SON DAKİKA
reklam
reklam

Irak’ın durumu

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 24 Ekim 2016, Pazartesi - 10:00   Okunma Sayısı:

Devrik lider Saddam asıldıktan sonra Irak’a demokrasi(!) gelmişti. Saddam’ın Başkanlığı süresince yaptıklarını onaylamak veya mazur görmek, insanlığa karşı affedilmez bir suç işlemek demektir.

Mağdur olan ve sevdiklerinden koparılan nice insan hapishanelerde çürütülmüş veya darağaçlarına gönderilmiştir. Din anlayışımızda asmak gibi bir ceza yoktur. Osmanlı Devleti, Gerileme Devri’nden itibaren bu cezayı uygulamamaya özen göstermiştir.

Yabancı askerlerin bir ülkenin topraklarına ayak basması

Bir ülkenin toprağına yabancı asker ayağı değerse onlardan hukuka riayet, insanlık ve sevgi beklenemez. İşgalin arkasından kendi amaçlarını gerçekleştirmeye başlarlar. I. Dünya Harbi’nin sonunda Almanlar, II. Dünya Harbi’nin sonunda Amerikalılar ve Ruslar, işgal ettikleri ülkenin bilim adamlarını, sınai tesislerini, kütüphanelerindeki basılı eserlerini, müzelerindeki sanat eseri ve objelerini kendi ülkelerine götürmüşlerdir.

İşgalciler, işgal ettikleri ülkenin merkez bankasındaki dövizleri ve diğer zenginlikleri kendi ülkelerine boca etmişlerdir. Mağlup ülkenin lider kadrosu ve kahramanlarını çeşitli şekillerde küçük düşürerek tasfiye etmişlerdir.

30 Ekim Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul’a yönelen işgalci armada 13 Kasım 1918’de İstanbul Boğazı’nda ve İzmit Körfezi’nde yerini almıştı. 16 Mart 1920’de resmi işgal başlamış, 6 Ekim 1923’de işgal kuvvetleri İstanbul’dan ayrılmıştı. Dolayısıyla bu talan ve kıyım bizde de yaşanmıştı.

ABD askerlerinin Irak’ı işgali

ABD’nin Irak’a girmesiyle Bağdat’ta yapılan yağma ve talanı, görsel ve yazılı basından izlemiştik. ABD askerleri ile birlikte o talana katılan nice cahil ve Saddam karşıtı insan, kameraların karşısında gülerek sevinç gösterilerinde bulunuyorlardı. Kendi tarihlerini, yarın başkalarının yazacağı eserlerden okuyacaklarını düşünemiyorlardı.

Gelecekte müracaat edecekleri bir konu hakkında ellerinde devletin resmi belgeleri olmayacağına göre başkalarının yazdıkları eserleri kaynak olarak alacaklar ya da kendilerine öyle sunulacaktı.

Bu durum, geçmişteki uygarlıkların unutturulmasına ve üniter devlet yapısının bozulmasına zemin hazırlanması bakımından çok önemlidir. Yaptıklarının sonucunu kestiremeyen o cahillerin Bağdat’ta yabancı askerlerle birlikte katıldıkları talan ve yağmaya ait görüntülere içim sızlayarak bakardım.

Eski taktikler yeniden uygulanıyor

Eski bir taktik olan “böl ve yönet” prensibi uygulamaya konulmuş ve sonucu alınmıştır. Irak’ta Şiî-Sünnî ayırımı yapılarak infazla birlikte ateş körüklenmiştir. Irak’ın kuzeyinde yaşayan Kürt liderler, infaza ve sonrasındaki olaylara bulaşmak istememişlerdir.

Irak, Doğu’daki komşusu İran’ın Şiîlere destek vermesinden, Batı’daki komşusu Suriye’nin de Sünnîlere destek vermesinden son derece rahatsızlık duymaktadır.

Irak bir çok sınır kapısıyla dışa açılımını sağlamaktadır. Ancak en güvenli kapıları, Türkiye sınırında olanlardır. Söylem ve eylemlerinde zaman zaman Türkiye hakkında ileri geri konuşan Iraklı liderler, Türkiye’nin sert çıkışlarıyla seslerini kesmek zorunda kalmışlardır. Petrolün paylaşımı konusunda bencil davranan Iraklı liderler, Kerkük’ün nüfus yapısını bozmak için halka zorunlu iskân politikaları uygulamış ve iç göçleri başlatmışlardır.

Kürtler ve Araplar

Otuz yıla varan kesintisiz savaş durumu, açlık ve yoksulluk etnik grupların ayaklanmasına neden olmuştur. Türkmenlerden sonra şimdi de Sünnî Araplar mağduriyet yaşamaktadır. El Kaide örgütü mağdur tarafın hamisi durumuna geçmiştir.

Fransız liderleri, Devletler Hukuku hükümlerini hiçe sayarak özellikle Türkiye’ye karşı Kürtlerin koruyuculuğunu üstlenmişlerdi. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Fransa’ya

giderek Sarkozy ile tanışmış, saygılarını sunmuş ve destek istediğini belirtmişti. Ancak ABD’ye güven duymamakta haklı çıkmıştı.

Baskıcı politikalar

Irak Hükümeti’nin Şiilere ve Türkmenlere karşı uyguladığı baskıcı ve bıktırıcı iç politikalar, bugünler için kendi halkının kanayan yarası olmuştur. Uygulanan yanlışlarla dolu dış politika, yıllar sonra bile –yani bugün- Irak halkını komşu ülkelere mahcup edecek niteliktedir.

Irak’ta kin ve husumet sönmemiştir. Yeni kargaşalar, gösteri ve çatışmalar sürüp gitmektedir ve gidecektir. Osmanlı’dan kopuşundan sonra Irak’ta iş başına gelen yöneticilerin sonları hep hazin olmuştur. Saddam, bu hüzün silsilesinde dileriz son kişi olmuştur.

Bu hazin hali dizginlemek ve dış politikada bazı hedefler koyarak Irak halkını bütünleştirmek amacıyla Türkiye hedef alınıyorsa geri dönülmez bir yola giriliyor demektir. Başkalarının getireceğini vadettiği demokrasi, beraberinde Iraklı yöneticilerin uyması gereken buyrukları da getirmiştir. İsterseniz önce bu buyruklardan sıyrılın!

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam