SON DAKİKA
reklam
reklam

Musul’daki gelişmeler

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 21 Ekim 2016, Cuma - 10:00   Okunma Sayısı:

Irak’ın içinde bulunduğu durumu önceki yazımda anlatmaya çalışmıştım. Irak, ABD’nin Haydar el Abadi’yi tutması nedeniyle şanslı; ama ulusal krizi atlatabilme bakımından uygun olmaması nedeniyle de şanssızdır. Sünni Irak Ulusal Güçler İttifakı ile Kürdistan İttifakı kendilerine danışılmadığı sürece hükümette yapılacak hiçbir değişikliği kabul etmeyeceklerini vurgulamışlardır.

Irak’taki gruplar

Her iki grup da mezhep ve etnik köken temsiline bağlı olmayan bir hükümet kurma bahanesiyle kendilerinin iktidar dışında bırakacaklarından endişe etmektedir. Bu nedenle El Abadi’nin durumu iç açıcı değildir. ABD gelişmeleri izleyecek ve Abadi’yi ya destekleyecek ya da gitmesini kolaylaştıracaktır. Şii anlayışın savunucusu İran ise Nuri el Maliki taraftarlarıyla işbirliği yapmakta ve onları desteklemektedir.

Her iki kutup başı arasında şiddetli elektrik geçişleri vardır. Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) gücü azaldıkça IŞİD’den sonraki Irak’ı kimin kontrol edeceği ve bu topraklara kimin hâkim olacağı konusunda ABD ve İran arasında bir rekabet olduğu görülmektedir.

Maliki ve Abadi’nin kökleri

Hem El Abadi hem de El Maliki 1960’ların sonlarında kurulan İslami Davet partisine bağlıdır. Aynı İslam hareketinden gelmiş olmalarına rağmen, El Maliki ve El Abadi’nin geçmişleri oldukça farklıdır. Maliki, güney Irak’ın kırsal kesimindeki bir köyde yetişmiş, Suriye ve İran’da sürgün hayatı yaşamıştır. Kendisi herhangi bir yabancı dil konuşmamakta ve Batı’ya karşı derinden bir nefret ve şüphe duymaktadır.

Abadi ise kentli ve daha kültürlüdür. El Abadi ile çalışan Amerikan diplomatlar da onun hakkında olumlu bakış açısına sahiptir. Ancak El Abadi Irak’ın yönetimi konusunda pek çok sorunla karşılaşmaktadır. Bunlardan başta geleni ise kendisinin kararsız yapısı ve Davet partisinin ağır otoriter ve mezhebe dayalı zihniyetidir.

İran ve ABD’nin El Abadi’ye bakış açıları:

El Abadi her zaman ABD yönetimi ile yakın olma ve birlikte çalışma konusunu şiddetle savunmuştur. Bu durumun aksine, El Maliki 2008 yılında gerçekleştirilen müzakereler sürecinde ABD’nin Irak’ta doğrudan varlık göstermesini engellemeye çalışmıştır. El Abadi, ABD’nin Irak’ta yeniden harekete geçmesinin, Irak hükümetinin askeri destek açısından İran’a daha az bağımlı hale getireceğini düşünmektedir.

İranlılar başlangıçta El Abadi’nin El Maliki yerine geçmesine karşı çıkmıştır. Ancak Sistani, El Maliki’nin artık Irak’ı yönetemeyeceği konusunda ısrar edince onlar da kabul etmişlerdir. El Abadi, İran’ın Irak üzerindeki himayesinden rahatsız olmaktadır.

Ülke içindeki güçler

Marja, muhaliflere karşı El Abadi’yi destekleyen tek gerçek dayanaktır. Muhalif veya düşmanlar arasında İranlıların desteklediği 70,000 güçlü Haşdi Şaabi’nin (Halk Yığınları) korumasında olan El Maliki bulunmaktadır. Sistani aynı zamanda İran rejimi ve İran’daki Ayetullah Ali Hamaney’in temsil ettiği Velayet-i Fakih’i destekleyen, Kum’da bulunan din adamları ile de çatışma içindedir.

İran, El Abadi’nin ABD ile ilişkilerinin ilerlemesinden rahatsızlık duysa da ABD’nin cesaretlendirmesiyle, El Abadi hükümeti büyük reformlar gerçekleştirecek bir teknokrat hükümeti kurmaya çalışmaktadır. İran yanlısı çevreler bunu Haşdi Şabi’yi ve kendilerini küçümseyecek bir girişim olarak görmektedir.

ABD ve İran ne bekliyor

ABD, El Maliki’nin Bağdat’a geri dönme çabalarını durdurmak için Irak’ta daha aktif bir tutum sergilemezse El Abadi ülkeyi yönetmekte güçlük çekecektir. Aslında el Abadi de biliyor ki, Irak ABD desteği olmadan yönetilemez. İran ise Şiileri destekleme politikasını sürdürse de ABD ile ters düşme noktasına geldiğinde çark edeceği kesindir.

Nükleer programında Batı’ya karşı ABD denetim ve desteği söz konusudur. Irak petrolünün dünyaya açılmasında ve satılmasında ABD’nin baskı ve kontrolü söz konusudur. IŞİD ile mücadele başlamıştır. Amerika, Fransız uçaklarıyla birlikte topçu birlikleri ve uzun menzilli füzeleriyle IŞİD mevzilerini dövmektedir. Türkiye’ye bu operasyonun içinde yer verilmemiştir.

Avrupa’ya gelince;

Avrupa, görünenin aksine, Irak ve Suriye’deki yönetimlerin İran’la işbirliği içinde olacağını ve bunun onlar için büyük bir kazanç olacağını düşünüyor ama karşı taraf petrolde sağladıkları egemenliği kaybetmek istemiyor ve bunda başarılı olurlarsa dünya üzerindeki petrolün büyük çoğunluğunun, kendileri tarafından yönlendirileceğini ve bunun etkisinin bir savaştan daha önemli olduğunu düşünüyor.

Bu durumda Irak ve Suriye’deki bu ve benzeri olayların Avrupa tarafından desteklenebileceği düşünülebilir. İran’daki siyasi hareketler din farklılıkları üzerine kurulu değildir. Suriye ve Irak Avrupa ile ortak olacak bir yönetim kontrolünde olursa ABD ve Rus ekseninin kaybetme ihtimali ortaya çıkar. Orta Doğu’nun bu karmaşık politikası karşısında Avrupa, Kürtlerin Türkiye’den ayrılarak Irak’la bütünleşmesini sağlamayı öngören bir beklenti içinde olabilir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam