Ölçek İnsan: Fragmanlar, Oranlar, Kimlikler” sergisi, ölçek kavramını birey ile toplum arasındaki ilişki üzerinden ele alırken, oranı bu ilişkinin kurucu dengesi olarak öne çıkarıyor ve parça–bütün diyalektiğini kimlik oluşumunun temel bir unsuru olarak yeniden düşünmeye açıyor. Birey, toplumsal yapının bir fragmanı olarak konumlanırken; her bir parça, bütüne dair izler taşır, onunla belirli bir oran içinde var olur ve onu yeniden kurar. Sergide “fragman”, bu bağlamda yalnızca estetik bir tercih değil, birey ile toplum arasındaki karşılıklı inşa sürecinin görsel bir karşılığı olarak ele alıyor.
Sergi, resim ve mozaik pratikleri üzerinden kurulan bu anlatıyla izleyiciyi ölçekler arasında gidip gelen çok katmanlı bir kimlik okumasına katkı sağlamayı amaçlıyor”
Sergide,
Dünya Dural,
Fatma Savaş,
Haluk Aydemir,
Işıl Dural,
Mehmet Kına,
Rıfkı Demirelli,
Rezzan Peynircioğlu ve
Zehra Başaran’ın eserleri yer aldı.
Sergiyle ilgili düşüncelerini sanatçılara sorduk.
İşte yanıtları
IŞIL DURAL
Tiyatro ve resim benim için yaşamın kendisi. Kent yaşamına ve delilik kavramına, figüratif bir anlayışla odaklanıyorum.
Toplumsal normlar tarafından dışlanan, damgalanan ya da romantize edilen delilik, işlerimde normal ile anormal arasındaki sınırları sorgulayan bir anlatıya dönüşüyor. Sokak, resimlerimde yaşayan bir mekân olarak; insan, hayvan ve nesnelerin birbirine karıştığı, çürümenin izlerini taşıyan bir sahneye evriliyor.
Bu çürüme hali bazen görünmeyen bir yayılma süreciyle tüm yüzeyi sararak kentle ve bireyle bütünleşiyor. Bavul metaforu üzerinden çocukluk ve aidiyetsizlik temalarını işlerken, geçmişe duyulan özlemi bugünün yabancılaşmasıyla bir araya getiriyorum.
Tren garları, yorgun ayakkabılar ve gri şehir manzaraları, benim biriktirdiklerimin görsel hafızasını oluşturuyor. Tüm bu çelişkileri, yüzeyde leke ve detay arasında gidip gelen farklı tekniklerle izleyiciye aktarıyorum.
REZZAN PEYNİRCİOĞLU
Gerçeküstücülük, sadece düşsel bir kaçış değil aynı zamanda dünyanın karanlık yüzünü, toplumsal travmalarını ve doğanın yok oluşunu anlatmamda, en güçlü ifade biçimi benim için.
Eserlerimin doğuşunda genellikle rasyonel bir planlamadan ziyade bir içsel patlama, ruhta bıraktığı "tortu"yu resmetmeyi seçerim. İzleyiciyi rahatsız etmek ve düşündürmek için çabalarım.
Teknolojinin insanlığı ele geçirmesini ve doğanın kırılganlığını, modern insanın yalnızlığını, toplumsal yabancılaşmayı vurgularım. Bazen savaşın, şiddetin ve psikolojik çöküşün bir sembolüdür. Figürlerim insanın bütünlüğünü kaybettiğini simgeler. Sürekli izleme hissi, gören ama müdahale edemeyen gözler figürlerimde derin bir farkındalığı yaratmayı amaçlar.
MEHMET KINA
Mozaik sanatçısıyım. Kadim bir sanat. İnsanlık için iki taşı üst üste koymayı başarmak binlerce yılda gerçekleşti. Büyük bir aşamaydı. İskan ve güvenlik sorununu çözdü. Sonrası bu mekanları minik taşlarla bezeyerek mozaik sanatını oluşturdu. Düş Dünyası genişledi. Sonra başka sanat dalları gelişti ve mozaik hız dünyasında gerilerde kaldı. Bu kadim sanatı çok sevdim ve kendime ifade biçimi olarak seçtim. Kalp kırmıyorum taş kırıyorum diyorum çoğunlukla.
Farklı sanat disiplinlerini bir araya getirerek, Ölçek İnsan sergisinde sanatçı dostlarla bir araya gelmek çok güzel oldu. Sanatta birliktelik çok önemli. Topluma mozaik duygusu yaşatıyor.
ZEHRA BAŞARAN
Resmimde zaman zaman semboller ve metaforlar yer alırken figürün ve atmosferinin istediği renkler ve fırça ile çalışmaktayım. Kesin sınırlardan kaçınırken yine figür ve duygusu nasıl ifade edilmek istiyorsa onun sözünü dinlerim. Bazen bir sembolün, bazen bir kavramın, bir anlamın, bir duygunun, bazen de bir rengin peşinde üretimimi gerçekleştirmekteyim. Resmimde aslolan; hangi malzeme ile çalışılırsa çalışılsın, vermek istediğim duyguyu aktarabilmektir. Bütün bunlar için realist bir yaklaşımdan faydalanırken, zaman zaman fırçam, daha özgür tuşlar ister. Bu noktada herhangi bir üslubun sınırları değil, resmin ruhu devreye girer.
Resimdeki arayışım, biçimsellikten uzak, içsel bir arayıştır. Saf ve yalın olana, doğduğumuz zamana yaklaşarak, deneyimler ile kirlenmemiş bir arayıştır.
DÜNYA DURAL
Yıkım ve kayıp duygusunun toplumsal bellekte bıraktığı izleri yeniden yorumluyorum. Toplumun yaşadığı ve maruz kaldığı süreçleri, sanat tarihindeki modernist geleneğe referansla ele alıyorum. Zihnimde oluşan eskizleri, bilgim ve deneyimim ile birleşerek süreç içinde bozup, kırarak işlerimdeki izlere, katmanlara dönüştürüyorum.
Resimlerimde soyut ve figüratif ögeleri bir arada kullanmayı seviyorum. Soyutlama biçiminde başladığım bir çalışma, zamanla figürünü arayan bir mekâna dönüşür. Bu geçişler, bellek ve kimlik arasındaki negatif alanları görünür kılmayı mesele eder.
Üretim sürecim ve tekniğim, birbirini sürekli yeniden şekillendiren; malzemenin olanaklarını araştırdığım, yüzleştiğim ve sınırlarını yeniden çizdiğim çerçevesiz işlerdir. Bu çerçeve, kimi zaman benliğin, kimi zaman ise izleyicinin odağıyla birlikte değişir.
Tekniğim, sürecim ve yaklaşımım; formsuzluğun doğasıyla, anın içinde barınan geçmiş ve gelecek olasılıklarını bir araya getirerek izleyiciye zamansal bir görsel deneyim sunar.
FATMA SAVAŞ
Duyup da duymazdan geldiğimiz, görüp de görmezden geldiğimiz her şey... An olarak ilgimizi çeken görsellikler, durumlar, acılar, sevinçler... Yaşama dair her şey...
Yeryüzü var oluğundan bu yana heybetli duruşlarına hayran olduğumuz Kayalar.Kimi zaman barınak, kimi zaman belge, bilgi, bilgelik taşımış olan kayalar, hayatlarımızda, bizimle beraber yaşıyor ve tanıklıklarına devam ediyorlar.
Benim ilgimi çekenler İnsan Kayalar. Gördüklerimin, dokunduklarımın içinde, arkasında ne çok sırlar var.
Onlarla konuşuyorum. Bana kızgınlıklarını, kırgınlıklarını, patlamalarını, çelişkili hayatlarını anlatmak istiyorlar.
İnsanların onları yararlarına kullandıkları durumlar dışında, bazanda bilge kadınları Cadı ilan ederek onları taşlamada linç etmede kullanıldıklarını ağlayarak ifade ediyorlar. Oysa kadınlar dünden - bugüne biriktirdiklerini hafıza kayıtlarıyla bu güne taşırlar. Onlar kendilerini yeniden, yeniden var ederler aynı yere düşen kaya zerrecikleri gibi, yere düşen tohum gibi... yeniden çoğalmak bilgeliklerini yaymak isterler diyerek diyoloğa devam ediyorlar
Yaşadıklarını, tanıklıklarını benimle paylaşan Kayalardan izin alarak, kendi kayıtlarımda biriktirdiğim, İnsallık Tarihine ait Toplumsal sancıları ve acıları,görsel hafızamın şekillendirdiği biçimde Resimlerime , yağlıboya tekniğiyle konu olarak taşıyorum ve öğrenciliğim devam ediyor.
HALUK AYDEMİR
“Bazen kendi iç dünyamızdan sıyrılıp etrafımızda baktığımızda, çevremizde yaşayanlarla kendimizi içinde bulduğumuzun o an, nasıl şaşırtıcı bir gerçekliğe dönüşüp etrafımızdakileri yeniden var ediyorsa aslında bizi de sarmalayıp ortak alanlara yeni anlamlar yüklüyor. Bu üç resmimde o farkındalıkları resmetmek istedim.”
RIFKI DEMİRELLİ
Sanat İnsanoğlunun önemli bir meşgalesidir. Dün olduğu gibi bugünde var, yarın da olacak elbet. Öteki bütün meşgalelerle olan ilişkileriyle birlikte sanat, zaman içinde devinerek muhteşem öyküsünü oluşturmuştur.
Farklı tarz, uslüp, teknik... geliştirerek değişik akımlar disiplini içinde nice sanatçının eser üretmesinin öyküsüdür bu. Sanat eseri üretmenin süreci yorucu ve çetindir. Yürünecek yol engebeli, taşlarla dikenlerle kaplıdır.
Neyse kapanmaya yüz tutan yol, büyük acıları sineye çekme pahasına olsa da öncü ustaların gayretiyle aralanmaktadır.
Sanat anlayışım, çabam yolumuzu açan bu ustalara selam ve saygıdan ibarettir.
Kaynak: Özel HaberEditör: İsmet AKKOÇ - Emine AVCI