SON DAKİKA
reklam
reklam

Tarihi yaşayan şehir

Eklenme Tarihi: 12 Mayıs 2026, Salı - 11:58   Okunma Sayısı: 37369
Mersin’in şirin ilçesi Tarsus, camileri, kiliseleri, bedestenleri, mağaraları, şelaleleri ve efsaneleriyle Anadolu’nun 8 bin yıllık köklü tarihinin adeta canlı bir kanıtı.

Sıcakkanlı insanları, tertemiz havası, birbirinden lezzetli yemekleri ve doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini en içten tebessümü ile karşılayan Tarsus, Çukurova’nın batı bölgesinde kurulmuş ve bugüne kadar konumunu muhafaza etmiş en eski yerleşim merkezlerinden biri. Tarihi Kilikya coğrafyasının merkezinde yer alan an Tarsus, 8 bin yıldan beri varlığını koruyarak, ismi değişmeden bugüne kadar gelmiş dünyanın en eski şehirlerinden biri olma özelliğine sahip. Uluslar arası Mersin Maratonu için davetli olduğumuz Mersin’de yarış sonrası Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin Tarsus Basın turu sürprizi ile ilçeyi gezme imkanı elde ettik. Daha önce birkaç kez değişik organizasyonlar için gelmiş olmama rağmen, ilk kez Tarsus’a sadece gezmek için gelmiş olmak, bir çok tarihi yeri arka, arkaya görme açısından önem taşıyordu. Adana ile Mersin arasında neredeyse insanlık tarihi ile yaşıt, dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Tarsus, Roma, Bizans ve Yunanlılara ev sahipliği yapmış ve tarihi İpek Yolu’nun güzergahlarından da biriydi. Antik çağın büyük metropolleri arasında yer alan Mersin’in en büyük ilçesi Tarsus, doğal ve kültürel pek çok zenginliğe sahip. Tarih boyunca hep cazibe merkezi olmuş bu güzel coğrafya, medeniyetlerin ve kültürlerin izlerini taşıyor.

Aziz Paul kuyusu

Tarsus gezimizin ilk durağı olan Aziz Paul Kuyusu, Hristiyanlığın Batı Avrupa’da yayılmasında büyük rol oynaması nedeniyle oldukça büyük bir öneme sahip. İncil’de “Müjdeleyici” olarak ismi geçen St.Paul’un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda bulunan St. Paul Kuyusu, Hıristiyanlar için önemli bir ruhani merkez olarak kabul ediliyor. Hristiyanlık sonrasında, yaşamı İncil’de yer alarak ölümsüzlüğe erişen St. Paul’un doğum yeri olarak bilinen ve Aziz Paul’a adanan tarihi yer, tarihte uzun kara yolculuklarıyla Avrupa’dan Kudüs’e hacı olmak için gidenlerin mola yeriydi. Saint Paul Kuyusu, ülkemizin UNESCO Dünya Miras Listesi’ne aday olarak gösterilen kültür varlıklarından birisi. 

Danyal Peygamber

Tarsus’un ara sokaklarında ilerlerken, gezi rotamızda olmayan Danyal Peygamberin mezarı ile karşılaştık. Burası Türkiye bulunan tek peygamber kabri. Bereket peygamberi olarak bilinen ve MÖ 4. ve 5. yüzyıllarda yaşayan Danyal Peygamberin mezarı, 2006 yılında Makam Camisi'nin abdest alma bölümünde yapılan inşaat çalışması sırasında ortaya çıktı. Geçmişten bu yana Danyal Peygamberin mezarının Tarsus'ta olduğuna dair bilgiler vardı. Ayrıca Osmanlı döneminde mezarın ve buradaki caminin korunmasına yönelik vakıf kurulduğu ve bu vakıf aracılığıyla hizmetlerin yürütüldüğü biliniyordu. Danyal Peygamberin mezarının bulunduğu Tarsus, ilçeyi inanç turizminde cazibe merkezi haline getiren etkenlerden birisi. 

Tarsus Ulu Cami

Cami-i Kebir ya da Cami-i Nur diye adlandırılan Tarsus Ulu Camii, 1579’de Ramazanoğlu beyi Piri Mehmet Paşa’nın oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılmış. Cami, yakın döneme kadar kentin merkezi konumundaydı. Bugün etrafındaki türbe ve imaret ile 1895’de eklenen saat kulesi ile büyük bir külliye görünümünü koruyor. İnşaatında tümüyle kesme taş kullanılan, dikdörtgen planlı tek minareli camiye, kuzey yönünden, Memluk mimari özelliklerini taşıyan siyah-beyaz mermerlerle süslü taç kapıdan giriliyor. Caminin doğu duvarına bitişik türbede Hz. Şit, Hz. Lokman Hekim ve Halife Me’mun’un sandukaları bulunuyor.

Kırk kaşık bedesteni

Tarsus gezimizin belki de en renkli yerlerinden biri, içerisindeki hediyelik eşya  dükkanları ve kaynar adı verilen içeceği hazırlayan cafeleriyle Kırk Kaşık Bedesteni oldu. Her dönemde hareketli ticari hayatı olan ve yolların kesişme noktasında bulunan Tarsus’ta, Ulu Cami’nin hemen yanı başında, cami ile aynı dönemlere tarihlenen Kırk Kaşık Bedesteni, Ramazanoğulları Beyliğinden Piri Paşa’nın oğlu İbrahim Bey tarafından 1579 yılında yaptırılmış. Kuruluşunun ilk zamanlarında imarethane ve medrese olarak kullanılmışsa da cumhuriyetten sonra kapalı çarşı olarak kullanılmaya başlanmış. Yapının dış cephesinde bulunan kaşık süslemelerinden dolayı bu isimle anılıyor. Batı ve Doğu yönünde uzayan iki kapıdan girilen bedesten 21 oda ve bunları kaplayan 7 kubbeden oluşuyor. Tarsus gezisinde hediyelik eşya ve hatıra alınacak yerlerin en iyisi. Başta yöresel el sanatı örneklerinden seramik, ahşap, bakır, gümüş, deri, dokuma ürünler olmak üzere, yöresel damak tatlarının sunulduğu yiyecek ve içecekler de bulunuyor.

Bilal-i Habeşi Mescidi

Müezzinlerin piri olan Hz. Bilal-i Habeşi (r.a) Peygamberimizin vefatından sonra Medine’yi terk ederek  Hz. Ömer(r.a.) zamanında feth edilen yerleri ziyaret eder. Bu ziyaretlerinin birinde Tarsus’a gelen ve” Kırk Kaşık” denilen yere yakın bir yerde konaklayan Hz. Bilal-i Habeşi (r.a) için kaldığı misafirhane mescide çevrilmiş ve yanına bir kuyu yapılmış. Halk arasında bu kuyunun şifalı olduğu söylenir. Hz. Bilal-i Habeşi’nin bu mukaddes yeri ziyaretten dolayı o dönemdeki misafirhanenin mescide dönüştürülmesi ve buraya temsili kabir yapılması ise Tarsus’un tarihi ve ulvi zenginliğine kutsal bir değer katmış. 

St. Paul Kilisesi

İncil’de iki kez Tarsuslu olduğunu yinelenen, İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Paul adına yapılmış olan St. Paul Kilisesi, 12. yüzyıldan kalma bir eser ve günümüzde bir müze olarak kullanılıyor. Bazı kaynaklarda, 1198’de bu kilisede Papa’nın elçisi I.Leon’u Ermeni kralı olarak taç giydirdiği anlatılır. Roma tarzı kalın ve yüksek duvarları olan kilise, 1415’te Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye çevrilmiş. Kesme taşlardan yapılmış kilisenin, gri renkli granit sütunlarının antik çağdan kaldığı rivayet ediliyor. Tavanın merkezinde Hz. İsa, Doğu kısmında Yohannes ve Mattaios, batıda ise Marcos ve Lucas freskleri yer alıyor. Hristiyanlar için çok değerli olan bu kilise tarih, kültür ve inanç turizminin Tarsus’taki merkezi konumunda olduğundan ilk görülmesi gereken yerlerden birisi. Müze görevlisi Tarsus’da yaşayan üç rahibenin düzenli olarak St. Paul Kilisesi’ne gelerek ayin yaptıkları bilgisini verdi. Kilise, ilçeye gelen yabancıların ilk uğrak yerlerinden biri.

Tarihi Tarsus evleri

Tarihi ve kültürel dokusuyla ilgi çeken Tarsus evleri, Tarsus’un tarihsel birikiminin kanıtlarını gözler önüne seriyor. Tarsus gezisinde tarihi yerler arasında tanışma imkanı bulabileceğiniz Tarsus evleri, çoğunlukla restorasyonu beklese de, yeni evlenen çiftlerin fotoğraf için en çok tercih ettikleri yerlerin başında geliyor. Kerpiç, taş ve ahşaptan iki katlı olarak yapılan evlerin çok azının geçmiş yüzyıla ait olduğu biliniyor. Bugün zamana direnen evlerin büyük çoğunluğu, Cumhuriyet dönemi mimarisini yansıtıyor. Bütün evlerin en vazgeçilmez parçalarını rengârenk çiçeklerle ve serin gölgeli ağaçlarla süslü olan avlular oluşturuyor. Türk geleneksel mimarisinin en belirgin özelliklerinden biri olan bu avlular, sıcak iklimleri katlanılır kılan unsurlar olarak Tarsus evlerinde de yerini alıyor

Kleopatra Kapısı

Antik çağın büyük metropolleri arasında yer alan Tarsus, ihtiras, hırs ve iktidar mücadelesinin koca Roma İmparatorluğu bölmeye yüz tutan olayların yaşandığı yerlerden birisi olmuş. Bugün denizden içeride olan Tarsus bir zamanlar büyük bir liman kentiydi. Mısır’ın ünlü kraliçesi Kleopatra, denizden gemilerle gelip, bu kapıdan şehre girerek Romalı General Antonius ile Tarsus’ta buluşmuş. 

Roma Yolu

Roma İmparatorluğunun izlerini taşıyan pek çok şehirde olduğu gibi Tarsus’da da bir Roma Yolu bulunuyor.  Tarsus’a 15 km uzaklıktaki Sağlıklı Köyü’nün yukarı kısmında bulunan Roma Yolu’nun MS 1. yüzyılda yapıldığı ve yaklaşık MS 4. yüzyıl ortalarına kadar kullanıldığı düşünülüyor. Sağlam kalan bölümlerinde dikdörtgen kireç taşı bloklar ve her iki kenarına arabaların dışarı çıkmasını engelleyen yüksek tretuvar yapılmış. Hatta topoğrafyaya uyarak araç çıkışını kolaylaştıran kavisler ve iki arabanın karşılaşabilmesi için daha geniş bırakılan alanlar, sağlam kalan bölümlerin ilginç noktaları. 

Eshab-ı Kehf Mağarası

Tarsus ilçesinin kuzey-batısında, 14 km uzaklıkta yer alan Dedeler köyünde yer alan Eshab-ı Kehf Mağarası, Hıristiyan ve Müslümanlarca kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul ediliyor. Mağara dört köşe olarak kayadan oyulan mağaraya 6 basamakla iniliyor. Mağaranın üstüne, 1873’te Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan kitabe eklenmiş. Kuran-ı Kerim’de Kehf Suresinde sözü edilen Burası, Ashab-ı Kehf’in yaşadığı yer konusunda iddia edilen birkaç yer arasında bulunuyor. Tarsus gezilecek yerler arasındaki Eshab-ı Kehf, şehre 12 km uzakta, şehrin kuzey batısında Benclus Dağı’nın eteklerinde, önünde eğilimi az olan bir vadide yer alıyor. Daha önceki gelişlerimde iki kez ziyaret ettiğim mağaraya bu kez zaman darlığı nedeniyle uğrayamadık.

Kaynak: Özel Haber
Editör: Burak KÜÇÜKERMAN - Murat İLTER

YORUMUNUZU BIRAKABİLİRSİNİZ

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam