SON DAKİKA
reklam
reklam

Esnafın sıkıntıları

Eklenme Tarihi: 29 Ocak 2026, Perşembe - 12:22   Okunma Sayısı: 57874
Işıl ışıl ve rengârenk objelerin “beni al” dedikleri küçük bir iş yeri… Sahibi ise samimi ve konuşkan… İlk söyledikleri ise, “Ekonominin kendine has koşulları var. Ancak pandemi dönemiyle başlayan ve paramızın diğer paralar karşısındaki değer kaybı herkesi güç duruma düşürdüğü gibi biz küçük ölçekteki esnafın da ayakta kalmasını zorlaştırmaktadır.” Olmuştur.

 

 

İstanbul gezisine başladık

    Dolar, euro ve sterlinin çığrından çıkmış şekilde yükselişe geçmesinin insanımızın ve özellikle küçük ölçekteki iş yerlerinde çalışanlarımızın dertlerini dinlemek ve kendi çaplarında aldıkları tedbirleri yerinde görmek amacıyla gazetemizden sevgili Başak ile Tahtakale’ye gittik. Dar sokakları geçmek insan selini yarmayı gerektirse de ağır ağır yürüyor ve konuşulanlara kulak veriyorduk. 

    Başak’ın da bir şeyler almak istediği ancak belli bir harcama limiti olduğuna kanaat getirdim. Bir yandan bloknotu, fotoğraf makinesi, telefonu, yedek mikrofonu gibi ağırlıkları bana bile vermeden yanında taşımayı tercih ediyordu.

Bu arada bazı dükkânlara girip çıkıyor, fiyat soruyor, içeride kaç kişinin çalıştığına dikkat ediyorduk. 45 dakika süren bu yürüyüşün sonunda yorulmuştuk. Nazar boncuklarının satıldığı bir dükkâna girdik. Selamlaştık, tanıştık. Niyetimizi anlattık. İş yeri sahibi Soner Bey, bize kahve ikram etti. Kendisini içten, müteşebbis ruhlu ve misafirperver bir kişi olarak gördük. 

Bize kendisini anlatmasını istediğimiz zaman geçmişte yaptığı işlerin odağında olmaktan kesinlikle kaçındığını, yapılanları ekibiyle birlikte yaptığını, ancak şimdi üzerinde daha ağır bir yük olduğunu söyledi. İlk sorumuzu yönelttik. 

 

Başak: Kaç yıldan beri bu işi yapıyorsunuz?

Yaklaşık 20 yıldan beri bu işin içindeyim. Geniş bir çevre edindik, pandemi dönemine kadar iyi para kazandık. Yurt dışından müşteriler edindik. Farklı sektörden kişilerle ticari bağlantılarımız oldu. Zarar ettiğimiz de oldu; ama bunlar yapısal sorunlardan değil konjonktürel nedenlerden kaynaklanmıştı. 

 

Başak: Burada satışa sunulan objelere baktığımız zaman genellikle küçük metal figürler, cam ve porselen objeler ile deri mamuller görüyoruz. Neden tercihinizi bu yönde kullanıyorsunuz. Başka bir iş yapmayı düşündüğünüz zamanlar oldu mu?

Çocukluğumda evimizde küçük bir kitaplık ve büfe vardı. Odamdaki kitap raflarına porselen biblo, tablo ve heykelcikler koyar, onların haftada bir defa temizliğini yapar, bazen de yerlerini değiştirirdim. Çalışma hayatına atılacağım zaman az sermaye gerektiren bu objeleri satmayı düşünmüştüm ve öyle de oldu. Yapım atölyeleriyle görüşmeler ve anlaşmalar yaptım. Onlardan düzenli olarak mal talep ediyorum. Şimdi bu objelerle iç içe yaşıyorum. 

    Bazen deri, metal ve camın kombinasyonunu aynı obje üzerinde göstererek yeni ürünler üretiyoruz. Sorunuza gelince; evet tercihimi bu yönde kullandım ve kullanmaya da devam edeceğim. Çünkü bu benim bildiğim ve severek yaptığım bir konudur.

 

Başak: Satışlarınız nasıl?

    Doların çılgınlığı ortaya çıkana kadar iş durumumuz iyiydi. Şimdi TL’nin alım gücü satışlarımızı zorlaştırmaktadır.  Yabancı müşterilerden aldığımız siparişlerde düşüş olmamakla birlikte yerli müşterilerimizde hissedilir derecede bir durgunluk görüyoruz. Bu durum aylık ciromuzda daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Pandemi öncesinde yurt dışına çıkış sayımla şimdiki arasında bir fark yok, hatta eski müşterilerimi kaybetmemek ve yeni müşteriler kazanmak düşüncesiyle arttırdığımı söyleyebilirim.

 

Başak: Bu sıkıntılı durumu atlatacak alternatifli planlarınız var mıdır?

    Burada çalışan olarak görünen sadece iki kişidir. Ürünleri atölyede yapanlar ve buraya nakledenler de düşünülürse mevcudun biraz daha fazla olduğunu söyleyebilirim. Şartlar ağırlaştıkça birçok iş yerinin bazı çalışan personelini işten çıkarmayı düşündüğü konuşuluyor. 

Ben buna karşıyım. Daha o duruma gelmedik; ama bir alternatif planımızı söyleyeyim: Hepimiz, bir arkadaşımızı kenara koymamak için el birliği yaparak direniyoruz. Çalışanların gerekirse ücretlerini arttırmayacak ve dengeyi sağlayacağız. 

    Nereden bakarsanız bakın hane halklarıyla birlikte 30 civarında insan bu işten nasipleniyor. Kimseyi ortada ve çaresiz durumda bırakmak istemem. Bu bakımdan reklam ve tanıtım giderlerimizde hiç kısıntıya gitmedik, gitmeyi de düşünmüyoruz. Sizin buraya gelişiniz de bizim tanınmamıza yardımcı olacağı gibi ülke yararına da olacaktır. Böyle bir imkânı bizlere sağlayan gazetenize teşekkür ederiz.

 

Başak: Sizin gözleminize göre sokaktaki diğer esnafın durumu nasıl?

    Kimsenin iyi şartlarda olduğunu söyleyemem. Ancak bir gerçek var ki, herkes, ülke ekonomisinin daha kötü duruma düşmemesi için çaba sarf ediyor. Daha çok üretiyor, daha çok satmaya bakıyor. Mevcut durum, Tahtakale esnafını yeni pazar arayışlarını sürdürmeye ve yeni satış taktikleri peşinde koşmaya itiyor.

 

Tünaydın: Bir esnaf olarak durumun düzeleceğini düşünüyor musunuz? Önümüzde bir süreç görüyor musunuz?

    Devlet dün kurulmadı. 623 yıllık geçmişi olan Osmanlı Devleti, savaşlara girmiş, borçlar almış ama biz bugün yine ayaktayız. Bugünkü sancılı durum sadece ekonomik değildir. Elbette düzelecektir. Ama bir süreç vermek mümkün değildir. Siyasi etkenler ve hükümranlığımıza baskılar hız kesmeksizin devam ediyor.

    Borcumuz vardır, fakat ekonomik değerlerimiz ve ödeme gücümüz de vardır. Osmanlı Devleti’nin son zamanları harplerle geçmiştir. Okumuş insan sayımız azdı; ama tüm kural ve kurumlarıyla Cumhuriyet’i kurduk. Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllarda paramız yoktu; ama 1954 yılına kadar Osmanlı Devleti’nin borçlarını ödedik. Millet olarak bizde bu irade her zaman vardır. Ümidim tamdır. Karamsar olmaya gerek yoktur.

 

Başak: İşten arta kalan zamanlarınızda siz ne yapıyorsunuz?

    Futbola ilgim büyüktür. Maçlara da giderim. Daha ziyade işimle ilgisi olması nedeniyle İngilizcemi geliştiriyorum. Yurt dışı bağlantılarımız gereği bir kez Çin’e ve üç kez de Yunanistan’a gittim. Yunanca öğrenmeye karar verdim. Yunan mutfağı ve müziği bende bir heyecan ve ilgi uyandırdı. 

    Boş kaldığım zamanlarda -sessiz bir ortamda- müzik dinlerim. Buradaki objelerde yeşil ve mavi renkler hâkimdir. Ben de bu renkleri bünyesinde bulunduran İstanbul Boğazı’na yabancı müşterilerimi götürürüm. 

 

Başak: Efendim, son sözün bir öncesini ben söyleyeyim: Esnaf küçük ölçekli de olsa ileri görüşlülüğü ve fikirleri büyük ölçekli olabiliyor.

    Soner Bey değerli görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için size çok teşekkür ediyoruz. Vaktinizi daha fazla almamak için müsaadenizi rica ediyoruz. (Soner Bey bu esnada gazetemiz için seçtiği kocaman bir nazar boncuğunu da sardırdı ve hatıra olarak bana verdi. Biz de kendisine teşekkürler ediyoruz.

Kaynak: Özel Haber
Editör: Başak Ertekin - Cengiz Baysu

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam