Akdeniz kıyısında yer alan Hatay, tarih boyunca Asurlular, Hititler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar başta olmak üzere çok sayıda medeniyete ev sahipliği yaptı. Bu nedenle şehir, yalnızca tarihi eserleriyle değil, aynı zamanda farklı kültürlerin bir arada oluşturduğu yaşam biçimiyle de dikkat çekiyor. Hatay'ın merkezi olan Antakya, dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olarak kabul ediliyor. Tarihte "Doğu'nun Kraliçesi" olarak anılan kent, İpek Yolu üzerinde bulunması sayesinde ticaretin ve kültürel etkileşimin önemli merkezlerinden biri oldu. Hristiyanlık tarihinde de büyük öneme sahip olan Antakya, ilk kilisenin kurulduğu şehirlerden biri olarak biliniyor. Aynı zamanda camilerin, kiliselerin ve sinagogların birbirine çok yakın konumda bulunması, Hatay'ın hoşgörü ve kardeşlik kültürünün en güzel örneklerinden birini teşkil ediyor. Hatay'ın doğal güzellikleri de en az tarihi kadar etkileyici. Amanos Dağları'nın yemyeşil ormanları, Samandağ'ın uzun sahilleri, Harbiye'nin serin şelaleleri ve Asi Nehri'nin oluşturduğu eşsiz manzaralar, şehre gelen ziyaretçilere unutulmaz anlar yaşatıyor. Dört mevsim farklı güzellikler sunan Hatay, doğa yürüyüşlerinden deniz turizmine kadar misafirlerine birçok alternatif sunuyor. Kentte el sanatları ve geleneksel üretim de hâlâ canlılığını koruyor. İpek dokumacılığı, mozaik sanatı, taş işçiliği ve ahşap oymacılığı gibi birçok geleneksel zanaat, geçmişten günümüze yaşatılmaya devam ediyor. Özellikle mozaik sanatında dünyanın en önemli koleksiyonlarından birine sahip olması, Hatay'ı kültür turizmi açısından ayrıcalıklı bir konuma taşıyor. Hatay, aynı zamanda UNESCO tarafından gastronomi alanında "Yaratıcı Şehirler Ağı"na dahil edilen Türkiye'nin sayılı şehirlerinden biri olma özelliğin taşıyor. Yüzlerce farklı yemek çeşidiyle Hatay, yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın da önemli gastronomi merkezleri arasında gösteriliyor.
Antakya Arkeoloji Müzesi
Hatay gezimize Samandağ'dan başlıyoruz. Dağın hemen eteklerindeki Atatürk Caddesinde bulunan Arkeoloji Müzesi ilk durağımız. Dünyanın en büyük mozaik koleksiyonlarından birine sahip olan Antakya Arkeoloji Müzesi, Hatay'ın en önemli kültürel hazinelerinden biri. Müze, Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağı, Hitit, Helenistik, Roma, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemleri de dahil olmak üzere çeşitli tarihi dönemlere ait önemli eserlere ev sahipliği yapıyor. Hatay'ın binlerce yıllık geçmişini yakından tanımak isteyenlerin mutlaka görmesi gereken yerlerin başında gelen Müze, her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret ediliyor. Ayrıca müze, Antakya'da basılmış zengin bir sikke koleksiyonuna da sahip. Kral Suppiluliuma'nın Yeni Hitit heykeli, Arsuz Dikilitaşları, Asur Ortostatı, Antakya Tyche'si, Antakya Lahdi ve bir çift aslan sütun kaidesi mutlaka görülmesi gereken eserlerin başında geliyor. Müze'den çıktıktan sonra, sahile doğru Atatürk Caddesinin sonuna kadar gelip, Arsuz yönüne devam ettiğinizde Beşikli Mağarası'ndaki kaya oyma mezarları ve Antik Seleukeia Pieria (Samandağ) kentindeki Roma dönemine ait bir mühendislik harikası olan Titus-Vespasian tünelini de ziyaret edebilirsiniz.
St. Pierre Kilisesi
Samandağ'dan ayrılıp St. Pierre Kilisesine doğru yola çıkıyoruz. Samandağ ilçe merkezinden St. Pierre Kilisesi'ne kara yoluyla ulaşım yaklaşık 28 kilometrelik bir yolculuktan sonra ulaşıyoruz. Yolculuk için Samandağ'dan Antakya yönüne ilerleyip; Antakya girişine gelmeden önce Antakya-Reyhanlı yolu üzerindeki St. Pierre Kilisesi tabelaları takip edilerek kiliseye ulaşabilirsiniz. Toplu taşıma kullanacak ziyaretçiler için Samandağ'dan Antakya merkezine giden minibüs veya otobüsler de mevcut. St. Pierre Kilisesi, Hatay'ın Antakya ilçesinde, Habib-i Neccar Dağı'nın eteklerinde, Antakya-Reyhanlı kara yolu üzerinde yer alıyor. St. Pierre Kilisesi, dünyanın ilk mağara kiliselerinden biri olarak kabul ediliyor. Rivayete göre Hz. İsa'nın 12 havarisinden biri olan Aziz Petrus (St. Pierre), M.S. 29-40 yılları arasında burada Hristiyanlığı anlatmış ve ilk Hristiyan topluluğu bu mağarada toplanmış. "Hristiyan" adının ilk kez Antakya'daki bu topluluk için kullanıldığına inanılıyor. Papa VI. Paul tarafından 1963 yılında resmen hac yeri ilan edilen kilise, her yıl 29 Haziran'da düzenlenen ayinlere de ev sahipliği yapıyor. 2011 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınan yapı, günümüzde anıt müze olarak ziyaret edilebiliyor. İnanç turizminin en önemli duraklarından biri olan Kilise, tarihi atmosferi ve doğal çevresiyle büyüleyici bir görünüme sahip.
Harbiye Şelaleleri
St. Pierre Kilisesi'den ayrıldıktan sonra Antakya şehir merkezi yönüne ilerleyip 11 kilometrelik bir yolculuktan sonra Defne ilçesi tabelaları takip edilerek Harbiye Şelalelerine ulaşıyoruz. Antik çağdaki adı Daphne olan Harbiye, hem doğal güzelliği hem de mitolojik hikâyeleriyle Hatay'ın en çok ziyaret edilen turistik bölgelerinden biri. Defne ağaçlarıyla çevrili vadiden çıkan serin kaynak suları, küçük şelaleler oluşturarak bölgeye eşsiz bir görünüm kazandırıyor. Şelalelerin çevresinde su üzerine kurulmuş restoranlar, yürüyüş alanları, hediyelik eşya dükkânları ve dinlenme tesisleri bulunuyor. Harbiye, Yunan mitolojisinde anlatılan Apollon ile Daphne efsanesi ile özdeşleşmiş. St. Pierre Kilisesi'nden kısa bir taksi yolculuğuyla Antakya merkezine ulaştıktan sonra Harbiye yönüne çalışan belediye otobüsleri veya minibüslerle de yaklaşık 25 dakika içinde şelalelere ulaşabilirsiniz. Şelalelerin çevresindeki restoranlarda akan suyun sesi eşliğinde yöresel lezzetler tadılabilir. Yaz aylarında serin havasıyla ziyaretçilerine keyifli bir ortam sunan Daphne, doğa fotoğrafçıları için de eşsiz manzaralar oluşturuyor.
Hatay'ın eşsiz mutfağı
Hatay mutfağı, yüzlerce farklı yemek çeşidiyle Türkiye'nin en zengin mutfaklarından biridir. Zeytinyağının, baharatın ve nar ekşisinin yemeklere kendine özgü bir aroma kattığı Hatay mutfağı, UNESCO tarafından tescillenen gastronomi turizminin en önemli merkezlerinden biri. Şehri ziyaret edenler için yöresel lezzetleri tatmadan ayrılmak neredeyse imkânsız. Hatay mutfağının simgesi olan tepsi kebabı, zırhla çekilmiş dana ve kuzu eti, biber ve baharatlarla tepside odun ateşinde pişirilmesi, ve lavaş ile közlenmiş sebzelerle servis edilmesi, damaklarda eşsiz bir tat bırakıyor. Hatay denince akla ilk gelen tatlı olan Künefe'nin lezzetinin sırrı, ince tel kadayıf arasına konan tuzsuz Hatay peyniri ile üzerine dökülen şerbetinde yatıyor. Özel baharatlarla hazırlanan kıymanın, yağlı kâğıda sarılarak fırında pişirilmesiyle yapılan Kağıt Kebabı, etin kendi suyunda pişmesi sayesinde oldukça yumuşak ve aromatik bir lezzet ortaya çıkarıyor. Tahinden, nohuttan ve limondan hazırlanan Hatay usulü humus, tereyağı, pastırma ve çam fıstığı ile buluşarak doyumsuz bir tada dönüşüyor. Yuvarlak ve ince hamurun üzerine baharatlı kıyma harcı yayılarak fırında pişirilen Kaytaz Böreği, Hatay'a özgü nefis bir börek. Bu eşsiz lezzetlere Antakya merkezdeki Humusçu Nedim Usta, Pöç Kasap ve Restaurant ile Çınaraltı Künefe Yusuf Usta'dan ulaşabilirsiniz.
Ezan, Çan, Hazzan
Hatay, yüzyıllardır farklı dinlerin ve kültürlerin bir arada yaşadığı, hoşgörünün simgesi olmuş kadim bir şehir. Aynı sokaklarda yükselen ezan sesi, kiliselerin çanları ve sinagoglarda duaları yöneten hazzanların ilahileri, bu toprakların çok kültürlü yapısını yansıtıyor. Camiler, kiliseler ve sinagoglar, Hatay'ın zengin tarihinin ve birlikte yaşama kültürünün en önemli tanıkları. Antakya merkezdeki Kurtuluş Caddesi üzerindeki Hıristiyanlığın ilk yıllarında kilise olarak kullanılan Habib-i Neccar Camii ile aynı cadde üzerindeki Aziz Peter ve Paul Katolik Kilisesi ve Yahudi Sinagogundan günün bazı saatlerinde ezan, çan ve hazzan sesleri birbirine karışır.
Kaynak: Özel HaberEditör: Zafer YILDIZ - Murat İLTER