Mardin gezimizin ikinci günü Midyat'a gitmeye karar veriyoruz. Midyat; medeniyetlerin buluştuğu, taş konakların ve eşsiz kültürel mirasın ziyaretçilerine hikayeler fısıldadığı otantik bir yer. Mardin’e bağlı olan bu ilçe, zengin yemek kültürü ve büyüleyici atmosferiyle kesinlikle ziyareti hak ediyor. Tıpkı eski Mardin gibi dar sokaklarında dolaşırken geçmişin izlerine dokunmak ve her adımda taş işçiliğinin sanatla buluştuğu büyüleyici yapıların yanından geçmek, geçmişin kadim izlerini solumanızı sağlıyor. Midyat, her köşesine tarih sinmiş bir masal şehri gibi karşılıyor bizi. Binlerce yıllık kadim geçmişinin kültürel izleriyle bezenmiş ilçe, neredeyse bir kent görünüme kavuşmuş. Makedonlar, Persler, Romalılar, Süryaniler ve son olarak da Osmanlılar, kendi medeniyetlerinin izlerini bırakmış bu topraklara. Kentin hem mimarisinde, hem de kültüründe bunun yansımasını görmek mümkün. Rast geldiğiniz her taş ev, taş işçiliğinin inceliklerini görebileceğiniz eşsiz yapıtlar gibi dimdik karşılıyor bizi. Geçmişin derinliklerine uzanan seyahatimizde sadece Midyat'ın tarihi yapılarını değil; aynı zamanda misafirperverliğini, cana yakınlığını, güler yüzünü, geleneklerini, yerel mutfağını ve el sanatları gibi pek çok kültürel zenginliği ile tanışıyoruz. Her yeni tanışma, Midyat'ı daha çok sevmemizi sağlıyor.
Bir yanımızda yükselen kiliselerde ve çalan çan sesleri, diğer yanda camilerden okunan ezan sesleriyle harmanlanıyor. Burada kültür mozaiği o kadar renkli, o kadar eşsiz ki, zaman yolculuğumuz hiç bitmesin istiyoruz. Mardinli ve Midyatlı dostlarımız, bizlerin yüzündeki tebessümü gördükçe, daha içtenlikle çıkartıyorlar Midyat'ın saklı güzelliklerini. Geçmişle geleceğin iç içe geçişinde keşfettiğimiz her detay, Midyat gezimizin mistik kadim geçmişine yaklaştırıyor bizi. Midyat’ın eteklerinde yer alan Midyat Mağaralarına giderek, bölgenin antik dönemine ışık tutuyoruz. Doğal oluşumları ve tarihi kalıntılarıyla dikkat çeken bu mağaralarda, Mardin'in taş işçiliği ve kaya oymacılığı konusundaki köklü geleneğinin izlerine rastlıyoruz.
Midyat Konuk Evi ve konaklar
Midyat’ın geleneksel mimarisini yakından görmek için, Kuyumcular Çarşısının yanındaki sokaklardan birinden yukarı doğru çıkmaya başlıyoruz. Bu yol bizi doğruca Midyat Konuk Evine ve dizilere ev sahipliği yağmış meşhur konaklarına götürüyor. Midyat Konuk Evini de mutlaka ziyaret etmelisi gerek bir yer. Zaten öğlen vardığımızda, turistlerin çoktan hatıra fotoğrafı için yerlerini aldıklarını görüyoruz. Sarı kalker taşından inşa edilmiş bu yapı taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biri. Burası aynı zamanda birçok meşhur dizi ve filme ev sahipliği yapmış olmasıyla da biliniyor. Terasına çıkarak bölgenin panoramik manzarasını doyasıya seyredip, kentin büyülü atmosferiyle bu anı ölümsüzleştirebilirsiniz. Eski bir handan restore edilen Midyat Kent Müzesi, şehrin tarihine ve kültürüne dair zengin bir koleksiyona sahip. Müzede geleneksel el sanatlarından günlük yaşam eşyalarına kadar birçok eser sergileniyor.
Kilise ve Manastırlar
Dünyanın en eski Süryani Ortodoks manastırlarından biri olan Mor Gabriel Manastırı, bin 600 yıllık geçmişiyle ziyaretçilerini büyülüyor. İncelikle işlenmiş taş yapısı ve freskler, görenleri eşsiz bir tarih yolculuğuna çıkarıyor. Manastırın geniş avlusunda dolaşırken sessizliğin verdiği huzur ise tüm yorgunluğumuzu alıp götürüyor. Sessizliği ve mistik havasıyla ünlü Mor Abraham Habel Manastırı, Midyat gezisine sakin bir mola vermek isteyenler için ideal bir yer. Bu tarihi yapı, taş duvarları ve etkileyici süslemeleriyle şehrin atmosferini yansıtıyor. Manastırın geniş avlusunda yürüyüş yaparken huzur bulmak işten bile değil. Mor Loozor Manastırı’nın büyüleyici taş mimarisi ve huzurlu atmosferi turistlerden yoğun bir ilgi topluyor. Çevredeki doğal güzelliklerle bütünleşmiş bu manastır, ruhunu dinlendirmek ya da sadece sessizce oturup manzarayı seyretmek için bile görülmeye değer.
Midyat Eski Kenti
Midyat’ın en ikonik yapılarını oluşturan taş evler, sanat eseri niteliğindeki taş işçiliğiyle ünlü. Geçmişin dokusunu taşıyan yüksek avlulu bu evlerde gezerken evlerin ilgi çeken detaylarını inceleyebilirsiniz. Dar sokakları, taş evleri ve tarihi dokusuyla Midyat Eski Kent, adeta bir açık hava müzesi görünümüne sahip. Gün batımının taş sokaklara yansıyan ışıklarıyla oluşan büyüleyici atmosferinde çarşıya doğru inişe geçiyoruz. Midyat’ın modern ve tarihi dokusunun buluştuğu Estel bölgesi, alışveriş yapabileceğiniz ve yerel lezzetleri tadabileceğin bir alan. Bölgenin dar sokaklarında dolaşıp el yapımı hediyelik eşyalar alabilirsiniz. Ya da yeni fırından çıkmış Süryani çöreğinin tadına bakabilirsiniz. Tarihi Gelüşke Hanı, taş işçiliği ve mistik atmosferiyle sizi görür görmez etkileyecek mekanların başında geliyor. Akşamüstü turistlerin alış-veriş telaşını, mekanların birinde oturup kahve içerek izliyoruz.
Midyat Kuyumcular Çarşısı
Mardin deyince ilk akla gelen yer, gümüş işlemeciliği ile yapılan ve telkari denilen takıların satıldığı Kuyumcular Çarşısı. Burayı bilerek en sona bıraktık. Ortalık biraz durulunca, rahat, rahat dükkanları gezmeye başladık. Buradaki atölyelerde telkari sanatının inceliklerini öğrenmek mümkün. Biz de ustasına sorup öğrendik. Gümüş eritilerek kalıplara dökülüyor. İncelik kazanması için haddeden geçiriliyor. En kalın mikrondan başlayarak 20 mikrona kadar inceltildikten sonra birbirine dolanıyor ve isteğe bağlı olarak yeniden haddeden geçiriliyor. Haddeden geçen gümüş tellere şekil verilmeye başlanıyor. İşte maharette burada ortaya çıkıyor. Telkari sanatıyla ünlü olan Midyat'ın Kuyumcular Çarşısı, birbirinden eşsiz gümüş takılar alabileceğin harika bir çarşı.
Midyat mutfağı
Midyat yöresel lezzetleriyle aynı zamanda tam bir gastronomi kenti konumunda. Dostlarımız bizi ilk akşam yerel bir burgerciye götürdüklerinde şaşırmadık değil. Buraya kadar gelip burger yemek nasıl olabilirdi ki? Ancak bize sunulan burgerler hiç de alışık olduğumuz türden değildi. Yörenin lezzetlerini burger kültürüyle harmanlayarak enfes lezzetler elde etmişler. Lav Burger'de bunların başında geliyor. İkinci gün akşamı yöresel yemekler için Asma Altı Kebaba gidiyoruz. İç pilav ile sunulan kaburga dolmasına bayılıyoruz. Kendimize geldiğimizde ise dışı çıtır çıtır bir içli köfte olan ikbebet ile tanışıyoruz. Genelde kahvaltıda yenilen sebzeli, kıymalı sembusekiyi tatmamız için getiriyorlar. Yöre insanın misafirperverliğini burada da görüyoruz. Tatlıya yer kalmadığı için 'inşallah başka zaman' diyerek mekandan ayrılıyoruz. Yemeğin keyfini ikiye katlamak için Süryani kahvesini de denemeyi unutmuyoruz.
Beyazsu Vadisi ve Beyazsu Deresi
Midyat'ı keşfettikten sonra bir de Nusaybin’i görmek için yola koyuluyoruz. Midyat'ı Nusaybin'e bağlayan kara yolu üzerinde bir mesire alanı olan Beyazsu Vadisinde yer alan Beyazsu Deresi ile karşılaşıyoruz. Serin suları ve çevresindeki yemyeşil alanları sayesinde piknik yapmak, dinlenmek ve sosyalleşmek için harika bir yer. Beyazsu, Mardin’in kurak ve ağaçsız coğrafyasında, serin ve berrak suyu, yöreye özgü ağaçları ve yeşilliği ile vaha gibidir. Dört mevsim boyunca Mardin’in su gereksinimini karşılayan Beyazsu, yaz aylarında dinlenme ve yeme-içme alanı olarak Mardinlilerin tercih ettiği bir yer. Akan derenin kenarında suyun üstüne kurulmuş, masaları ve şark köşesi tarzındaki oturma yerlerinde, hemen yanı başınızda yetiştirilen Alabalıklardan tadabilirsiniz. Yazımızı Nusaybin'den bahsetmeden sonlandırmak istemedik. Zeynel Abidin Camii ve hemen yanı başındaki Mor Yakup Manastırı gezmeniz gereken yerlerin başında geliyor. Nusaybin'e gelip, meşhur çarşısından alış-veriş yapmadan dönmüyoruz. Mardin'e Midyat'a ve Nusaybin'e hayran kalarak dönüş yolculuğumuza başlıyoruz.
Görülmemiş yerler, yaşanmamış yeni hikayeler için yeniden yollara koyuluyoruz.
Editör: Tuğba SARIKAYA - Murat İLTER