Bu yazıda farklı bir konuyu ele almak istedim. İlk kaimenin basılmasından sonra ortaya çıkan düzensizlikler halkı tereddüde itmiş ve tedirgin etmiştir. Para ile ilgili hususları sizlere sunmak istedim. Osmanlı para sistemi hakkında kısa bilgi Kuruluş ve yükseliş dönemlerinde Osmanlı para birimi “gümüş akçe”dir. Orhan Bey zamanında ikilik ve beşlik, Fatih zamanında onluk akçeler bastırılmıştır. 1479 yılında ilk altın paranın bastırılmasıyla birlikte ikili (altın ve gümüş) maden sistemine geçilmiştir. I. Murad zamanından beri de ufaklık ihtiyacını karşılamak üzere bakır paralar basılmıştır. Akçe 17’nci yüzyıla kadar özelliğini korumuştur. 1688 yılında “mankur/mangır” ve “pul” denilen bakır paralar basılmıştır. III. Ahmed zamanında yapılan bir düzenlemeyle “para” akçenin yerine geçerek para birimi olmuştur. Bu reformla 1 para=3 akçe, 1 kuruş=40 para olarak değer bulmuştur. 1691 yılında bakır sikkeler tedavülden kaldırılmıştır. Paralara verilen isimler Yabancı paraların yerli paraya çevrilmesi için İzmir, Edirne ve Erzurum’da yeni darphaneler açılmıştır. Altının sürekli ülke dışına kaçması, devleti mevcut paraları tağşiş (değerini düşürmek) etmek zorunda bırakıyordu. 1703’te Tuğralı, 1713’te Zincirli, 1716’da Fındık, 1729’da Zer-i mahbub isimli altın paralar tedavüle sürülmüştür. II. Mahmud döneminde piyasada 36 çeşit gümüş paranın tedavülde olduğunu söylemek, bu karmaşıklığın boyutları hakkında bize bir fikir verebilir. Bütün bu açıklamalardan Osmanlı para sisteminin Tanzimat’a girerken son derece karmaşık olduğu ortaya çıkmaktadır. İlk kaimenin piyasaya çıkması İlk kaime (kâğıt para) 1840 yılında basılmış, elle yazıldığı için hemen taklitleri üretildiğinden devlet büyük bir zarar görmüştür. 1841 yılında ise kaimeler matbu halde piyasaya sürülmüştür. Bu kez de seri numarasız basıldığı için yine taklitleri yapılmış, evrak-ı nakdiyye’nin taklit edilmesinin önüne geçilmesi için 1844 ve 1847 senelerinde farklı şekillerde yeniden basılmıştır. Gayet basit ve son derece taklide müsait olan bu sahte kaimelerin basımı süratle artınca halk ve devlet bu sahtekârlıklardan çok zarar görmüştür. Sahte kaimeler İstanbul dışında tam olarak tanınmadığı için kötü niyetli bazı kişiler paranın üzerindeki sıfır sayısını arttırarak halkı kandırmış, halkın bu paralara güvenini azaltmıştır. Değerleri farklı kaime basımı Kaime, bu kötü özelliklerinden sıyrılmak üzere 1844 ve 1847 yıllarında yeniden basılmış; ancak 500, 1000, 5000 kuruşluk gibi yüksek değerler üzerinden tedavüle çıkarılınca piyasada bozuk para sıkıntısı baş göstermiştir. Devlet, kaime sahtekârlığının nasıl önleneceğine dair çalışmalar yapmış ve tamimler yayımlamıştır. Sahte para basımına bir örnek: XXX… ilçesi / mahallesinde annesiyle beraber dikiş dikerek yaşayan bir kız, geçinemeyeceklerini anlayınca kaime üzerinde tahrifat yapmış veya taklit kaime üretmiş. İhbar edilince yakalanmış. Evinde yapılan aramada bir iki fırça, birkaç boya bulunan bu kızcağız, üç günde bir adet yirmilik imal edebildiğini, toplam 11 adet yirmilik kaime ürettiğini itiraf etmiştir. Sahte para basanlara karşı bir ilâ dört yıl arasında hapis ya da dört yıla kadar kürek cezası verilmesine rağmen hem yurt dışında hem yurt içinde sahte para basımı devam etmiştir. Buna karşılık şüphe duyulan yerlere baskınlar düzenlenmiş, sahte para basanlar hem basım işlerini hem de sahte parayı piyasaya sürme işlemini çoğunlukla da Dersaadet’in (İstanbul) uzağındaki yerlerde gerçekleştirmeye başlamışlar. 1 Ocak 1849 tarihli bir kararla 5 bin ve 10 binlik kaimelerin basımından vaz geçilmiştir. Taklit edilmelerini önlemek için eski kaimeler geri çekilmeden yenilerinin sürülmesi üzerine piyasada tedavül eden kaimelerin miktarı olağanüstü bir şekilde artmıştır. Bu ise piyasada % 100’lük bir enflasyonun oluşmasına ve paranın değer kaybetmesine neden olmuştur.