Daha önce Dünya Kupasıyla ilgili yazdığımız yazı çok beğenildi. Bu sebeple çok değerli okuyucularıma teşekkür ederim. Dünya Kupasını yazarken bu kupanın kurulmasına ve futbol dünyasına hizmet etmesine vesilen olan çok değerli bir isimi de atlamamız gerektiğini düşünüyorum .O da ;1919'dan 1945'e kadar Fransız Futbol Federasyonu'nun, 1921'den 1954'e kadar da FIFA'nın başkanı olan ve kupaya bir dönem adını veren Jules Rimet’ten başkası değil.
Sizleri 1920’lerin ortalarına göndereceğiz. Olimpiyatlar programına 1924’teki Paris oyunlarıyla futbol da katılmış, bu arada dünya bir siyasi ve ekonomik rekabetin ortasında kalmıştı.
O dönemde FIFA başkanı olan Jules Rimet de yaşanan bu rekabeti kendilerinin organize ettiği bir kupaya taşımak ister. Tabi; . 1. Dünya Savaşı’nın anıları dünyadaki yerini korumakta ve Rimet Dünya Kupası’nın ülkelere, savaş meydanları yerine futbol sahalarında bir rekabet etme fırsatı sunabileceği inancında. Bu inançla yola çıkan Jules Rimet için ilk önemli işte kupanın tasarımıydı ve bu tasarımı da; Fransız heykeltraş Abel Lafleur üslendi. Lafleur kırk yıl boyunca beş kıtadan milyonlarca insanı peşinden sürükleyecek bu heykelciği Yunan zafer tanrıçası Nike’tan esinlenerek üretti; böylece de futbolun dünyanın en büyük eğlencelerinden birine dönüşmesinde önemli bir mesafenin kat edilmesinde yardımcı oldu.
Bugünkü FIFA Dünya Kupası'nın da başlangıcı kabul edilen Jules Rimet Kupası'nda şampiyon takım kupayı 4 seneliğine alıyor ve bir sonraki kupanın şampiyonuna kupayı devrediyordu. Konulan kurala göre kupayı üç kez şampiyon tamamlayan ülke milli takımı kupayı ebediyen alma hakkı kazanacaktı. Brezilya da, 1970 FIFA Dünya Kupası'nda 3. kez şampiyon olarak bu kupayı müzesine götürme hakkı kazandı.
1930’daki ilk dünya kupası ,son iki olimpiyattan (1924 ve 1928 ) altın madalyayla dönen Uruguay’da gerçekleşti. O dönemde ulaşım imkanları bu kadar düzeyde gelişmiş değildi ve pek çok Avrupa ülkesi de coğrafi açıdan kendilerine uzak olması sebebiyle kupaya katılmadılar. Kupayı rakiplerini çok başarılı maçlarla yenen Uruguay kazanır.
1934’de ise az önce bahsettiğimiz üzere dünya bir siyasi ve ekonomik rekabetin ortasında kalmış ve İtalya bu rekabetin en dikkat çekici üyelerinden birisi haline gelmişti. Zaten İtalya’da Benito Mussolini iş başındaydı ve Faşizm kavramıyla dünya ilk kez tanışıyordu. Hal böyleyken de; kupanın Avrupa’da düzenleniyor olması yüzünden kupaya epey önem veren İtalya da; 1934’deki kupayı kazanarak “Biz de varız “ demişlerdi.
1938’e işte böyle bir ortamda girildi. Almanya-İtalya futbol konusunda birbirlerine rakiptiler. Dönemin Almanya Devlet Başkanı Adolf Hitler, bir önceki Dünya Kupası’nı kazanan müttefiki Benito Mussolini’nin bunu propaganda malzemesi yapmasından çok etkilenmiş ve Almanya da kupayı almak için canhıraş bir mücadelenin içine sürüklenmişti. Kupa öncesinde Avusturya’yı işgal eden Almanya bu iki ülkenin karması bir takımı sahaya sürmek ister; ancak oluşan bu takım pek de başarılı olmaz. Avusturya tarihinin en önemli futbolcularından olan Matthias Sindelar da kupada yer almayacağını belirtir. Futbolun Mozart’ı olarak da bilinen bu isim şüpheli bir ölümle sevgilisiyle beraber 1939’da hayata gözlerini yumar.
Kupa ise tekrardan İtalya’nın olacak ; 1942 ve 1946 kupaları da 2.Dünya Savaşı sebebiyle düzenlemeyecektir. Bu arada FİFA da 1946’da aldığı bir kararla kupanın ismini Jules Rimet olarak tescil eder.
1950’ye geldiğimizde ise Dünya Kupası Brezilya’da düzenlenmiş ve kupayı ikinci defa Uruguay kazanmıştı. Ancak final maçı da dünya futbol tarihine geçen bir hikayeyi beraberinde barındırıyor. Şöyle ki; format icabı final grubunda yer alan Brezilya ve Uruguay, ev sahibine beraberliğin yeteceği son maçta karşılaştı ve 1-0’la yenik duruma düştüğü maçta Schiaffino ve Chiggia'nın attığı gollerle geri gelen Uruguay şampiyonluğa ulaştı. Kupayı takdim eden Jules Rimet o gün için şu cümleleri kullanacaktır;
“Kupa kollarımın arasında, onunla ne yapacağımı bilemeden kendimi yapayalnız hissettim. Uruguay kaptanı Obdulio Varela'yı buldum ve kupayı ona nerdeyse gizlice teslim ettim. Ona tek sözcük söylemeden elini sıktım.”
Futbola gönül veren Jules Rimet’in hayattayken tanık olduğu son Dünya Kupası ise bizim de yer aldığımız 1954’de İsviçre’de düzenlenen ve önceki kupada cezalı olan Batı Almanya başta olmak üzere tüm takımların bol gollü maçlarıyla tarihe gecen kupa idi. Finalde Almanlara kaybeden ve bu maç öncesi 28 maç üst üste kaybetmeyen, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük 10 numaralarından olan Ferenc Puskas’lı Macarların, grup maçında 8-3 yendikleri rakiplerine iki farklı öne geçtikleri maçta kaybetmiş ve dünya futbol tarihindeki en ilginç kaybediş öykülerinden birisine imza atmışlardır.
Peki Türkiye 1954 kupasında nasıl kendine yer bulmuştu? Bunun da ilginç bir öyküsü mevcut; Brezilya 1950’deki kupaya parasızlık yüzünden gidemeyen Türkiye, eleme aşamasında ilk maçta 4-1 mağlup olduğu İspanya’yı rövanşta 1-0 yenmiş ve statü gereği üçüncü bir maç oynamıştır. Roma’daki maç 2-2 bitince maçın sonunda Franco isimli bir İtalyan çocuğun çektiği kura ile final vizesi almış idik. Kupa’da hayli ilginç bir oyun sergileyen millilerimiz 4-1’lik Batı Almanya mağlubiyetinin ardından gelen 7-0’lık Güney Kore galibiyeti ve en sonunda yine Batı Almanya karşındaki 7-2 ile kaybederek kupaya veda ediyordu.
1956’da Jules Rimet’in ölümü sonrasındaki ilk kupayı yani 1958 İsveç kupasını, dünya futbol sahnesinde adını ilk kez duyduğumuz Pele’li, Garrincha’lı Brezilya kazanmış, 1962’deki Şili’de oynanan turnuvada unvanını korumuştu. 1966’daki kupa modern futbolun icat edildiği İngiltere’de oyandı .Ancak az daha oynanamıyordu kupa ; zira 4 ay kala kupa çalınmıştı !
Peki kupa nasıl bulundu; köpek Pickles’in , sahibi tarafından gezintiye çıkarıldığı bir parkta kupayı bulması sayesinde. Zira kupayı da ev sahibi olan İngiltere kazandı. 1970’de Meksika’ya gelirken üç takımın ikişer Dünya Kupası şampiyonluğu vardı. Bu da Jules Rimet kupasının ebedi sahibi olma şansına sahip olmak demekti ve Pele’li Brezilya Milli Futbol Takımı bu şansı yakalamayı başardı. Yalnız kupa 1983’te Rio’daki Brezilya Futbol Federasyonu’nun merkezinde saklanırken çalındı ve 2018’e geldiğimizde bulunabilmiş değil. 1974’ten itibaren ise kupa hepimizin bildiği üzere Dünya Kupası adıyla oynamaya başlandı.