SON DAKİKA
reklam
reklam

Emirgan’da sanatın ve İstanbul hafızasının izinde

Eklenme Tarihi: 25 Ekim 2026, Pazar - 13:04   Okunma Sayısı: 48300
Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi tablolarından İstanbul’un geçmişini yansıtan kartpostallara, geleneksel hat sanatından Yoko Ono’nun çağdaş sanat eserlerine uzanan geniş bir seçki sunan Sakıp Sabancı Müzesi, sanatın farklı dönemlerini Emirgan’da bir araya getirerek ziyaretçilerini İstanbul’un kültürel mirasında yolculuğa çıkarıyor

 

 

İstanbul’un Boğaz kıyısında, Emirgan’ın yeşillikleri arasında yer alan Sakıp Sabancı Müzesi, ziyaretçilerini farklı dönemlerin sanat anlayışları arasında bir yolculuğa çıkarıyor. Osmanlı ressamlarının eserlerinden eski İstanbul görüntülerine, geleneksel hat sanatından çağdaş sanatın düşündürücü örneklerine uzanan koleksiyonlar, şehrin kültürel birikimini farklı yönleriyle ortaya koyuyor. Müzeyi gezerken bir gazeteci olarak dikkatimi çeken en önemli ayrıntı, eserlerin yalnızca estetik değerleriyle değil, taşıdıkları tarihsel ve toplumsal anlamlarla da ziyaretçiye seslenmesiydi. Bir bölümde Osmanlı ressamlarının dünyasına açılan tablolar, başka bir bölümde geçmiş İstanbul’u gözler önüne seren görüntüler, ilerleyen salonlarda ise geleneksel hat sanatının inceliği ve çağdaş sanatın sorgulayıcı yaklaşımıyla karşılaşıyorsunuz. Müze gezim boyunca sanatın farklı dönemleri arasında dolaşırken kimi eserlerde tarihin izlerini sürdüm, kimilerinde ise kendi hatıralarımla baş başa kaldım. Özellikle eski İstanbul kartpostalları ile Fausto Zonaro'nun 1891'de İstanbul'a gelişinden iki yıl önce yaptığı 'Kabak Taşıyan Genç Kız' adlı tablosu ziyaretimden aklımda kalan özel duraklar oldu.

Bir koleksiyondan daha fazlası

Sakıp Sabancı Müzesi Resim Koleksiyonu, yalnızca bir sanat koleksiyonu değil, Türkiye’de resim sanatının gelişimini ve geçirdiği dönüşümü gözler önüne seren önemli bir kültürel miras niteliği taşıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Cumhuriyet Türkiye’sine uzanan süreçte resim sanatının geçirdiği değişimi gözler önüne seren resim koleksiyonun temelinde, Sakıp Sabancı’nın 1970’li yıllarda oluşturmaya başladığı eser birikimi bulunuyor. Bu birikim, müzenin 2002 yılında açılmasıyla daha geniş kitlelerle buluşan kalıcı bir kültür mirasına dönüşmüş. Müzedeki bilgilendirme panolarını incelerken Osmanlı’da resim sanatının gelişiminin yalnızca ressamların hikâyesinden ibaret olmadığını daha iyi anlıyorum. Askerî okullarda başlayan perspektif ve teknik resim eğitimi, saray çevresindeki sanat faaliyetleri, Avrupa ile kurulan kültürel ilişkiler ve zamanla kamusal alana taşınan sergiler, Türkiye’de modern resim kültürünün oluşmasında önemli rol oynamış. Osmanlı’nın son döneminde sanatçı kimliğinin yeniden tanımlanması, resmin saray ve özel çevrelerin dışına çıkarak daha geniş bir toplumsal alanda görünürlük kazanması ve Cumhuriyet yıllarında farklı üslupların ortaya çıkması, koleksiyonun sunduğu tarihsel çerçevenin temelini oluşturuyor. Müzenin üç galerisindeki sergileme düzeni, bu zenginliği farklı bakış açılarıyla değerlendirme olanağı sunuyor. Resim koleksiyonunda geçmişin sanat anlayışıyla tanışırken çağdaş sanat bölümünde günümüzün düşünce dünyasına uzanıyor, geleneksel eserlerde ise yüzyıllar boyunca gelişen estetik birikimin izini sürüyorum. Bu bölümde İvan Konstantinoviç Ayvazovski'nin Fırtına ve Mehtapta Deniz çalışmalarını oldukça beğendim. Koleksiyonda Şeker Ahmed Paşa, Sami Yetik, G. Enrico, Naci Kalmukoğlu, Fikret Mualla, İlhami Demirci, Şerif Renkgörürfeyhaman Duran gibi sanatçıların Natürmort eserleri dikkat çekiyor. Müzenin bir bölümünde ziyaretçilerin kendi canlı Natürmortlarını tasarlamaları için bir bölüm bile düşünülmüş.

Osman Hamdi Bey’in dünyası

Koleksiyonda öne çıkan isimlerin başında Osman Hamdi Bey geliyor. Yalnızca ressam kimliğiyle değil, müzecilik ve arkeoloji alanındaki çalışmalarıyla da Osmanlı kültür hayatında önemli bir yer edinen sanatçı, modern Türkiye’nin kültürel kurumlarının oluşumuna katkıda bulunan öncü isimlerden biri. Osman Hamdi Bey’in resimlerinde mimari ayrıntılar, çinili mekânlar, yazı levhaları, rahleler ve geleneksel eşyalar dikkat çekiyor. Bu unsurlar, tabloların yalnızca insanları veya mekânları betimlemekle kalmadığını, dönemin kültürel dünyasına ilişkin ipuçları da taşıdığını gösteriyor. Sanatçının Kur’an Okuyan Hoca ve Arzuhalci gibi eserleri, Doğu kültürünün gündelik yaşamını ve geleneksel mekânlarını resim diliyle yorumlaması bakımından önem taşıyor. Naile Hanım Portresi ise portre sanatının kişisel kimlik ve temsil anlayışıyla kurduğu ilişkiyi düşündürüyor.

Saray ressamlarından İstanbul manzaralarına

Fausto Zonaro’nun İstanbul’da geçirdiği yıllarda ürettiği eserler, Osmanlı saray çevresinin Avrupalı sanatçılarla kurduğu ilişkinin önemli örnekleri arasında yer alıyor. II. Abdülhamid döneminde saray ressamı unvanı verilen Zonaro, İstanbul’un günlük yaşamını, sokaklarını ve manzaralarını tuvallerine taşımıştı. Şeker Ahmed Paşa, Halil Paşa, Süleyman Seyyid ve Hüseyin Zekâi Paşa gibi isimler de koleksiyonun tarihsel anlatısında önemli bir yere sahip. Manzara ve natürmort türlerinde eserler veren bu sanatçılar, gözlem, ışık, hacim ve renk kullanımında farklı yaklaşımlar geliştirmiş. Koleksiyon, saray çevresindeki sanatçıların yanı sıra dönemin çok kültürlü sanat ortamında üretim yapan gayrimüslim ressamları da hatırlatıyor. Ermeni kökenli ressam David Çıracıyan’ın eserleri, Osmanlı’nın son dönemindeki kültürel çeşitliliğin resim sanatına yansıyan örnekleri arasında bulunuyor. Galerinin duvarlarında, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Türk resim sanatının öncülerinden olan Halil Paşa'nın eserlerinden ve figürlerinden esinlenen büyük boy siyah-beyaz çizimler/illüstrasyonlar yer almakta. Bu bölümde karikatürleri sesli ve canlanmış şekilde seyredebiliyorsunuz.

Geçmişin en canlı pencereleri

Müzede beni en çok etkileyen bölümlerden biri de eski İstanbul kartpostalları oldu. İstanbul’u yıllardır gezen, sokaklarını, tarihî yapılarını ve semtlerini fotoğraflayan bir gazeteci olarak bu görüntülerin karşısında uzun süre durma ihtiyacı hissettim. Kartpostallar, yalnızca geçmişten kalan görüntüler değil, bir şehrin hafızasını oluşturan ayrıntıların da taşıyıcısı. Bugün kalabalıkların, araçların ve modern yapıların arasında görmeye alıştığımız İstanbul’un eski siluetini incelemek, şehrin geçirdiği dönüşümü daha iyi kavramamı sağladı. Bir kıyı çizgisi, bir yapı topluluğu, eski bir sokak veya Boğaz’a açılan bir manzara… Her ayrıntı, geçmişle bugün arasında karşılaştırma yapmaya davet ediyordu. Kartpostallara bakarken aklımdan şu düşünce geçti: İstanbul’u anlamak için yalnızca tarih kitaplarını okumak yetmiyor. Bazen eski bir fotoğraf, bir semtin yıllar içinde nasıl değiştiğini anlatan uzun bir yazıdan çok daha fazlasını söyleyebiliyor. Bu bölüm, benim için müzenin en kişisel ve etkileyici duraklarından biri oldu. Çünkü burada sanat tarihinin yanı sıra İstanbul’un kaybolan veya değişen yüzünü de arıyordum.

Çağdaş sanatın düşündüren yüzü ve Yoko Ono

Müzedeki sanat yolculuğu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi resimlerinin ardından çağdaş sanatın farklı ifade biçimleriyle devam ediyor. Ziyaretim sırasında karşılaştığım sergi, Yoko Ono’nun sanat anlayışını ve izleyiciyi üretimin bir parçası hâline getiren yaklaşımını gündeme taşıyordu. Sanatçı; sanat ile gündelik yaşam, sanatçı ile izleyici ve bireysel düşünce ile toplumsal değişim arasındaki sınırları sorgulayan çalışmalarıyla tanınıyor. Sergideki bilgilendirme metinleri, Ono’nun 1950’lerden bu yana sürdürdüğü üretimin geleneksel sanat nesneleriyle sınırlı olmadığını ortaya koyuyordu. Sanatçının yaklaşımında fikir, katılım, hayal gücü ve eylem önemli bir yer tutuyor. Sanat eseri kimi zaman tamamlanmış bir nesne olmaktan çıkıp izleyicinin düşüncesiyle şekillenen bir deneyime dönüşüyor. Yoko Ono’nun İçses ve İçyapı sergisi 27 Aralık 2026 tarihine kadar Sakıp Sabancı Müzesinde gezilebilir.

“Anneye Mesaj”: Serginin en insani köşesi

Yoko Ono sergisinde beni en çok düşündüren bölümlerden biri, ziyaretçilerin annelerine yazdıkları mesajların yer aldığı “Anneye Mesaj” alanı oldu. Çağdaş sanat sergilerinde bazen eserleri anlamak için uzun açıklamalara ihtiyaç duyabiliyoruz. Burada ise insanın duygularına ulaşmak için karmaşık cümlelere gerek kalmıyordu. Bir ziyaretçinin annesine söylemek istediği birkaç kelime, bir özlem, bir teşekkür veya belki de yıllardır dile getirilememiş bir duygu… Bu mesajların her biri, sanatın insanın en kişisel dünyasına ulaşabilen yönünü hatırlatıyordu. Sergi salonunda dolaşırken annelik, aile bağları, hatırlama ve sevgi üzerine düşünmeden edemedim. Benim açımdan bu bölüm, Yoko Ono’nun katılımcı sanat anlayışının en anlaşılır örneklerinden biriydi. Çünkü ziyaretçi burada yalnızca bir eseri seyretmiyor, kendi hayatından bir parçayı da serginin içine bırakıyordu. Bir müze ziyaretinin sonunda insanın aklında her zaman büyük tablolar veya ünlü sanatçıların isimleri kalmıyor. Bazen başka birinin annesine yazdığı birkaç satır, sanatın insana dokunma gücünü çok daha açık biçimde hissettirebiliyor.

Hattatlara ışık tutan eserler

Sakıp Sabancı Müzesi’ni ziyaretim sırasında gördüğüm “Karalamalar, Meşkler” sergisi, Osmanlı hat sanatının yalnızca ortaya çıkan eserlerini değil, bu eserlerin oluşum sürecini de gözler önüne seriyor. 16. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan dönemi kapsayan sergi, hattatların yazı alıştırmalarını, denemelerini ve meşklerini bir araya getiriyor. Müzenin Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu’ndan seçilen karalama ve meşklerin yanı sıra Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı koleksiyonundan eserlerin de yer aldığı sergide, Ahmed Karahisarî, Şeyh Hamdullah geleneğini sürdüren Hafız Osman, Karalamacı Hamdi Efendi, Mahmud Celâleddin, Kazasker Mustafa İzzet, Bakkal Ârif, Hasan Rıza ve İsmail Hakkı Altunbezer gibi önemli hattatların çalışmalarını görme fırsatı buldum. Sergideki eserler, hattatların ilk denemelerinden harflerin incelikle işlendiği kompozisyonlara uzanan çalışma sürecini yakından takip etme imkânı sunuyor. Kâğıt üzerindeki karalamalar ve tekrarlarla şekillenen bu süreç, hat sanatında ustalığa ulaşmanın sabır, disiplin ve uzun bir çalışma gerektirdiğini ortaya koyuyor. “Karalamalar, Meşkler”, bu yönüyle hat sanatını yalnızca estetik bir sonuç olarak değil, emek ve birikimle gelişen bir sanat yolculuğu olarak tanımak isteyenler için dikkat çekici bir sergi niteliği taşıyor.

Geleneksel sanatın inceliği, hat ve el yazmaları

Müzenin geleneksel sanat örnekleri, resim koleksiyonunun tarihsel anlatısını farklı bir boyuta taşıyor. Hat sanatı, murakka ve kıtalar, el yazması kitaplar ve tezhipli eserler, estetik değerlerinin yanı sıra yüzyıllar boyunca gelişen bir kültürün izlerini taşımaları bakımından da dikkat çekiyor. İslam kitap sanatında güzel yazı yazan hattatların, resim yapan musavvirlerin ve sayfaları süsleyen müzehhiplerin çalışmaları çoğu zaman aynı eserde buluşmuş. Kâğıdın hazırlanmasından yazının yerleştirilmesine, süslemelerden cilt işçiliğine kadar pek çok aşama, farklı uzmanlıkların ortak emeğini gerektirmiş.

 

 

 

Hat sanatını hayranlıkla izlemek

 

Hat eserlerinin bulunduğu bölümde beni en çok etkileyen deneyimlerden biri, hattatlık sanatını anlatan videoyu izlemek oldu. Bir yazının ortaya çıkışını seyretmek, yalnızca harflerin kâğıt üzerinde biçimlenmesini izlemekten ibaret değil. Kalemin hareketi, mürekkebin akışı, çizgilerin dengesi ve harfler arasındaki uyum, büyük bir sabır ve ustalık gerektiriyor. Videoyu izlerken birkaç saniyede okuyup geçtiğimiz bir yazının arkasında ne kadar yoğun bir emek bulunduğunu düşündüm. Her çizginin, her kıvrımın ve her boşluğun bir karşılığı vardı. Burada güzellik, yalnızca yazının okunmasında değil, harflerin bir bütün olarak oluşturduğu ritimde saklıydı. El yazması Kur’an-ı Kerimler, geleneksel sanat bölümünün en anlamlı parçaları arasında yer alıyor. Yazının estetik niteliği, sayfa düzeni ve süsleme anlayışı bir araya geldiğinde ortaya yalnızca bir metin değil, aynı zamanda kitap sanatının inceliğini gösteren bir eser çıkıyor. Hat sanatı bölümünden ayrılırken aklımda tek bir düşünce vardı: Bu eserleri korumak, yalnızca eski yazıları muhafaza etmek değil; sabrın, ustalığın ve kuşaktan kuşağa aktarılan estetik anlayışın geleceğe taşınması anlamına geliyor.

Kaynak: Özel Haber
Editör: Yusuf Kemal YILDIZ - Murat İLTER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam