SON DAKİKA
reklam
reklam

Irak’ın geleceği ve Musul

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 21 Ekim 2016, Cuma - 10:00   Okunma Sayısı:

2003 yılı… Irak’ın işgali ve Amerikan hegemonyasının başlaması… Bu tarihe gelene kadar Irak, İran ile sekiz yıl süren savaş yapmış, binlerce askerinin ölmesine, halkının yoksul duruma, düşmesine ve dikta yönetiminin daha da güçlenmesine neden olmuştu.

İ.Ü ’de öğretim üyeliği yapmış olan Doç. Dr. Abdülhamid el-Ani, 2003 yılındaki Amerikan işgali ve sonrasına bakmanın daha sağlıklı bir değerlendirme olabileceğini belirtmişti. Şöyle diyordu el-Ani;

“Uluslararası bir meşruiyet olmaksızın (BM kararı gibi) Irak’ı işgal eden Amerikan idaresinin icraatları uluslararası hukuka da aykırıdır. Irak anayasasını ve kanunlarını ilga ederek yeni bir sistem kuran Amerika; Irak ordusu, emniyet birimleri ve devlet kurumlarını kaldırdığını duyurmuştu. Bunun yerine ikame ettikleri ise yıllarca İran’da bulunmuş, finanse edilip eğitilmiş, desteklenmiş gruplar olmuştur. Ordu bunlara bağlı milislerden, mezhepçi güçlerden oluşturuldu“ demiştir.

Yeni bir siyasi sistem mi?

Dr. el-Ani, “Uluslararası kuruluşların gerçek bir denetimi ve savaşın yaşandığı ortamda gerçek bir katılımı olmaksızın, sahtekârlıklarla birlikte seçimlerin gerçekleştirildiğini, milletvekili sayılarının Sünni bölgeler aleyhinde belirlendiğini ve bu şartlar altında gelen hükümetleri Amerika ve uluslararası kamuoyunun tanımış olduğunu" belirterek “Bunlar insan hak ve hukuku ihlâllerinde en korkunç işleri yaptı” demiştir.

Ülkedeki toplumsal ayrışma, günlük hale gelen patlamalar, terör saldırıları, Maliki hükümetine bağlı güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği geniş çaplı baskınlar, tutuklamalar, cezaevlerindeki mahkûmlara yönelik işkence, tecavüz ve idamlarla başlamıştır. Irak, uluslararası insan hakları örgütlerinin raporları, hükümette yaşanan büyük çaplı yolsuzluklar, adam kayırma, medya mensupları ve aktivistlere yönelik baskılarla adının hep dünya gündeminde kalmasını sağlamıştır.

Geçmişe dönük haber ve olaylar

Başika olayı ile yeniden sıcak gündeme oturmuştur. Geçmişte Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD)’nin Musul civarında kontrolü ele geçirmeye çalışmış olması, Irak’ın birçok yerinde çatışmaların yaşanması, Maliki hükümetine bağlı ordu ve polis güçlerinin karargâhlarını, silah ve mühimmatlarını bırakarak kaçtıkları gibi haberleri çoğumuz duymuşuzdur.

Yaşanan bütün bu aşırı baskıcı ve mezhepçi politikalara karşı Sünnilerin yoğun yaşadığı şehirlerde Aralık 2012 tarihinde başlayan barışçıl gösterilerin 2013 Aralık ayının sonuna kadar sürdüğünü söylemek doğru bir yaklaşımdır.

Irak’ta Sünnilere yönelik faaliyetler

Ramadi, Felluce, Kerkük, Diyala, Bağdat gibi şehirlerde yapılan kitlesel barışçıl gösteriler, Maliki milislerinin saldırılarına maruz kalmıştı. Aralık 2013’ün sonunda meydanlardaki göstericileri silah kullanarak dağıtmaya çalışan Maliki güçlerine karşı Musul’da silahlanma başlamış, silahlı olaylar meydana gelmişti.

Eski direniş grupları arasında Saddam döneminin ordu mensupları ve aşiret güçleri yer almış ve olaylar 10 Haziran 2014 tarihinde zirve noktasına ulaşmıştı. IŞİD bu noktada devreye girmişti.

Irak’ta Maliki yanlısı medya, yaşananları sadece IŞİD üzerinden ve onun gözüyle vermeye çalışıyor, IŞİD gibi yerel unsurları terör örgütleri listesine koydurtmayı başarıyordu.

Haydar el Abadi sahnede

Abadi, 1 Eylül 2003’te Irak Yönetim Konseyine Haberleşme Bakanı olarak atanmış bir Şii Müslümandır. 1980 yılında İngiltere’de Manchester Üniversitesinde elektronik mühendisliği doktorası yapmış, Saddam Hüseyin döneminde Londra’da sürgünde yaşamıştır.

2005 yılında seçilmiş Irak hükümetinin Başbakanı için danışmanlık yapmış, aynı yıl Irak Parlamentosu’na üyesi seçilmiştir. El-Abadi 7 Mart 2010 tarihinde yapılan genel seçimlerde Bağdat’ı temsilen Irak Parlamentosu üyesi olarak yeniden seçilmiş, 2013 yılında, Finans Komitesi başkanlığı ve 2013 Irak bütçesinin tahsisi üzerine meclisteki anlaşmazlığın merkezinde yer almıştır.

2014 yılında, Şii siyasi partileri tarafından Başbakanlık görevine alternatif bir aday olarak aday gösterilmesi üzerine Irak Parlamentosu, 8 Eylül 2014 tarihinde el-Abadi’nin yeni hükümetini ve başkanlık programını onaylamıştır.

Abadi’nin izlediği politika

Irak’ta El Abadi’yi iktidara getirme konusunda etkili olan Ayetullah Ali Sistani’nin temsil ettiği Şii güç, El Abadi hükümetinin reformları gerçekleştirmede başarısız olduğunu söyleyerek desteğini çekmiştir.

El Sadr da, El Abadi’nin 2014 yılında kurduğu koalisyon hükümetinden desteğini çektiğini ifade etmiş ve hükümet görevden çekilene kadar protestoları artırmakla tehdit etmiştir. Sözünü yerine getirmek için kendisi ve binlerce taraftarı Yeşil Bölge’deki varlıklarını güçlendirmiştir. Bu, Irak’taki durumu çok kritik bir hale getirmiştir.

Bağdat’ta farklı senaryolara ilişkin birçok endişe verici söylenti dolaşmış, Şii gruplar arasında bir çatışma olması ve Nuri el-Maliki’ye bağlı subayların bir askeri darbe girişimi gerçekleştirme ihtimalleri olduğu yayılmıştı. Bu kadar tehdit ve tehlikenin etkilerini üzerinden atamayan Haydar el Abadi’nin içeride birliği ve bütünlüğü sağlamak için birtakım olayları öne alması beklenen bir davranıştır. Türkiye’nin bu noktada seçilmiş hedef olması da gayet doğaldır. Konuya sonraki yazılarımda da değineceğim.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam