Kırklareli'nin şirin ilçesi Lüleburgaz, Çorlu, Edirne ve Tekirdağ'dan sonra Trakya'nın en büyük 4. yerleşim yeri olma özelliğinin yanı sıra, Trakya haritasının tam orta yerinde bulunması sebebiyle de ulaşım ağının tam kesişme noktasında bulunuyor. Kar yağışıyla birlikte Mimar Sinan’ın ustalık dönemi eserleriyle Lüleburgaz’ın simge noktaları Zübeyde Hanım Parkı, Kongre Meydanı ve Gençlik Parkı gibi bölgelerinde ortaya çıkan muhteşem görüntü izleyenleri hayran bırakıyor. Trakya'nın kendi özüne dönük içsel dokusunu en iyi hissedebileceğiniz yerlerden birisi olan Lüleburgaz'ın tarihi milattan önceler dayanıyor. Trakların, Makedonların ve Romalıların hakimiyetine giren Lüleburgaz, Bizans egemenliğinin ardından 14.yüzyılın başlarında Osmanlıların himayesine girer. Kurtuluş Savaşı sırasında büyük öneme sahip olan Lüleburgaz Kongresi'ne ev sahipliği yapan şehir, Sevr Antlaşması sonrasında Yunanlılarca işgal edilse de, Mondros Mütarekesi sonucu yeniden Türk hakimiyetine girdi. Lüleburgaz, ünlü sunucu ve şovmen Mehmet Ali Erbil'in sunduğu Çarkıfelek Yarışma Programındaki "Lüleburgaz'ın L' si'' ifadesi sayesinde belki de Türkiye'nin en çok bilinen ilçelerinden birisi olma özelliğini taşıyor. İstanbul ve Roma'yı birbirlerine bağlayan, tarihi meydanları ve lezzetli yemekleriyle her geçen gün daha fazla ziyaretçi ağırlayan Lüleburgaz'ı lapa lapa yağan kara rağmen karış, karış dolaştık.
Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi
Kente ilk adım atar atmaz, tarihten gelen bu mistik havayı fark etmemek mümkün değil. Lüleburgaz, sadece Roma döneminde değil, Osmanlı zamanında da önemli bir serhat şehri olmuş. Lüleburgaz, çarşısı diye adlandıracağımız tam merkezinde yer alan ve16. yüzyılda yapılan Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi tüm heybetiyle kenti ziyarete gelenleri ayakta karşılıyor sanki. Osmanlı'nın Külliye mimarisinin klasik bir örneği olan Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi bünyesinde imaret, kervansaray, ilkokul, çeşme ve çok hoş bir çarşıyı barındırıyor. 1569-70 yıllarında tamamlanmış olan Sokullu Mehmet Paşa Camisi, külliyenin en önemli yapısı. Külliye, tezkirelerde göre cami, medrese, kervansaray ve imaretten oluşur. Ayrıca bir tabhane, mektep ve hamamın varlığından külliye'nin belgelerinde rastlamak mümkün. Bugün ise, tüm bu yapılardan sadece cami, medrese, çarşı ve hamam ayakta. Yapıldığında, İstanbul-Edirne arasında yer alan menzil külliyelerinin en görkemlisi olan Külliyenin planlaması kendisinden sonraki menzil külliyelerine de örnek olan özgün bir tasarıma sahip. Merkezde, dini ve barınma yapılarını birbirinden ayıran büyük bir dua kubbesi yer alır. Caminin içi, özgün kalem işleri ve hat yazılarını kaybetmiş olsa da, mekana hakim heybetli kubbesi ve mermer minberi ile etkileyiciliğini koruyor. Geniş cami avlusu da, ortasındaki anıtsal şadırvan ile etkileyici bir görünüme sahip.
Kesme taş ile yapılan Kadıali Camii
Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi'nden Taş köprü de denilen Sokullu Mehmet Paşa köprüsüne doğru giderken, Kadıali Camii karşımıza çıkıyor. Bu caminin en büyük özelliği caminin kare planlı olması ve ebatlarının 14x14 m ebatlarında olması. Kesme taş ile yapılan cami, sekizgen kasnağa oturan tek kubbe ile örtülü. Kubbe üst örtüsü kurşun ile kaplı. Üst kademe ve kasnak pencereleri sivri kemerli. Dikdörtgen alt kademe pencereleri lokmalı demir parmaklıklı. Kesme taş ile örülü farisili minaresi yapının kuzeybatı köşesinde yer alıyor. Sokullu Köprüsü yakınında yer alan Kadıali Camii de, Sokullu Camii’nde olduğu gibi minaresi Balkan Savaşı yıllarında Bulgar işgali sırasında yıkılmış. Cumhuriyet yıllarında tekrar yapılan Kadıali Camii Osmanlı Sultanı I. Murat zamanında 1360-1363 yıllarında Hacı İlbeği tarafından oğlu Gazi Ali Bey adına yaptırılmış. Bazı tarihi belgelerde camiinin adının Gazi Ali Bey Camii olduğundan bahsedilmektedir.
Trak kültürünün izleri
Lüleburgaz, çok eskiye dayanan bir tarihi geçmişi bulunuyor. Bugüne kadar bulunan en önemli tarihi kalıntılar, Umurca bölgesinde yer alan ikiz Tümülüsler. Trakya’nın geneline hakim olan Trak kültürünün izlerini M.Ö.2000’lere kadar götüren bu Tümülüsler, genellikle kralların mezarları için yapılmış. Bir kral öldüğünde o ne kadar çok seviliyorsa, üstüne o kadar çok toprak atılırmış. Mezarların üstlerine toprak yığılarak yapılan Höyük ve kurgan da denilen tümülüsler Trakya'nın en görsel anıtları. Trakya'nın tek düze doğal yapısını süsleyen ve ona bir hareketlilik getiren tümülüslerin tam bir envanteri ne yazık ki bulunmuyor. Kral mezarlarının üzerine yapılan her türlü yükselti tümülüs olarak adlandırılsa da, yapıldıkları döneme, tepenin ve mezar odasının biçimine, niteliğine, ölünün gömülüş şekline göre mezar tepelerinin değişen geniş bir çeşitlenmesi var. Lüleburgaz'daki tarihi buluntular, aslında coğrafyanın geçmişinin M.Ö. 4000’lere değin uzanabileceğinin ip uçlarını veriyor. Anadolu ile Avrupa kıtaları arasındaki bir kıstakta yer alan Trakya her dönem istilacıların iştahını kabartmış. Dolayısıyla Lüleburgaz ‘da tarihin çeşitli dönemlerinde bu el değiştirmelerden payını almış. Lüleburgaz, 1.Murad döneminde Osmanlı idaresine girerek Osmanlı’nın Vize kazasına bağlı bir yerleşim olarak varlığını sürdürmüş.
Taş Köprü hala ayakta
Lüleburgaz, tarihi varlıkları açısından ne yazık ki çok zengin bir ilçe değil. Roma döneminde yapılan Lüleburgaz kalesi, Osmanlı hükümdarı Murat Hüdavendigar tarafından alındıktan sonra yıktırılmış. Mimar Koca Sinan’a yaptırılan ve bu yüzyılın ilk çeyreğine kadar şehre su taşıyan su yolları, Taşköprü olarak da bilinen Sokullu Köprüsü,Lüleburgaz'ın önemli tarihi değerleri. Ancak tarihi Taş Köprünün üzerine asfalt atılmasına rağmen, üzerinden geçen insanlar için bir yürüme yolunun olmaması oldukça büyük bir sıkıntı. Zindanbaba Türbesi, Çarşı Çeşmesi, Zafer Çeşmesi ilçenin çeşitli yerlerinde yer alan şehitlikleri temsilen yapılan anıtlar ve Gençlik Parkı, Lüleburgaz'a hayat veriyor. Bir döneme kadar duran ancak şimdi sadece bir kaç tane sembolik olarak bırakılan Osmanlı mezar taşları ise artık yok. Trakya’nın tam da orta yerinde yer alan, bağlı olduğu ilden bile daha büyük olan Lüleburgaz, benim burada anlatabileceklerimden çok daha fazlasına sahip ve herkesin kendine pay biçebileceği keşifler için ziyaretçilerini bekliyor.
Lüleburgaz'ın zengin mutfağı
Lüleburgaz'da çok değişik, her damağa hitap eden yemekler bulabilirsiniz. Aklınıza gelebilecek tüm köfteler için ayrı ayrı restoranlar var. Lüleburgaz'a özgü yöresel lezzetler kaçırılmaması gereken tatların başında Karamusul geliyor. Nohutla yapılan harika bir yemek. Lor peyniri ve pekmez ile mısır ununun buluşması sonucu ortaya çıkan Kaçamak ise mutlaka tadılması gereken başka bir lezzet. Ayrıca ekşili lahanalı bulgur, keşkek, su böreği, sini mantısı, pırasa böreği, yöreye özgü baharatlarla farklı bir hal alıyor. Tatlı olarak ise kabak tatlısı, un helvası ve kaymaçina en önemli lezzetleri. Her sene Lüleburgaz'da Damat paçası, elbasan tava ve topal kuzu gibi ilginç yemek ve tatlıların yarıştığı yöresel yemek yarışmaları organize ediliyor. Dönüşte Kırklareli peyniri, tatlısı ve olgun yaş üzümlerden hazırlanan hardaliye almanızı tavsiye ederim.
Ayrabolu Tatlısı
Yemeklerimizi yedikten sonra meşhur Hayrabolu tatlısını aramaya başladık. Sorduğumuz bir Lüleburgazlı bize '' onun adı Ayrabolu tatlısıdır be ya'' deyince, Trakya'da H'lerin söylenmediğini hatırlıyoruz. Hayrabolu tatlısını anlatmak gerçekten çok zor. Kesinlikle yemek lazım. Bir çeşit Kemalpaşa tatlısına benziyor. Ama biraz daha büyük. Farklı bir sunum ile inanılmaz bir lezzete dönüşüyor. Aslında malzemeler aşağı yukarı aynı, ana malzeme peynir. Tabi bir de tahin olunca işin içinde ortaya muhteşem bir lezzet çıkmış. Hafif soğutulmuş, serin serin, üzerine dökülmüş tahinden olsa gerek, insanın içini baymayan, yedikçe bir tane daha denilebilecek bir tatlı.
Kaynak: Özel HaberEditör: Uğur Faruk YILDIZ - Murat İLTER