Kötü de olsa bazı şeyleri âdet edinmişizdir. Örneğin; göreve yeni gelen bir kişi, “Enkaz devraldık. Her şeyi b.k götürüyordu” demekle işe başlar. Ya kendisinden önce yapılanların aynısını veya bir benzerini yaparak altına kendi imzasını atar ya da eski devirleri kötüler. Ne hikmetse yapılanların içinden bize yarayacak olanları almayız veya güzellikleri bulup çıkarmayız *** *** *** Türkiye Seyahatnamesiyle meşhur Du Loir’un 1650 yılında Türkler hakkındaki düşünceleri şöyle; “Hiç şüphesiz ki, ahlak bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütün cihana örnek gösterilebilecek vaziyettedir.” *** *** *** Fransız Müellif Motray 1700’lerdeki halimizi şöyle anlatır; “Türk dükkânlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmadı. Ne zaman bir şey unutsam hiç tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koştururdu. Hatta birkaç kere Beyoğlu’ndaki ikametgâhıma kadar geldiler.” *** *** *** İngiliz Sefiri Sir James Porter 1740’ların Türkiye’si için şunları söylüyor: ”Gerek İstanbul’da gerekse imparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayiş hiçbir tereddüde imkân bırakmayacak şekilde ispat etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır.” *** *** *** 1830’lu yıllarda Fransız müellif Dr. Brayer bakın İstanbul’u nasıl anlatıyor: “Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkânların çoğunlukla genel ahlaka güvenden açık bırakıldığı İstanbul da her sene azami 5-6 hırsızlık olayı görülür.” *** *** *** Edmondo De Amicis isimli İtalyan gezgini 1880’leri anlatıyor; “İstanbul Türk halkı Avrupa’nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga enderdir. Kahkaha sesi pek seyrek işitilir. O kadar müsamahalıdırlar ki; ibadet saatlerinde bile camilerini gezebilir, bizim kiliselerde gördüğünüz kolaylığın daha fazlasını görürsünüz.” Ah, Sevgili Edmondo! Sen şimdi gel de gör memleketin halini… Cami avlusuna kısa etekle girdiği için kovalanan ve süpürge sapıyla dövülmeye çalışılan Koreli hanımları dinle de gör, o nazik Müslümanı (!). *** *** *** Comte de Marsigli bakın yine ne diyor: “Yazın İstanbul’dan Sofya’ya giderken dağlardan anayol üzerine inmiş köylülerin yolculara bedava ayran dağıttıklarına şahit oldum.” Osmanlı karşıtı Avukat Guer ise; ”Türk şefkati hayvanlara bile şamildir. Hayvanları beslemek için vakıflar ve ücretli adamlar vardır. Bu adamlar, sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar. Sokaktaki ağaçların kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatacak kadar ‘kaçık’ ları bile vardır. Birçokları da sırf azad etmek için kuşbazlardan kuş satın alırlar.” Sonuç Günümüzde yukarıdaki iyilik ve güzellikleri görebiliyor muyuz? Kötü bakışları yazmak istemedim; ama pek de ak kaşık olmadığımızı biliyorsunuz… Eskiden bir söz vardı: “Komşunun boncuğunu çalan gece takar” diye… Şimdi boncuk mu kalmış, gece mi? Gündüz gözüyle evlere giren, şehirden adam kaldıran çeteler türedi. Bırakın hayvanlara eza cefa edenleri, kalabalık alanlarda kadın döven, düğünlerde çocuklara silah attıran magandalarımız var. Hem de mebzul miktarda… Çoğalmaları devam ediyor. Yakında ihracata geçeceğiz. Alman, İngiliz, İtalyan, Avusturya ve İspanyol kaynaklarında hakkımızda yazılanlar pek tabii ki tarihten gelen önyargıları da içermektedir. Şimdilik iyi olanları yazayım. Pazar sofranızın tadını kaçırmadan takdiri size bırakıyorum.