1990’lı yıllarda PKK terörüne karşı Güneydoğu Anadolu bölgesinde sürdürülen operasyonlarda Türk ordusunun Alman tanklarını kullanmasına karşı çıkan Almanya ile ilişkiler son iki yıldan beri farklı bir boyut kazandı.
Özellikle 2017 yılında Türkiye’nin İncirlik üssündeki Alman askerlerini ziyaret etmek isteyen Alman milletvekillerine müsaade etmemesiyle doruğa çıkan gerginlik, insan hakları aktivisti Peter Steudtner’in tutuklanması, C/B Erdoğan’ın B/B Merkel’i Nazi kıyaslaması ile suçlaması gibi yönelimler gerginliğe tavan yaptırmıştır.
Bunlar yetmiyormuş gibi Alman Federal Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Norbert Röttgen’in katıldığı bir televizyon programında Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesi durumunda AB ile üyelik müzakerelerinin sona ereceği uyarısında bulunmuştur. Sigmar Gabriel, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde “Almanya’nın son dönemde Türkiye'ye çok fazla müsamaha gösterdiğini, Türkiye’ye yönelik politikaların sonuçsuz kalmayacağını ve Türkiye hakkında daha bir dizi tedbir alacağını” belirtmiştir.
Bu demeçler, Türkiye’ye ekonomik sıkıntılar yaratma sinyali şeklinde sunulmuştur.
Yatırımlar konusu
Siyasî söylemler yerini yavaş yavaş ekonomik kısıtlama ve yaptırımlara terk etmektedir. Bu konuda Alman Dışişleri Bakanı Gabriel, Türk yetkililerin Alman firmalarını terörle bağlantılı göstermeye çalıştığını, Alman şirketlerinin yapacakları yatırımlara güvence vermeyeceklerini, yatırım kredilerini desteklemeyeceklerini söylemiştir.
Almanya, bu konuyu prestij meselesi olarak görmüş ve Türkiye’ye yapmakta olduğu yardımları askıya alabileceğini ima etmiştir. Türkiye, zaten hazırlıklı olduğu bu konuda Alman tarafının tavrını beklerken Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Başkanı Ska Keller, “tartışmaları göstermelik bulduğunu ve hayır oylarının yüzde 50’nin üzerinde olduğu Türkiye’deki muhalefetin desteklenmesi gerektiğini” belirtmiştir.
Keller, Türkiye’ye karşı en etkili cevabın gümrük birliğinin genişletilmemesi, silah satışının durdurulması ve ekonomik yardımlara son verilmesi olacağını da sözlerine eklemiştir. Alman hükümeti de bu dönemde kendi vatandaşlarına Türkiye’ye gitmemeleri konusunda sık sık uyarılar yapmıştır.
Abartılı haberler
Belki de kısa zamanda çözülebilecek basit bir kriz, her iki ülkenin basınında geniş bir yer bulmuş ve ipe sapa gelmez haberlerle iş içinden çıkılmaz bir hale sürüklenmiştir. Bunlardan biri de Bild gazetesinde çıkan “Alman hükümetinin NATO müttefiki Türkiye ile savunma projelerini askıya alacağı…” yönündeki bir haberdi. Neue Osnabrücker Zeitung gazetesinde de bir yetkilinin, "Türk hükümetinin Almanya’da yaşayan Türkler üzerinde nüfuz tesis etmeye çalıştığına dair ellerinde bilgi bulunduğu" ifadesi çıkmıştı.
Çelişkili gerçekler
Alman hükümetinin Türkiye’nin satın aldığı Leopard tanklarının modernizasyonu anlaşmasını askıya alması bir gerçektir; ama Alman sanayi devi ThyssenKrupp’un ürettiği altı avcı denizaltısını Türkiye’ye teslim edeceğini belirtmesi de bir gerçektir.
Alman medyasına göre Alman hükümetinin 2009’da onay verdiği TSK’ye denizaltı teslimatını gerçekleştireceğini söylemesi çelişkidir; ama bu çelişkiden kaçınılması da mümkün değildir. Buna göre Alman hükümetinin Türkiye için üretilmesine onay verdiği 214 sınıfı denizaltılar için 2011 yılında 2,5 milyar euro’luk ihracat garantisi de verilmiştir.
Denizaltı üretiminin 2015’te başladığı ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimini takiben toplu gözaltılar ve işten çıkarmalara rağmen 2016 ve 2017 yıllarında devam ettiği ifade edilmiştir. Der Spiegel, 2017 yılının 31 Temmuz-15 Ocak arası döneminde Türkiye’ye satılmasına izin verilen silahların fiyatının 14 milyon euro’ya ulaştığını yazmıştır.
Sonuç;
Böyle karşılıklı atışma, salvo ve basın üzerinden yapılan didişmelerin iki ülkeyi de yıpratacağı kesindir. Bence her iki ülkenin liderlerinin bir yerde durmaları gerekir. I. Dünya Savaşı’nda ordularımızın yönetimini bıraktığımız Alman generallerine II. Dünya Savaşı yıllarında nefretle baktığımızı hatırlayalım.
Türkiye’nin NATO’ya girişinden 1960’lı yıllarda iş imkânları nedeniyle Almanya’ya giden işçilerimiz, Ege’deki göçmenlerin kontrolünden Suriye Krizi’nin başladığı günlerde Patriot bataryalarının gönderilmesine kadar Almanlarla müşterek çalışmalarımız olmuştur.
Demek ki, devletlerarasında bu türden problemler olabiliyor. Önemli olan krizi çabuk savuşturabilmektir. Bir kez daha düşünülmesi ve bir yerde durulması en uygun hareket tarzı olsa gerek!