyen bir konuda Atamızın aslında 6 kardeş olduğudur. Maalesef bu dört kardes çeşitli yaşlarda hastalıklar sonucu hayatını kaybetmiştir. Sadece Makbule Atadan 1856 yılına kadar yaşadı.

ATATÜRK ve DİN

Atatürk bugüne kadar bahis olunduğu üzere din konusunda asla zayıf bir zat değildir. Hatta bilakis bir çok sureyi ezbere okuyup Türkçe yorumu yapacak kadar bilgiye sahiptir de. Ve gördüğü yerde Kur'an-ı Kerim'i öpüp başına koyacak kadar saygılıdır da. Din ile ilgili yaklaşımına kendi sözleri ile son noktayı koyalım.

"Din gerekli bir kurum olup, dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurası var ki din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden menfaat sağlayanlar menfur kimselerdir. İşte biz bu duruma karşıyız ve bu duruma izin vermeyeceğiz" demiştir. Onun en çok saygı duyduğu din âlimi Rıfat Börekçi'dir. O geldiği zaman onu ayakta karşılar her türlü saygısını sunardı. Ayrıca imkan bulabildiği ölçüde orucunu da tutar, iftar davetlerine katılır, iftara başlarken duasını eder diyerek anlatıyor kardeşi Makbule Hanım. Ayrıca herkes tarafından bilinen bir görüntüyü tekrar hatırlatmak isterim o TBMM'yi dualar eşliğinde açacak kadar dindar bir liderdir. Ayrıca Sinan Meydan'ın Atatürk'le Allah arasında isimli kitabında Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v) hakkında şu satırlara rastlıyoruz.

-O, Hz.Muhammed Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim senin adın silinir, fakat sonsuza kadar o ölümsüzdür. Onun en önemli duası "Yarabbi! sen Türk ordusunu koru, muzaffer et. Türklüğün, Müslümanlığın düşman ayakları altında esaret zincirinde kalmasına müsaade etme". Onun not defterinde şu cümleyi muhakkak görürsünüz. "Allah büyük bir kuvvettir". O, ayrıca siyah rengin matem rengi olarak görülmesine karşı idi ve bunu bilenler de kendi katafalkında siyah rengi kullanmadılar. Yeşil rengi tercih ettiler.

  Atatürk ve Musiki konusuna değinecek olursak Atamız Safiye Ayla'yı çok severdi. Hatta zaman zaman kendisine musiki dersleri de verdiği olmuştur. Onun Atadan ilk öğrendiği şarkı “Mani Oluyor Halimi Takrire Hicabim” olmuştur. Onu sık sık, “Bak Safiye her gün biraz daha gelişiyorsun, ilerliyorsun, şöhretin artıyor bu konu seni asla mağrur bir insan yapmasın” diye uyarırmış. Ayrıca Atamızın çok yüksek bir Türk müziği kültürü vardı. Garp Müziğini de bilirdi. Tosca'yi dinlemeyi severdi ve iştirak ederdi. Ve tahmin edildiği üzere Rumeli müziğini de çokca severdi. Onu ağlatan türkülerin başında Yemen türküsü gelir, ağlarken "Yok yere Türk çocukları gidip Yemen ellerinde öldüler ne lüzum vardı buna dediği söylenir.

  Mustafa Kemal ile ilgili olarak bir diğer bilinmeyen şey de aslında gayet de bilinen bir mittir bu. Mustafa Kemal Paşa'nın yakın arkadaşı Bayan Corrinenin öngörüsüdür. O Kemal Paşa hakkında

-Emin olunuz ki bu büyük insan bir gün yalnız Türkiye'nin değil bütün dünyanın en meşhur adamı olacak demiştir. Ayrıca ara ara eğlence olsun diye baktırdığı fallarda falcılarda on beş yıl devlet liderliği yapacağını öngörmüşler ve arkadaşları da sıklıkla “Evet neden bir Mustafa Kemal çıkmasın” demişlerdir. Ayrıca kendisi de sık sık Selanik'te genç bir subayken

-Ben bir gün, herkesin hayal ettiği gerçekleri ülkemde gerçekleştireceğim.

Bu sözü etrafındakilere övünçle tekrarlarmış. Ayrıca onun en büyük utkularından biri de Musul Kerkük ve Adaları geri almakdı.

ÖZEL YAŞAMI

O çok titiz bir insandır. Öyle ki harp meydanında dahi bir yolunu bulup mutlaka banyosunu yaparmış. Sabahları kahvaltı sevmez bu Faslı kahve ve sigara ile geciştirirmiş. Uyandığı zaman ilk yaptığı iş gelen kahvesi ile birlikte yatağında Bağdaş kurup günün gazetelerini okumakmış. Günlük sigara sayısı 30 40, kahve ise 10 15 i bulur diye anlatılır. Ayrıca görüldüğü üzere sağlığına da pek dikkat etmez zaman zaman 38 derece ateşle bile göreve gittiği olurmuş. ayrıca öğle yemeklerini de bir dilim ekmek ve bir ayran veya limonata ile geçiştirirmiş. En sevdiği yemek sadeyağlı kurufasulye ve onun eşlikçisi pilav imiş. Bazen gece geç saatlerde bile yediği olurmuş. Meyve olarak tercihi ise kavundu. Ayrıca arada bir yaptığı kahvaltılarda beyaz peynirli omleti tercih ederdi.

  Pijama kullanmaz bunun yerine beyaz keten entarisi ile yatarmış. İçki olarak tercihi ise raki imiş. Şarap, votka, viski gibi içkiler ise pek nadir tercih ettikleri arasında idi. O içki sofrasında konuşulanları orda kalması gerektiğini her vesile ile tekrarlarmış.

ATATÜRK'ÜN

HAYATINDA 19

Tesadüflere bakınca Atamızın hayatındaki 19 numarasınin baskinligi dikkat çekiyor. Kendisi 19.yy'in sonlarında hem de 19 yıl kala doğdu. 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı ayrıca askeri birlik numarası 19.tumendir.   Maresallik rütbesi ve Gazilik unvanı 19 Eylül 1921'de verildi. İsmi ve soyadı toplam 19 harftir.

Kaynak: Özel Haber
Editör: Hayriye DEVREN - Funda TUNCA

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam