SON DAKİKA
reklam
reklam

Zamanda kadim bir yolculuk Zamanda kadim bir yolculuk

Eklenme Tarihi: 20 Ocak 2026, Salı - 11:54   Okunma Sayısı: 78236
Bereketli ovaları, benzersiz panoraması, taklacı güvercinleri, bir çok etnik kültürü birleştirici hoşgörüsü, lezzetli yemekleri, tarihsel ve kültürel yapılarıyla Mardin, kendisini ziyaret edenleri zamanda kadim bir yolculuğa çıkartıyor.

 

Daha önce bir çok kez spor etkiliği için geldiğim Mardin'e bu kez Merit Grup Real Mardin Masa Tenisi takımının özel davetlisi olarak geldim. Her seferinde yeni baştan hayran olduğum Mardin'i tanıtıcı gezi yazıma elbette eski Mardin'den başlamak en uygun olanı. Anadolu’yu Mezopotamya’ya bağlayan Mardin, insanlık tarihi ile birlikte bir çok uygarlığa ve etnik gruba ev sahipliği yaptı. Bu kültürel harmoni, sevgi ve hoşgörü ile birlikte yüzyıllar sürecek bir birlikteliğin temelini attı. Mardin, bu özelliğinden dolayı farklı kültürlerin barışçıl bir sentezini oluşturuyor. Şehirde kültür mirası kabul edilmiş ve koruma altına alınmış bir çok tarihi yapı bulunuyor. Mardin farklı dini inanışlara ait camii, türbe, kilise, manastır ve benzeri dini eserleri içinde  barındırıyor. Mardin'e geldiğinizde eski Mardin olarak geçen ve Mardin Kalesi'nin aşağısında, Mardin merkezin ise yukarısında kalan bölüm gezmeye başlayacağınız ilk rotamız oldu. Buradaki 1.Cadde üzerindeki pek çok tarihi eseri ziyaret edebilir, çay bahçelerinde dinlenebilir ve tarihi Mardin evlerini keşfe çıkabilirsiniz. 

Daracık sokaklar ve Mardin evleri

Mardin'e adım atar atmaz soluğu, dar sokaklardan geçilerek gidilen tarihi Mardin evleri ve konaklarında aldık. Mardin'in bu ara sokaklarından birinde doğan arkadaşım ve aynı zamanda Merit Grup Real Mardin Masa Tenisi  takımı Teknik Direktörü İzzet Atasever ile akşam karanlığında loş ışıkların aydınlattığı daracık sokakları gezerek bu anı ölümsüzleştirmenin gayretine kapıldık. Ortaçağ mimarisini günümüze kadar taşıyan Mardin evlerinin ortak özelliği, Mardin taşı olarak tescillenen açık renkli sarımsı kireçli taştan kaynaklanıyor. Rahatça kesilebilmesi sebebiyle çokça tercih edilmiş. Mardin evlerine karşıdan baktığınızda sanki birbiri üstüne yığılmış gibi görürsünüz. Doğal konumdan doğan bu üst üste yapılaşma, kente özgün bir görünüm kazandırıyor. Mardin’deki tüm yapıların ön avlusu cepheye bakıyor. Mezopotamya ovasına açılan kapılar tepenin eğimi üzerinde kuruldukları için en az iki katlı. Hiçbir evin gölgesi birbirinin üzerine düşmeyecek şekilde yapılmış. Güneş ışınlarının aksine düzenlenen daracık sokaklar iklim şartlarına göre yazın kavuruculuğunda gölgede kalıp insanları sıcaktan koruyor. Bu evlerde kullanılan taşlar sıcak ve soğukta daha da sertleşiyor. Böylece taşların özelliklerinden dolayı Mardin evleri, yazları serin kışları sıcak oluyor. Eski Mardin evleri harem ve selamlık denilen iki bölümden oluşuyor. İklim nedeniyle kapı ve pencereler küçük tutulmuş. Evlerden birinde ikram edilen mazruna üzümü ve Mardin ekmeği ile açlığımızı bastırıyoruz.

Sanatını yaşatan loş ışıklı taş dükkanlar

Eski Mardin'de 1.Cadde'de ilerlerken, bir zamanların tarihi konaklarının şimdi butik otel olarak hizmet verdiğiniz görüyoruz. Bölgeye özgü gümüş işlemeciliği olan telkari yapan dükkanlar, yabani fıstık ve menengiçten yapılan bıttım sabunu satan dükkanlar, Mardin'e özgü rengarenk badem şekeri  ile dolu kuruyemişçiler, bir sanatı yaşatmaya çalışan bakırcılar ve semerciler ile değişik lezzette kurabiye ve poğaça yapan fırınlar yan yana dizilmişler. Türk, Kürt, Arap, Süryani, Ermeni zanaatkarlar loş ışıklı taş dükkanlarında geleneksel sanatlarını icra ederken izleyebilirsiniz. Güneşin en tepede olduğu saatlerde biz Mardin evlerinin gölgesinde Eski Mardin'i keşfi sürdürüyoruz. Derken bir anda Mardin'in sembolü güvercinler kendilerini gösteriyor. Burada güvercin beslemek çok yaygın. Taklacı güvercinler bizim için bir de şov yapıyorlar. Mardin gezimizin daha ilk günü bitmeden, tarihi yapıları ve manastırları daha görmeden Mardin'in bizi etkilediğini fark ediyoruz. Bu sokaklarda insanı derinden etkileyen ve anlatmakta zorlandığımız, bizi zamanda kadim bir yolculuğa çıkartan mistik bir durum var sanki.

Zinciriye Medresesi

Eski Mardin'i gezerken, mutlaka uğranması gereken yerlerin başında gelen Zinciriye Medresesi'ne Mardin Kalesi'ne doğru çıkan merdivenleri kullanarak ulaşıyoruz. 600 yıllık bu medrese Eski Mardin’deki en güzel sanatsal yapılardan biri. Medrese Mahallesi'nde bulunan yapı, 1385 yılında Mardin'de hüküm süren son Artuklu Sultanı Melik Necmeddin İsa tarafından yaptırılmış. Bu nedenle "Sultan İsa Medresesi" adı ile de anılıyor. Halk arasında Zinciriye Medresesi denilmesi, eskiden iki dilimli kubbe arasında zincir gerilmiş olmasından geliyor. Dikdörtgen ve geniş bir alanı kaplayan yapı, iki kat üzerinde avlu, cami, türbe ve çeşitli ek mekânlardan meydana geliyor. Yüksek taç kapısı ile dikkati çeken Medrese'nin, güney kısmında Sultan İsa'ya ait türbe yer alıyor. Medrese' de ayrıca çok sayıda eski kitabe mevcut. Rasathane olarak da kullanılabilmesi için yüksekte kurulmuş. Medresenin terasına çıktığınızda çok yakından görebildiğiniz kubbelerdeki taş işçiliği ve estetik son derece mükemmel. 

Mardin'in Yaşayan Müzesi

Zinciriye Medresesi'nin biraz ilerisinde Mardin Yaşayan Müze yer alıyor. Burası kente özgü telkari, bakırcılık ve badem şekeri gibi sanatların uygulamalı olarak ziyaretçilere sunulduğu bir müze. Ayrıca, reyhani oyunu gösterisi ve erbane dinletisi de veriliyor. Geleneksel Mardin Taş Evleri tarzında inşa edilmiş olan bina Mezopotamya Ovası’na hakim bir manzaraya sahip. Müzede; kurşun dökme ritüelinin canlandırıldığı Kurşun Dökme Odası, gündelik eşyadan, süs eşyasına kadar pek çok alanda kullanılan bakır eşyaların yapıldığı Bakırcılık Atölyesi, Yörenin kadim halkları tarafından yüzyıllardır icra edilen telkari sanatının tanıtıldığı Telkâri Atölyesi, badem şekerinin yapılışını gösteren Badem Şekeri Atölyesi, kimi zaman düğünlerde, kimi zaman ise cenazelerde bir dini ritüele eşlik eden vurmalı bir çalgı olan ve binlerce yıldır bu coğrafyanın müziğine damga vuran erbanenin tanıtıldığı Erbane Atölyesi bulunuyor.

El işçiliği ile ünlü Revaklı Çarşı 

Eski Mardin'i gezmeye devam ediyoruz. Mardin Yaşayan Müzenin tam karşısında yer alan ve içerisinde arayabileceğiniz her şeyi bulabileceğiniz Hasan Ayyar Çarşısından geçerek meşhur Revaklı Çarşıya ulaşıyoruz. Revaklı çarşı denmesinin nedeni ise çarşının taş yapı kemerlerden oluşması. Tellallar Çarşısı da denilen bu yerde bakır, resim ve hattat atölyeleri bulunuyor. Farsça da "Yılanların Şahı" anlamına gelen Şah-ı Meran'ın bir efsanesinin de Mardin yöresinde geçmesi sebebiyle, Mardin’de hediyelik eşya almak için gittiğiniz hemen her yerde Şahmeran figürü ile karşılaşabilirsiniz. Burada da Şahmeranlı hediyelik eşyalar yapılıyor. Mardin'de el işçiliği görmek için uğranması gereken bir yer. 

Mardin'in sembolü Ulu Cami

Çarşıdan çıkıp, Mardin'in dar sokaklarından geçerek belki de Mardin’in en simgesel yapısı Ulu Cami’ye ulaşıyoruz. Minareye yakından bakınca üzerindeki detayların ve sanatsal mimarinin ne kadar değerli olduğunu anlıyorsunuz. İçi çok ferah ve huzurlu olan camii, Artuklu Dönemi mimari örneklerinden, dilimli kubbesi ve elektik üslupta yapılmış minaresi ile dikkat çekiyor. Yapının malzemesi düzgün kesme taş olan Mardin Ulu Camii’nin kubbesi dıştan yivleme tekniğiyle yapılmış. İlk olarak bu binada kullanılan bu teknik daha sonraları Mardin’de bir gelenek halini almış. Avlunun güneyinde mihrap duvarına paralel, beşik tonozlu üç neften oluşan, mihrap duvarına yakın iki nefin kubbe ile kesildiği, enine gelişmiş, mihrap önü kubbeli bir şema görülür. Bu şema, aynı zamanda, çevredeki birçok yapı tarafından taklit edilerek Mardin mimarisinin temelini oluşturmuş.

Kültürel bir mozaik

Mardin sokaklarını arşınlarken çeşitli kültürlere ve farklı dini yapılara hayran olmamak elde değil. Bunlardan bir tanesi de Cumhuriyet Meydanı yakınlarındaki Mardin Protestan Kilisesi. Mimarisi çok güzel olan bu yapıyı gezdikten sonra caddenin karşısındaki Surp Hovsep Ermeni Kilisesine uğruyoruz. Eski Mardin sokaklarında bulunan gizli hazinelerden birisi de ilgi çekici hikayesiyle Kırklar Kilisesi. Kilisenin mimari yapısını ve hikayesini sizi karşılayan görevlilerden öğrenebilirsiniz. Hemen ilerisinde yer alan Mardin Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Artuklular’dan Osmanlı Dönemi’ne kadar Mezopotamya uygarlıklarına ait taş ve seramik eserleri, açık hava müzesi şeklinde ziyaretçilerine sunuyor. Süryani Katolik Patrikhanesi olarak yaptırılan bu bina, Süryani Katolik Vakfından satın alınarak müzeye dönüştürülmüş. Burada hediyelik eşya dükkanı ve kafeterya da bulunuyor. Müzenin yakınlarında ise Süryani Katolik Cemaati'ne ait Meryem Ana Kilisesi yer alıyor. Müze olarak kullanılan binanın en göz alıcı özelliği Patriğin oturma yeri ile İncil vaiz yerinin üzüm salkımlı motiflerle süslenmiş olması. Aynı sırada yer alan Mar Hırmız Keldani Kilisesi girişi ücretli de olsa içerisindeki sanatsal eserler mutlaka görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Eski Mardin gezimiz tamamlandığında artık saat iyice geç olmuştu. Ancak buradaki cafeler daha yeni, yeni hareketlenip, dolmaya başladığını görüyoruz. Mardin'in diğer gezilecek yerlerini ertesi güne bırakarak, nefis Mardin yemeklerinin tadına bakmak için merkeze gidiyoruz. 

Mardin mutfağı

Güneydoğu Anadolu bölgesinin izlerini taşımasına rağmen Mardin, kendine has mutfak kültürünü de günümüze ulaştırmayı başarmış bir kent. Tarçın, kişniş, mahlep, zencefil, yenibahar, pul biber ve kakule gibi baharatlar hem yemeklerde hem tatlılarda sıkça kullanılırken, Mardin’de meyve ve etin birlikte pişirildiği birçok yemek de yapılıyor.  Yemeklerde ağırlıklı olarak et ve bulgurun kullanıldığı, sebzenin ise daha az tercih edildiği Mardin mutfağında, özellikle Arap ve Süryani etkisi kendisini hissettiriyor. Mardin ve çevresinde yetişen yöresel otlar da Mardin mutfağına lezzet katıyor. Sembusek, ikbebet, kibe, kaburga dolması ve imlebes (badem şekeri) için coğrafi işaret alan Mardin, hem kebap hem tencere yemekleri ile de ünlü.  Soğan Kebabı, Kibbe (İşkembe Dolması), Dobo, Zingil ve İrok (Mardin usulü içli köfte)  şehrin en ünlü yöresel yemekleri arasında. Ancak bu arada “Kaburga Dolması”, “Sembusek”, Alluciye (Erik Yahnisi), Firkiye, Killice (Mardin Çöreği) ve tatlılardan Harire’yi de denemenizi tavsiye ederiz. Şehre gelip Türk kahvesi gibi servis edilen, ancak oldukça sert bir kahve olan Mardin’in meşhur Mırra’sını içmeden, Süryani çöreğinden tatmadan ayrılmayın.

Kaynak: Özel Haber
Editör: Tuğba SARIKAYA - Murat İLTER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam