SON DAKİKA
reklam
reklam

Menzil noktalarının vazgeçilmezi

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 25 Temmuz 2018, Çarşamba - 11:46   Okunma Sayısı:

Samanhane Samanın konulduğu ve korunduğu yığma taşlarla çevrelenmiş yerdir. İhtiyaç duyulduğu dönemlerde hatta şimdi bile Anadolu’nun bazı köylerinde işlevini sürdürmektedir. Göçebe kültürünün asal öğelerinden olan atın yegâne besin maddesi ot ve samandır. Dağlık alanlarda, mevsimin elvermediği dönemlerde ve kıtlık zamanlarında sıkıntı çekilmemesi için samanhaneler yapılmıştır. Balyalar halinde samanhaneye taşınan saman için kullanılan ölçü “araba yükü” imiş. Kışın yakmak üzere araba yüküyle tezek getirene saman verilebiliyormuş. Devletin samanhanesi olduğu gibi özel mülkiyetin de olabiliyormuş. Devlete ait en büyük samanhane en önemli menzil olan İzmit’te bulunuyormuş. “Gerileme dönemi”nde bitin yağını hesaplayan Osmanlı maliyesi, samanhane yapımını ruhsata ve harca bağlamış. Harç vererek samanhanesini kuranlar burayı ikâmetgâh olarak da kullanmışlar. Dericilik Mevzuatı daha karmaşık, ruhsatı da daha ağır olan dericilik, sektör olarak ortaya çıkarken samanhaneyi basamak olarak kullanmış. Bazı uyanıklar, samanhane görünümü altında kesicilik ve dericilik yaparak daha az vergi vermeyi prensip edinmişler. Gayri Müslimlerden hayvancılıkla uğraşan az sayıdaki insan ise samanhanenin bir bölümünü kiliseye dönüştürmüş. Her yeni gelişme ve her kazanç yolu kem gözleri kendi üzerine çekmiş. Samanhanelerden balya halinde saman çalmak, kazma kürek, kum, kanca hırsızlığı yapmak sıkça yaşanırmış. Mal sahibi, komşu veya alıcı arasında bir husumet oluşursa samanhaneyi yakmak vaka-yı adiyeden (basit olay) sayılırmış. Devlet, yangının faillerini bulmakta güçlük çekince yanan samanın bedelini halka tazmin ettirmeye kalkışmış. Kuruluk Samanlığın girişine yağmur, rüzgâr ve güneşe karşı ikiz dam veya ters v harfi “Λ” şeklinde örtü yapılırmış. Kuru gübre yüklü at arabası boşaltılmamışsa gece veya olumsuz havalarda ‘kuruluk’ denen bu sundurmalı yerde tutulurmuş. Osmanlı döneminde Doğu Anadolu ve Bağdat istikametine giden menzillerdeki yerleşim yerlerinin bazılarında bugün hâlâ aynı tabir kullanılmaktadır. Ahır Genel olarak hayvanlar için yapılan basit nitelikte yığma taştan etrafı tezekle sıvanmış, aydınlık sağlayan küçük açıklıklı kapalı mekândır. İçinde suluk vardır. Menzil Ağası ve Rum tüccar Rivayettir anlatılır: At arabasıyla Üsküdar’dan İzmit’e giderken Darıca’da mola veren bir Rum tacir, bu dinlenmeden istifade ederek hayvanını da yemlendirmek istemiş. Menzil ağasının yamağı gariban çocuk Rum’a saman kalmadığını anlatmaya çalışmış. Rum tüccar, zenginliğinin verdiği rahatlık ve alaylı bir dille bu durumu tenkit ve yamağı da tahkir etmeye başlamış. Devletin yolcuların ihtiyacını karşılaması gerektiğini, mümkün olmuyorsa kendisinin bir samanhane yaptırabileceğini söylemiş. Devletine lâf söyletmek istemeyen yamak, menzil ağasının yanına gitmiş ve olan biteni anlatmış. Nargilesini fokurdatan ağa, yamaktan Rum’u getirmesini istemiş. Rum gelince de onu testten geçirmeye başlamış; ---Sen, mevsimler, ot ve çeşitleri hakkında ne bilirsin? Davar veya sığır güttün mü hiç? Merkep, at veya deve besledin mi? ---Ben tüccarım, bunları yapmadım ama şart mıdır? ---Evet şarttır. At, inek ve keçi, üçü de ot yiyerek beslenir. Neden keçi misket şeklinde, inek sıvı şeklinde, at ise kurutulmuş ot şeklinde dışkılar? Sonra da dışkıların ne amaçla kullanıldığını (biz, üretime kazandırma diyelim) bilir misin? Ağa, sadece mamulâtı açıklamakla kalmamış geri dönüşümü de sormuş tüccara… ---Ağam ben bunları nereden bileyim? ---Bre deyyus! Daha bi’ boku bile bilmiyo’sun, sonra da samanhane yaptırmaya kalkıyo’sun? Hadi be, git işine! Rivayet de olsa… Bu güzel espri rivayet bile olsa samanhane kurmak hiç de kolay değilmiş. Samanhane inşa etmek için bazı şartlar aranıyor ve teftişe tabi tutuluyormuş. Bu şartlar basit anlamda; 1. En az insan boyu yükseklikte taştan duvarla samanhaneyi çevrelemek, her gün samanhaneyi kontrol ederek çürüyen, kokan otları ayıklamak, samanhane içinde fare, kedi, köpek gibi hayvanların yuvalanmasına ve mikrop yaymasına engel olmak, 2. Otun yağmur veya kardan ıslanmasını ve çürümesini önlemek amacıyla üstüne sundurma yapmak, 3. Bölgenin rüzgâr yönlerini dikkate alarak bir yangında rüzgâr hızını kesecek şekilde taştan birkaç ara duvar inşa etmek, samanhanenin hemen civarına kum küme’si yığmak veya su havuzu yapmak; bu havuzda kanca, kürek ve kova bulundurmak gibi işlevleri kapsıyormuş. Ordunun sefer öncesinde menzil noktalarında her türlü ikmal yapılıyormuş. Hac ve malzeme sevki zamanlarında deniz yoluyla Silivri taraflarından getirtilen samanlar, küçük mavnalarla yapıldığı için hava ve deniz şartları bazen ikmal akışını aksatıyormuş. Rivayetteki tüccar belki de böyle bir dönemde Darıca’dan geçmiştir. Saman bulamayışı normaldir ama devlete dil uzatarak (!) yamağın dalına basması “menzil ağası”na kapak attırmıştır.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam