Adnan Memiş Eğitim Kültür ve Sanat Vakfı’nın (AMEKS) yönettiği OYA Projesi yola çıktı...
Bu projenin ilk ürünleri olan kitapların sunumu, Oya Belgeseli özel gösterimi ve Oya Projesi’nin tanıtımı Doğuş Otomotiv’in katkılarıyla gerçekleştirildi.
Yönetmenliğini Sevinç Baloğlu’nun yaptığı, Gülbiye Bayram ve sevgili torunu Ada Bayram’ın rol aldığı OYA Belgeseli, yaklaşık 4 yıllık bir emeğin sonunda İstanbul İzleyicisi ile buluştu. AMEKS vakfının projelendirdiği, kitaplar, yarışmalar, sergiler, müze ve kooperatif gibi kapsamlı bir çalışmanın parçası olan belgesel ve projenin şahane iki kitabı izleyici ve okurlara Anadolu’yu gezdirdi.
Sabancı Müzesi’nde gerçekleşen ilk gösterime torun Ada Bayram katıldı.
Belgesel, Yunanca ufuktan yükselen güneş anlamındaki Anadolu’da, hüzünlerini, sevinçlerini iğne ve iplikle yaptıkları üç boyutlu heykellere yansıtan Anadolu kadınına ve dünyada tek olan oya sanatına odaklanır. Gülbiye, oya ipliğini, ipek böceği yetiştirerek üreten köydeki tek kadındır. Torunu Ada’ya ipek böcekçiliğini ve oya ritüellerini masallarla öğretir. Bir koleksiyoner ise çok sevdiği bir oyanın peşinde yollara düşer. Onların hikayeleri bizi, geçmişte susturulan kadınlara dil olan, bugünse onları ekonomik özgürlüklerine kavuşturan birbirinden güzel oyalarla tanıştırdı.
Yönetmen ve senarist Sevinç Baloğlu’nun hazırladığı belgesel, köylerden şehirlere uzanarak Anadolu kadınlarının el emeği ve yaşanmışlıklarını gözler önüne seriyor. Oyaları ile öne çıkan Bursa, Nallıhan, Gönen, Biga, Bergama, Ödemiş, Tire, Muğla, Datça, Tokat ve Amasya’da gerçekleştirilen çekimlerde oyaların düğün, kına gecesi, sünnet düğünü gibi özel günlerin yanı sıra günlük yaşamdaki varlığı kayda alındı.
Kısa ve uzun versiyon olarak hazırlanan film, dünyanın önemli film festivallerinde izleyiciyle buluşmaya başladı. Hali hazırda Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali de dahil olmak üzere, Meksika, Azerbaycan, Kanada, Yunanistan, Brezilya, İtalya, Nijerya’daki 10 ayrı festivale kabul edilen belgesel, proje kapsamında hazırlanacak mobil sergiye de eşlik edecek.
Belgesel gösterimi öncesinde konuşan Adnan Memiş, Vakıf kurulmadan önce 2014 yılında başlayan oya belgeseli çalışmanın Kuleli’den sınıf arkadaşı yönetmen Mehmet Eryılmaz ile başladığını belirterek şunları söyledi,
“Mehmet Eryılmaz kendisinin yeni bitirdiği bir filmin lansmanı ile meşgul olduğu bir dönemde çok ısrar edince birlikte çalıştığı arkadaşı Sultan İlhan’ı sahaya yöneltip kendisi uzaktan kumanda ile filme katkıda bulundu.
Bu film için çok kapsamlı çalışmalar yapıldı. Sultan İlhan bir kaç arkadaşı ile oya yapımında öne çıkan yaklaşık 10/15 yörenin her birinde bir kaç gün kalarak ön araştırma yaptı. Döndüklerinde her bir yörede kiminle iş birliği yapılır, nerede ne çekilir, hangi ritüellerin çekimi nerede yapılabilir sorularına hazırlanıldı. Daha sonra ise buralara tam kadro çekim ekibi ile gidildi ve birer hafta çekimler yapıldı.
Film için yaklaşık 100 saatten fazla ham çekim yapılıyor. Bunlar İstanbul’da yaklaşık 30 dakikalık bir belgesele dönüştürülüyor.
Adnan Memiş bu konuda da şunları söyledi; “Bu filmin müzikleri halk müziği sanatçısı Ali Osman Erbaşı tarafından bestelendi ve aranje edildi. Aynı zamanda telif hakkı ödenerek oya filminde kullanılacak müzik alındı. Sonunda bir film çıktı ortaya. Bu ilk filmin içimize sinmemesi üzerine bu alanda iş yapan pek çok kişi ile görüşüldü. Onlara detaylı açıklamalarla beklentilerimiz ve hedeflerimiz anlatıldı. Her birinden hazırlanmaları ve bize sunum yapmaları istendi. Hiçbirinden beklenen heyecan verici bir senaryo içeriği ve kurgusu gelmedi. Sonunda ünü ülkemiz sınırlarını oldukça aşan bir yönetmenimizin menajeri ile görüştüğümüzde, bu işin o yönetmenin kalemi olamayacağı ancak yakın tanıdığı yönetmen Sevinç Baloğlu’nun ilgilenebileceği söylendi. Sevinç Hanımı pandeminin en etkili olduğu dönemde kızının akademik çalışma yaptığı Kanada’da bulduk. Bir kaç uzaktan görüşme sonrası bizden önce iğne oyası konusunda çalışabileceği kaynaklar istedi. Kitap çalışmalarımızı gönderdik. Bir süre sonra bu konuya hem çok ısınmış, hem de dersine çok çalışmış olarak geri dönüş yaptı.
Sevinç Baloğlu, bu işi çok severek ve inanarak yaptı. Her şeyden önce oyayı iyi öğrendi. Kendisine önceki çalışmalardan da faydalanmasını ve o çalışmaların da değerlendirilmesini istedik. Bu bir yönetmen için kolay kabul edilecek bir talep değildi. Bunu biliyorduk ama sil baştan herşeyi yeniden finanse etmek de kolay değildi. Konuyu çok sevdiği ve bizimle kurduğu çok pozitif iletişim nedeniyle hiç gocunmadı ve hiç de kolay olmayan bu yolda ilerledi.
İşini seven bir ekiple çalıştı. Onları bizler de çok sevdik. Bursa ve Nallıhan başta olmak üzere pek çok şehir ve köye gidildi. Belgesel senaryosunda rol alacak kahraman karakterler ve üretim sürecinde hangi ortamlarda çekim yapılacak mekanlar titizlikle belirlendi.
Uygun hava koşulları ve özellikle de ipek böceklerinin başrollerde olacağı günler seçilerek asıl çekimlere geçildi. Burada verilen emekler gerçekten etkileyici idi.
Bu süreçte yer alan her bir kişi görevini hakkıyla yerine getirdi.
Oya Sanatına
İki Başyapıt Kitap
Projenin kitaplaştırma çalışmalarında, oyanın tarihi boyutu ilk kez bilimsel olarak kapsamlı bir şekilde ele alındı. Oyanın kendisi de etnografik olarak ilk kez bu derinlikte incelendi. Bu geleneksel el sanatını geleceğe taşıyan bir kültür hazinesi niteliğindeki kitaplar, 10 yıllık bir çalışma sonucu tamamlandı. Binlerce oya fotoğrafının çekildiği çalışmalarda oya sanatı oya gibi işlendi.
Kitaplardan ilki, dünyaca ünlü sanat tarihçisi, akademisyen ve yazar Prof. Dr. Nurhan Atasoy’un hazırladığı “Özgün Bir Sanatın Tarihi Boyutu” isimli eser. Kitap ayrıca, Mary Işın’ın çevirisi ile ‘’The History Of A Unique Art Oya” ismiyle İngilizce olarak da basıldı. Osmanlı ve İslam sanatı tarihinde uzman olan ve bu konularda sayısız eseri, akademik çalışmaları ve çok sayıda kitabı bulunan Atasoy’un hazırladığı kitapta, Osmanlı arşivlerinde Muhallefat Defterleri, Çeyiz Defterleri, Kassam Defterleri, Şer’iyye Sicilleri taranarak oyanın tarihsel boyutu belgelenirken yurt içi ve dışındaki önemli müzelerle de bilgi ve görsel alışverişi yapıldı.
Proje kapsamında hazırlanan bir diğer kitap ise, Dr. Gönül Paksoy’un “Anadolu Kadınının Eşsiz Sanatı” isimli eseri. Bu kitap da Feyza Howell’ın çevirisiyle “Oya The Unique Art Of Anatolian Women” ismiyle İngilizce olarak basıldı. Tasarımlarında renk, doku ve biçimi belirli bir düzene göre bir araya getiren; giysiden takıya, bir kitabın içeriğinden yemeğe kadar her konuda kültürün sürdürülebilirliğini ön planda tutarak tasarlayan Paksoy, bu kitabını da kaya resimlerinden oya motiflerine uzanan bağın izini sürerek hazırladı.
Editör: İsmet Akkoç-Sinan Erdoğdu