ABD’nin Suriye’de Esad’ı devirmek
gibi bir çalışmasının olmadığı
CIA Başkanı’nın son açıklamalarıyla
da teyit edilmişti. Gelin goÅNrün
ki, zaman içinde gelişen olaylar
her şeyi değiştirdiği gibi demeçleri
de değiştirebiliyor. Aynı ABD ve
aynı Başkan şimdi de Esad’ın gitmesinden
söz ediyor.
Bu oyunlar ve demeçler birer
taktiktir. Türkiye’yi belki hizaya getirme
ve çizgi içine çekme taktiği...
belki de Türkiye’ye şirin goÅNrünme
taktiği... Küla^hımızı oÅNnümüze
koyup düşünmeliyiz. Bu konuda
Rusya’dan ilgi ve destek bulamayız;
cünkü ekonomisi bozuk ve iç
meseleleriyle boğuşuyor. Devletler
kümeleşmiş, her küme bir lobi
olmuş. Arap âleminden ses yok…
a a a
Olayların kaynağı yüzlerce yıl
öncesine dayansa da yaşananlar
birbirinin benzeri olduğuna göre
tarih tekerrür edecek demektir. Elimizdekiyle
yetinmeyi bilmeyiz;
ama “Dimyat’a pirince giderken
evdeki bulgurdan olmak” deyişini
iyi biliriz.
a a a
Avrupa’nın Türkiye’yi bu kadar
uzakta tutmak isteyişi İsrail’in Türkiye
ile yakınlaşma duygularını
kabartmıştı.. Böylesi gelişmeler
siyasetin doğasında vardır. Üstelik
İsrail, elinde daha önce koz
olarak bulundurduğu Ermeni tezlerini
kullanma avantajının hesabını
da yapmıştır. ABD-İsrail
ilişkilerinin gerildiği bir dönemde
belki Türkiye de bu durumdan
avantaj sağlayacaktır.
AİHM’nin kararlarıyla Ermeni
tezleri güncelliğini ve etkinliğini de
yitirmiş olduğuna göre İsrail, Türkiye
ile ilişkileri yeniden kurmaktan
başka yol kalmadığını goÅNrmüş ve
Türkiye ile diyalog kurmaya yanaşmıştır.
a a a
Türkiye, dost ve müttefiklerine
karşı son iki yıldan beri mesafeli
durmak zorunda kalıyordu. AB kriterlerini
kabul etme safhasında iç
meseleleriyle boğuşuyor olması
ise dışarıya karşı koÅNtü imaj yaratıyordu.
Dolayısıyla dost bildiğimiz
ülkeler karşımıza dikiliyorlardı...
Özellikle ABD, PKK ve PYD
konusunun terörist faaliyet ve çatışmalarla
dile getirilmesini pek istemiyor
ve terör oÅNrgütüne yardım
ediyor. Suriye barış goÅNrüşmelerinin
çıkmaza girmesi üzerine de
Rusya’ya karşı salvo atışları başlattı.
AB, Kıbrıs meselesi ve Ege
Adaları sorununu çözmemiş bir
Türkiye’yi bünyesine almak istemiyor.
Ermeni meselesini daha da
derinleştirerek içinden çıkılmaz
hale getirmeye çalışıyor.
Merkel, Alman Parlamentosu’nun
1915 olaylarını soykırım
olarak kabul etmesi hükümeti bağlamaz
demişti. Bugün bağlamayabilir
ama yarın iktidar değişirse
gelen iktidarın bu hükmü istediği
gibi kullanmayacağını kim garanti
edebilir? Türkiye’nin yapacağı işlerden
biri kendisine yakın hissettiği
ve güvendiği müttefikleriyle
karşı atağa geçmesidir. Ne kadar
zamanda nasıl bir sonuç verir bilmiyorum.
a a a
Arap Yarımadası’nda
durum
Bir lider düşünün, yabancılarla
birlikte hareket ederek halkını doÅNvdüren.
Bir lider düşünün, din adına
din kurallarını istismar eden. Yemen’in
şimdiki durumu budur. Dünyanın
jandarması, buraya da
demokrasiyi getirme (!) zahmetine
katlanarak masum insanların üzerine
atılan bombaların planlayıcısı
ve uygulayıcısı rolünü üstlenmiştir
bu defa.
a a a
Suudi Arabistan oÅNncülüğünde
Bahreyn, Katar, Kuveyt ve BAE
(Birleşik Arap Emirlikleri)’nin oluşturduğu
koalisyon, Husilere yönelik
hava harekâtına girişmişti. Bugün
için Fas, Sudan, UÅNrdün ve Mısır da
bu koalisyona dahil edilmiştir.
a a a
Doğuya doğru
İranlı lider Rafsancani, “Bu ülkelerin
liderleri 50 yıldır birkaç milyonluk
Kudüs işgalcisine karşı
etkili en kücük bir girişimde bulunmamış;
ancak şu anda bölgedeki
Müslüman bir ülkeye karşı birleşmiştir”
ifadesini kullanarak ilk tepkisini
göstermişti.
a a a
İnsan haklarının ihlâl edildiği,
demokrasinin katledildiği ve kitle
imha silahlarının bulundurulduğu
bahanesiyle koca Irak işgal edilmişti.
Bir milyondan fazla insan
katledilmiş, üc milyon Iraklı sürgünle
cezalandırılmıştı. On binlerce
kadının namusu lekelenmişti.
Avrupa, ya görme oÅNzürlüydü ü
ya da başka yere bakıyor olmalıydı.
BM, her zamanki derin sessizliği
içinde gelişmeleri izliyordu.
Arap dünyası milli seyirci olarak tiribünlerde
yerini almıştı. Türkiye,
böylesi bir durumda PKK belâsıyla
uğraşıyor, Irak’a girmeden eski sınırlarına
nasıl kavuşacağı hayalleriyle
yaşıyordu. Sonuçta Irak işgal
edilmişti…
a a a
Pakistan ordusu, Taliban’a karşı
operasyon başlatsa da ABD bu çalışmaları
yeterli görmemektedir. "Teröre
karşı ortak işbirliği" fikrine
Pakistan yönetimi her zaman sıcak
bakmış ve ABD’ye destek vermektedir.
Bu desteğinden oÅNtürü de Pakistan
Ordusu kendi halkıyla savaş
haline düşmüş goÅNrünmektedir.
Nükleer silah üsleri tek bir merkezde
olmayıp Pakistan coğrafyasına
dağıtılmış bulunsa da ABD,
Taliban’ın ve El Kaide oÅNrgütünün
“Pakistan'ın elinde bulunan nükleer
silahların bir yerden bir yere goÅNtürülürken
kaçırılması, laboratuarlara
ya da nükleer yakıt üretilen tesislere
sempatizanların sokulması ihtimal
dahilindedir” demek suretiyle
kaygı duyduğunu belirtmekte ve
birtakım korkutmalarla Pakistan’ı
koalisyon şemsiyesi altına çekmek
istemektedir. Tüm bu uyarı ve korkutmalara
rağmen Pakistan yönetimi
plutonyum üretmeye ve
reaktör inşa etmeye devam etmektedir.
a a a
Geçmişte Pakistan’ın Çin ile
yakın stratejik ortaklığından ve
nükleer işbirliğinden rahatsızlık
duyan ABD, Hindistan’a nükleer
teknoloji başta olmak üzere nükleer
yakıt ve reaktör satabilme için
anlaşmalar yapıyor, istihbarat ağı
oluşturuyordu.
İşte, devlet deviren devlet!
ABD… Amerikalı yetkililer her
zaman söylerler, “Bizim dostluğumuz,
menfaatlerimizle vardır”
diye… Onlar açık açık soÅNylüyorlar.
Tahlil yapmak söylediği
kişilere/devletlere düşmez mi?