Seferberlik emrini alanlar
Seferberlik emrini alan Anadolu’nun 18-19 yaşındaki körpe fidanları, kendilerini uğurlamak için köy meydanlarında toplanan yaşlıların ve ana-babalarının ellerini öpüyor, nişanlısına ya da yavuklusuna utanarak kaçamak bakış atıyor ve davul-zurna eşliğinde uğurlanıyorlardı. Ana kucağına, baba ocağına muhtaç Anadolu çocukları, oluklu demirle tanışacaklar, ama vatan savunmasına giderken,
- Almanya’nın Karadeniz’de sıkışıp kalmış 140 bin tonilato taşıma kapasitesindeki
gemileri kurtarmasını önlemek ve Boğazlarda hâkimiyet sağlamak istediğini,
- Bu niyeti sezen İngiltere ve Fransa’nın da Boğazlara hâkim olmak istediklerini,
- Çarlık Rusyası’na yardım etmek düşüncesinde olduklarını ve dünya Müslümanlarına
hükmedebilmek için Hilâfet merkezine sahip olmak hayaline kapıldıklarını nereden bileceklerdi?
O yiğitlerin içinde Balkan Harbi’ne katılanlar vardı ama bu savaş daha acımasız olacaktı. Çocukluk günlerinde dedelerinden babalarından kahramanlık anıları dinlemişler, “vatan sağ olsun” dediklerini duymuşlardı. Övünerek büyümüş olan bu çocuklar, bizlerin de övünerek yaşayacağımız günleri armağan etmek ve aynasızlara hadlerini bildirmek için sabırsızlanıyorlar, ihtiyaçlarını karşılamak için “Aynalı Çarşı”ya giriyorlardı.
İlk saldırı
İngiltere ve Fransa, resmen savaş ilan etmeden 3 Kasım 1914 günü Çanakkale Boğazı’na denizden ilk saldırılarını yapınca Osmanlı Devleti kendisini ilk sıcak çatışmanın içinde bulmuştu. Düvel-i Muazzama’nın dev armadası, Boğaz’ın dış tabyalarını dövmeye başlamıştı. Senegal, Cezayir, Nepal, Hindistan ve Avustralya’dan getirilen askerler Mısır’da toplanıyor, yüzlerce mil yolu katettikten sonra Çanakkale Boğazı açığındaki “Muhteşem Armada”ya teslim ediliyordu. 18 Mart 1915 günü bu güçlü donanma Boğaz’ı zorluyor ancak geçemiyordu. “Harp Ceridesi”ne böylesine şanlı, böylesine acılarla dolu bir sayfa yazılmamıştı.
Mermilerin çoğu tabyalarımıza isabet etmiş, telefon hatlarını bozmuş, yangınlar çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye Tabyası, topçuların şehit olmasıyla devre dışı kalmıştı. Anadolu Hamidiye tabyası hasar görmemişti. Irresistable’a ateş ediyordu. Saat 16.15’te tabyalardan gelen ateşten uzaklaşmak isterken bir mayına çarptı. Bu bölgede bir gece önce Nusrat mayın gemisinin döktüğü mayınlar hiç hesapta yokken can alıyordu. Bir günlük muharebede düşman, 18 muharebe gemisinin üçü batmak ve üçü ağır yaralanmak suretiyle altısını kaybetmişti.
Deniz muharebesinin sonucu
- Alman tahkim heyetinin Boğaz’ın içinde kuvvetli bulunulması tezini savunup uygulama
düşüncesi doğru çıkmıştır.
- Bu harekâtta adî ateşli toplar zırhla, seri ateşli toplar ise toprakla mücadele etmiştir.
Buna göre başarı kale toplarının eğitimli Türk topçularının elinde bulunması ve istihkâmcılarımızın mayın dökmedeki ustalığı zaferi getirmiştir.
- Yalnız donanma ile Boğaz’ın geçileceğinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Kısa süre
için başarı elde edilse bile stratejik hedefin elde edilmesinde başarı sağlanamamıştır.
- 18 Mart öncesinde de Boğaz’a yapılan bombardıman Türkleri sadece ikaz etmiş, başka
yarar sağlamamıştır.
- Stratejik hedef durumundaki Osmanlı başkenti İstanbul’un ele geçirilmesi için bir kara
harekâtının zorunluluğu ortaya çıkmış, bu harekât da Mustafa Kemal’in liderliğini, daha sonra yapılacak Millî Mücadele’ye giden yolun taşlarını oluşturacaktır.
Şehitleri Anma Günü
Ülkemizin her köşesinde 18 Mart günü aziz şehitlerimizi anma törenleri yapılır. Kara Harp Okulu 1975 devresinden; J. Ütğm. Abdullah Ünsal (22.09.1979 Mardin-Nusaybin’de şehit), Kr. Plt. Yzb. Ferudun Kuran (15.06.1986 Köseköy’de), J. Yzb. Bilâl Soybilgiç (12.10.1984 Hakkâri-Şemdinli’de), J. Öyzb. Halil İbrahim Sert (23.05.1989 Şırnak-Dedeören’de), J. Kd. Bnb. Tahsin Büyükçoban (04.01.1992 Kahramanmaraş’ta), Kr. Plt. Bnb. C. Oğuz Özkan (24.08.1992 Bingöl-Genç’te), J. Kd. Bnb. Mehmet Aras (13.01.1995’te Diyarbakır-Hani’de) görev sırasında çatışmada, uçak ve helikopter kazasında şehit düşmüş arkadaşlarımızdır.
İllerde, ilçelerde şehitlerin aileleri ziyaret edildi. Şehitliklerdeki törenlere birlikte gidildi. Anıtlara çelenkler konularak saygı duruşunda bulunuldu. Konuşmalarda şehit olmanın önemi vurgulandı.
Bizler de 1975 devresinin emekli subayları olarak 18 Mart 1915 günü resmî törenlere katılmış, İzmir, Aydın, Edirnekapı ve Gebze Şehitliklerinde yatan şehit devre arkadaşlarımızı anmak için toplanmıştık. Resmî törenlere katılım sonrasında şehitlerimizin kabirlerine karanfiller bırakıp dualar ettik.
Askerlik yeminine sadık kalarak bu vatan için hayatlarını seve seve feda eden şehit arkadaşlarımızla gerek Harbiye’de gerekse kıta hayatında anıları olanlar konuşmalar yaptılar. Diğer şehitlerimizin kabirlerini de ziyaret ettik.
Gelibolu’da Morto Koyu kıyısındaki Fransız mezarlığında gömülü olan Fransız askerlerin mezar taşlarında “Fransa için öldüler” ibaresi bulunmaktadır. Fransa’dan kilometrelerce uzaktaki ülkemizde ne işleri vardı da öldüler? Oysa 18 Mart’ta şehit düşen Anadolu çocukları vatanlarını savundular. Sonraki tarihlerde şehit düşenler Rum zulmüne karşı, Kıbrıs Türk’ünü, terör belâsına karşı Anadolu insanını korudular.
Her birisi gözü kara, görev yaptıkları yerleri avuçlarının içi gibi bilen kahraman arkadaşlarımız da emperyalizmin uşaklarına karşı bu topraklar üzerinde verdikleri mücadelede hayatlarını yitirdiler.
Kahraman Şehitlerimiz! Ne mutlu sizlere! Peygamber ocağından Peygamber kucağına gittiniz. Nurlar içinde yatın, müsterih olun, var olduğumuz sürece sizleri anacak ve kalbimizde yaşatacağız. Bu vesileyle başta Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehitlerimize rahmetler diliyor, önlerinde saygıyla eğiliyoruz.
İstiklâl Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy, Safahat isimli eserinin Asım / Çanakkale Şehitlerine başlıklı şiirinin ilk iki ve son iki mısraında ne güzel tasvir etmiştir savaşı ve şehidi…
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi
………………………………………
Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Editör: Başak ERTEKİN - Cengiz BAYSU