Ülkemizin en çok turist çeken bölgelerinden biri olan Kapadokya, büyüleyici coğrafyasıyla ziyaret edenleri kendisine hayran bırakıyor. Yeryüzü harikası Peri Bacaları, gizemli yeraltı şehirleri, otantik lüks konaklama tesisleri, yöreye özel ve lezzetli yemekleri, sıcakkanlı ve misafirperver halkıyla Kapadokya yeryüzünün hiçbir yerine benzemeyen mistik bir dünyaya açılan kapı. Bölgenin ünlenmesini sağlayan jeolojik oluşumlar, dördüncü jeolojik zamanda Erciyes ve Hasandağı'nın püskürttüğü lav ve küller tarafından oluşturuldu. Volkanik patlamalar sonucunda yayılan lavlar milyonlarca yılda soğuduktan sonra, şiddetli rüzgarlar ve yağmurlar ile birlikte aşınarak bu gün Peri Bacaları adı verilen kaya oluşumlarını meydana getirdi. Baca kelimesi, Kapadokya bölgesinde pencere anlamına gelmekte. Vadilerde binlerce mağara bulunuyor. Bu mağaraların girişleri yani pencerelerine baca denilmekte. Kadim dönemlerde bu bacalarda yani mağaralarda perilerin yaşadığına inanılmaktaydı. Bu nedenle bu doğa harikalarına Peri Bacaları adı verildi. Dünyada ise Fairy Chimneys olarak biliniyor. Bölgede Peri Bacaları’yla ilgili birçok masal ve hikaye anlatılmakta. Bu hikayeler bölgenin kadim tarihinin izlerini taşıyor.
Geniş bir bölgeye yayılıyor
Kapadokya Bölgesi, başta Nevşehir olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerini kapsamakta. Kapadokya’da görülmesi gereken yerler arasında; Göreme, Avanos, Ürgüp, Uçhisar, Güvercinlik Vadisi, Derinkuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Ihlara Vadisi, Selime Köyü sayılabilir. Konaklama için peribacalarının içine yapılmış butik otelleri tercih etmek değişik bir deneyim olabilir. Peri bacalarının çapları; 1 ile 14 metre arasında değişmekte. Kapadokya'da Peri Bacalarının en yoğun olduğu yer Avanos, Uçhisar, Ürgüp arasında kalan vadide bulunuyor. Ürgüp, Derbent ve Uçhisar'da peri bacalarının boyları küçük kalırken, Vadilerden aşağıya doğru inildikçe yükseklikleri artmakta. Göreme’nin Zemi Deresi bölümünde ise çok büyük peri bacalarını görmek mümkün. Kapadokya'da peri bacaları haricinde; vadi yamaçlarında, yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar görülebilir. Bazı yamaçlarda ise yanardağlardan püskürtülen lav tabakalarının ısı farkından dolayı görülen renk armonisi izlenmeye değer.
Bölgede yaşayan medeniyetler
Kapadokya bir çok medeniyete ev sahipliği yaptı. Kronolojiye göre Kapadokya tarihinde bilinen en eski medeniyet Asurlulara ait bulunuyor. İlk ticari örgütlenmeyi ve Anadolu’da yazı olan çivi yazısını kullanan Asurlular, kendilerinden sonra kurulacak olan Hitit medeniyeti de etkilediler.
Hititler bölgede ulaştıkları sınırları ve hikayelerini geçtikleri yollardaki kayalık alanlara anıtlar şeklinde kazıdılar. Kapadokya'daki yeraltı şehirleri de Hititler dönemine denk gelmektedir. Dar koridorlar, koridorları kapatan devasa taşlar, havalandırma sistemleri Hititler tarafından geliştirildi ve uygulandı.
Friglerin Kapadokya tarihçesinde sahneye çıkmasıyla Kapadokya'daki Hitit kentleri birer birer yıkıldı. ve M.Ö. 1200 yılında Orta ve Güneydoğu Anadolu’da Geç Hitit dönemi başladı. Kapadokya bölgesinde hüküm süren Geç Hititlerin yaşamı M.Ö. 6. Yüzyıldaki Pers işgaline kadar sürdü. Persler M.Ö. 332 yılında Büyük İskender tarafından bozguna uğratılıncaya kadar bölgede hüküm sürdüler. Sonrasında kurulan Kapadokya Krallığı ise Büyük İskender’in ölümünden sonra M.S. 17 yılında gittikçe güçlenen Roma İmparatorluğu’nun bir eyaletine dönüştü. 1082’de Kayseri’nin Selçuklular tarafından fethedilmesiyle Kapadokya’da Selçuklular dönemi başladı. Osmanlı döneminde ise Kapadokya en huzurlu ve zengin dönemini yaşadı.
Güzel atlar ülkesi
Yağmurla rüzgarın, tarihle coğrafyanın el ele vererek yazdığı bir şiir olan Kapadokya, doğa ile insanın akıl almaz uyumunun büyüleyici bir kesitidir. Kapadokya, taş piramitlerin, konik sütunların, dalga, dalga yayılan jeolojik oluşumların başkentidir. Halikarnassoslu Herodotus’un Pers dilinde söylediği gibi Katpatukya, yani Güzel Atlar Ülkesidir. Kapadokya'nın kelime anlamı, "Güzel atlar diyarı" demektir. Kapadokya Krallığı döneminde bu bölgede güzel atlar yetiştirilir ve Roma arenalarında bu atlar yarıştırılırdı. Ülkemizin tarihi güzelliklerinden biri olan Kapadokya'da yılkı atları yaşıyor. Devasa cüsseleri ile her ortamda yaşamaya müsait olan yılkılar aynı zamanda cirit müsabakalarında köylüler tarafından turistik amaçla kullanılıyor. Yörede yaşlanmış ve artık çok fazla işe yaramayan atlar kış aylarında dağlara bırakılır. Sahiplerinin genellikle besleyemedikleri ve bakımlarını sağlayamadıkları için doğaya bıraktıkları bu atlara yılkı atı denir.
Bir açık hava müzesi Göreme
Etrafı vadilerle ve çok sayıda peribacası ile çevrili olan Göreme adeta Kapadokya’nın kalbi konumunda. Doğanın mucizeleriyle, tarihin kadim gizeminin harmanlandığı yer olan Göreme, eşsiz seyriyle ve mistik havasıyla Unesco Dünya Mirasları arasına girmeyi başardı. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte gökyüzünü dolduran balonlarıyla, akşamları film seti gibi ışıklandırılmış peribacalarıyla
Göreme bir açık hava müzesini andırıyor. Yörede Hıristiyanlık öncesi dönemden kalan mezar odalarını kayalar üzerinde görmek mümkün. Göreme Açık Hava Müzesi’nde küçüklü büyüklü çok sayıda kilise ile keşiş yemekhaneleri, mezar odaları, kiler ve mahzen yer alıyor. Müze alanındaki manastırlarda VII. Yüzyıldan XII. Yüzyıla kadar kilise mimarisini izlenebiliyor. Düztabanlı beşik tonozlu, tek veya 3 apsisli, merkezi haç planlı mimariye göre yapılmış kiliselerin fresklerinde de yerel üslupları yansıtan resimler bulunuyor. Göreme ve çevresinin Roma döneminde Avanos halkı tarafından mezarlık olarak kullanıldığı düşünülmekte. Göreme’nin merkezindeki büyük peribacasının içine oyulmuş olan iki sütunlu Roma mezarı ile çevrede bulunan çok sayıda mezar bu görüşü kuvvetlendiriyor. Orta çağın başlarında, Hıristiyanlar için önemli bir dini merkez olan Göreme, 11. ve 13. yüzyılda bir başpiskoposluk merkezi durumuna geldi. Göreme ve çevresinde çok sayıda dini yapılar mevcut.
Yer altı şehirlerinden en önemlisi Derinkuyu.
Derinkuyu Yeraltı Şehri, Kapadokya bölgesinde sayısı 200’ü aşan yeraltı şehirlerinin en büyüğü. 85 metre derinliğe sahip olan ve oldukça geniş bir alana yayılan Derinkuyu, Kapadokya’nın eşsiz jeolojik oluşumu içerisinde Roma döneminde dışarıdan gelebilecek saldırılardan korunmak ve yaşamak amacıyla bölgede yaşayan ilk Hristiyanlar tarafından inşa edildi. 1966 yılında bir kazı sırasında tesadüfen bulunan yer altı şehrine yukardan girilerek aşağıya doğru iniliyor. Derinkuyu ilçesinde bulunan şehir, Kapadokya’nın gezilebilir en geniş yeraltı şehri. Toplam sekiz katlı olan yer altı şehri gizli kaçma yollarının nereye kadar uzandığı henüz tespit edilemedi. Gezilebilir alanı 2 bin metrekare olan ve temizlenmemiş alanlarıyla birlikte toplam dört kilometrekarelik bir bölgeyi kaplayan şehrin temizlenen sekiz katının derinliği 50 metreye kadar iniyor. Katlarda kiliseler, şarap imalathaneleri, mutfak, tuvalet, erzak depoları, ahır ve toplantı odaları bulunuyor. Yedinci katta bir su kuyusu ve son derece ustalıkla yapılmış havalandırma bacası yer alıyor. Bu yer altı şehrinde 20 bin kişiyi yaşadığı tahmin edilmekte. Melendiz çayı boyunca uzanan bu vadide yer alan kayalara oyulmuş yüzlerce kilise bulunuyor. Bu kiliselerin çoğunun ikinci yüzyılda oyulduğu düşünülmekte.
Kubbeli Kilise
Roma döneminden itibaren devamlı yerleşme görülen vadide yamaçları Romalılar mezarlık, Bizanslılar kilise olarak kullandılar. Soğanlı Köyü vadisinde en etkileyici yerlerin başında Kubbeli Kilise geliyor. Dev bir peribacasının çok ustalıkla işlenmesi sonucu kubbeler oluşturuldu. Kilisenin içi kayalar oyularak yapılmış şaşırtıcı tünel, merdivenler,dehliz ve koridorlarla, içinden çıkılması güç bir labirenti andırıyor. 14. asırda son şeklini almıştır. Diğerlerinden farkı, kayaların dışı da boyanarak ve işlenerek muntazam kubbeli bir kilise haline sokulmuş olmasıdır. Kubbenin dışı da boyanarak tezyin edilmiştir. Bu boyalar yüzyıllardır kaybolmadan, silinmeden bugüne kadar gelmiştir. Kilise iki katlı olup, iç kısımları diğer kiliselerde olduğu gibi fresklerle doludur. Kilise, sesin nereden geldiğini belli etmeyen, akustik bir yapıya sahip. Karanlık Kilise, Elmalı Kilise,Tokalı Kilise, Yılanlı kilise, Çarıklı Kilise de diğer başlıca kiliseler arasında sayabiliriz.
Kaynak: Özel HaberEditör: Yusuf Kemal YILDIZ - Murat İLTER