SON DAKİKA
reklam
reklam

Tutarsızlıklar

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 17 Ekim 2016, Pazartesi - 10:00   Okunma Sayısı:

ABD’nin Suriye’de Esad’ı devirmek

gibi bir çalışmasının olmadığı

CIA Başkanı’nın son açıklamalarıyla

da teyit edilmişti. Gelin goÅNrün

ki, zaman içinde gelişen olaylar

her şeyi değiştirdiği gibi demeçleri

de değiştirebiliyor. Aynı ABD ve

aynı Başkan şimdi de Esad’ın gitmesinden

söz ediyor.

Bu oyunlar ve demeçler birer

taktiktir. Türkiye’yi belki hizaya getirme

ve çizgi içine çekme taktiği...

belki de Türkiye’ye şirin goÅNrünme

taktiği... Küla^hımızı oÅNnümüze

koyup düşünmeliyiz. Bu konuda

Rusya’dan ilgi ve destek bulamayız;

cünkü ekonomisi bozuk ve iç

meseleleriyle boğuşuyor. Devletler

kümeleşmiş, her küme bir lobi

olmuş. Arap âleminden ses yok…

a a a

Olayların kaynağı yüzlerce yıl

öncesine dayansa da yaşananlar

birbirinin benzeri olduğuna göre

tarih tekerrür edecek demektir. Elimizdekiyle

yetinmeyi bilmeyiz;

ama “Dimyat’a pirince giderken

evdeki bulgurdan olmak” deyişini

iyi biliriz.

a a a

Avrupa’nın Türkiye’yi bu kadar

uzakta tutmak isteyişi İsrail’in Türkiye

ile yakınlaşma duygularını

kabartmıştı.. Böylesi gelişmeler

siyasetin doğasında vardır. Üstelik

İsrail, elinde daha önce koz

olarak bulundurduğu Ermeni tezlerini

kullanma avantajının hesabını

da yapmıştır. ABD-İsrail

ilişkilerinin gerildiği bir dönemde

belki Türkiye de bu durumdan

avantaj sağlayacaktır.

AİHM’nin kararlarıyla Ermeni

tezleri güncelliğini ve etkinliğini de

yitirmiş olduğuna göre İsrail, Türkiye

ile ilişkileri yeniden kurmaktan

başka yol kalmadığını goÅNrmüş ve

Türkiye ile diyalog kurmaya yanaşmıştır.

a a a

Türkiye, dost ve müttefiklerine

karşı son iki yıldan beri mesafeli

durmak zorunda kalıyordu. AB kriterlerini

kabul etme safhasında iç

meseleleriyle boğuşuyor olması

ise dışarıya karşı koÅNtü imaj yaratıyordu.

Dolayısıyla dost bildiğimiz

ülkeler karşımıza dikiliyorlardı...

Özellikle ABD, PKK ve PYD

konusunun terörist faaliyet ve çatışmalarla

dile getirilmesini pek istemiyor

ve terör oÅNrgütüne yardım

ediyor. Suriye barış goÅNrüşmelerinin

çıkmaza girmesi üzerine de

Rusya’ya karşı salvo atışları başlattı.

AB, Kıbrıs meselesi ve Ege

Adaları sorununu çözmemiş bir

Türkiye’yi bünyesine almak istemiyor.

Ermeni meselesini daha da

derinleştirerek içinden çıkılmaz

hale getirmeye çalışıyor.

Merkel, Alman Parlamentosu’nun

1915 olaylarını soykırım

olarak kabul etmesi hükümeti bağlamaz

demişti. Bugün bağlamayabilir

ama yarın iktidar değişirse

gelen iktidarın bu hükmü istediği

gibi kullanmayacağını kim garanti

edebilir? Türkiye’nin yapacağı işlerden

biri kendisine yakın hissettiği

ve güvendiği müttefikleriyle

karşı atağa geçmesidir. Ne kadar

zamanda nasıl bir sonuç verir bilmiyorum.

a a a

Arap Yarımadası’nda

durum

Bir lider düşünün, yabancılarla

birlikte hareket ederek halkını doÅNvdüren.

Bir lider düşünün, din adına

din kurallarını istismar eden. Yemen’in

şimdiki durumu budur. Dünyanın

jandarması, buraya da

demokrasiyi getirme (!) zahmetine

katlanarak masum insanların üzerine

atılan bombaların planlayıcısı

ve uygulayıcısı rolünü üstlenmiştir

bu defa.

a a a

Suudi Arabistan oÅNncülüğünde

Bahreyn, Katar, Kuveyt ve BAE

(Birleşik Arap Emirlikleri)’nin oluşturduğu

koalisyon, Husilere yönelik

hava harekâtına girişmişti. Bugün

için Fas, Sudan, UÅNrdün ve Mısır da

bu koalisyona dahil edilmiştir.

a a a

Doğuya doğru

İranlı lider Rafsancani, “Bu ülkelerin

liderleri 50 yıldır birkaç milyonluk

Kudüs işgalcisine karşı

etkili en kücük bir girişimde bulunmamış;

ancak şu anda bölgedeki

Müslüman bir ülkeye karşı birleşmiştir”

ifadesini kullanarak ilk tepkisini

göstermişti.

a a a

İnsan haklarının ihlâl edildiği,

demokrasinin katledildiği ve kitle

imha silahlarının bulundurulduğu

bahanesiyle koca Irak işgal edilmişti.

Bir milyondan fazla insan

katledilmiş, üc milyon Iraklı sürgünle

cezalandırılmıştı. On binlerce

kadının namusu lekelenmişti.

Avrupa, ya görme oÅNzürlüydü ü

ya da başka yere bakıyor olmalıydı.

BM, her zamanki derin sessizliği

içinde gelişmeleri izliyordu.

Arap dünyası milli seyirci olarak tiribünlerde

yerini almıştı. Türkiye,

böylesi bir durumda PKK belâsıyla

uğraşıyor, Irak’a girmeden eski sınırlarına

nasıl kavuşacağı hayalleriyle

yaşıyordu. Sonuçta Irak işgal

edilmişti…

a a a

Pakistan ordusu, Taliban’a karşı

operasyon başlatsa da ABD bu çalışmaları

yeterli görmemektedir. "Teröre

karşı ortak işbirliği" fikrine

Pakistan yönetimi her zaman sıcak

bakmış ve ABD’ye destek vermektedir.

Bu desteğinden oÅNtürü de Pakistan

Ordusu kendi halkıyla savaş

haline düşmüş goÅNrünmektedir.

Nükleer silah üsleri tek bir merkezde

olmayıp Pakistan coğrafyasına

dağıtılmış bulunsa da ABD,

Taliban’ın ve El Kaide oÅNrgütünün

“Pakistan'ın elinde bulunan nükleer

silahların bir yerden bir yere goÅNtürülürken

kaçırılması, laboratuarlara

ya da nükleer yakıt üretilen tesislere

sempatizanların sokulması ihtimal

dahilindedir” demek suretiyle

kaygı duyduğunu belirtmekte ve

birtakım korkutmalarla Pakistan’ı

koalisyon şemsiyesi altına çekmek

istemektedir. Tüm bu uyarı ve korkutmalara

rağmen Pakistan yönetimi

plutonyum üretmeye ve

reaktör inşa etmeye devam etmektedir.

a a a

Geçmişte Pakistan’ın Çin ile

yakın stratejik ortaklığından ve

nükleer işbirliğinden rahatsızlık

duyan ABD, Hindistan’a nükleer

teknoloji başta olmak üzere nükleer

yakıt ve reaktör satabilme için

anlaşmalar yapıyor, istihbarat ağı

oluşturuyordu.

İşte, devlet deviren devlet!

ABD… Amerikalı yetkililer her

zaman söylerler, “Bizim dostluğumuz,

menfaatlerimizle vardır”

diye… Onlar açık açık soÅNylüyorlar.

Tahlil yapmak söylediği

kişilere/devletlere düşmez mi?

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam