Doğu Akdeniz… Enerji kaynaklarının çıkış ve ihraç noktası… Herkesin ilgi alanı, herkesin gözünün üzerinde olduğu stratejik coğrafi bölgedir. Şimdilerde iki süper gücün maça çıkacağı sahadır. Bu bölgenin hem sakinleri, yani asli unsurları, hem tırpancıları, hem de icraata geçen taşeron örgütleri vardır. I. Dünya Savaşı’ndan beri İngiltere bu bölgedeki her hareketin içindedir.
Dikelya üssü ve İngiltere
AB mensubu üyeler, giderek zayıflayan ekonomilerini toparlayabilmek için birbirlerine çalım atmaktan geri kalmıyorlar. Kıbrıs’ın Rum tarafında bulunan Dikelya üssünün sahibi İngiltere de böyle bir enerji havzasından kendisine pay çıkarmak isteyecektir elbette.
Yunanistan, bu değerlendirmeyi yapmış olacak ki, Türkiye’den gördüğü tehdidi bahane ederek AB’den para yardımı istemiş ve kendisinin ‘mağdur’ konumunu kuvvetlendirmek üzere kılıf bile hazırlamıştı. Böylece ekonomik durumunu daha da güçlendirmeyi ve inleyen halkının dertlerine çare bulmayı düşünmüştü.
Amerikan petrol şirketlerinin Rum tarafıyla işbirliği içinde olması, ‘Büyük abi’yi Rum kesimine destek veren konuma çekmişti.
İsrail’e gelince
Ülke sınırlarının korunması ve vatandaşlarının can güvenliğinin sağlanması zorunluluğu, İsrailli yöneticileri huzursuz kılmakta ve onlara enine boyuna tartışmadan kararlar aldırabilmektedir. Silahla ve güç kullanarak yapılan müdahaleler affedilemez. Entebbe baskını, Gazze olayları, Marmara operasyonu gibi ani çıkışlar, İsrail’in sergilediği bu tür davranışlara birer örnektir.
Çevresindeki ülkelerin petrol denen servetin içinde yüzmelerine rağmen bu zenginlikten yoksun olan İsrail, Türkiye ile arasında bugüne kadar var olan askeri anlaşmalar nedeniyle adeta ayrıcalık elde etmiş bir ülke konumundaydı.
Bu anlaşmalarda; M-60 tankları ve F-4 uçaklarının modernizasyonu, İHA’ların (İnsansız Hava Araçları) satış ve bakımı, karşılıklı pilot eğitimi ve atış sahalarımızın kullanılması gibi yardımlaşma ve teknik destek içeren konular ana başlıkları oluşturuyordu.
Türkiye ile İsrail arasında yaşanan gerilim, İsrail’i sözde “soykırım” iddialarının kabulü için ABD ve Avrupa’daki Ermeni lobilerinin önde gelenleriyle toplantılar düzenlemeye, PKK liderlerinin eğitimini üstlenmeye, örgüte teknik destek sağlamak gibi çalışmalar yapmaya yöneltmişti.
AP’nin yeni talebi
AB içinde Türkiye’ye karşı en katı tutum sergileyen Avusturya’nın yanında Almanya’yı da görmek hiç şaşırtıcı olmamıştı. Birliğin kurucu üyesi Fransa ise Sarkozy yönetiminde Türkiye’ye karşı en kışkırtıcı çıkışları yapıyor ve Birlik’e girişimize adeta takoz oluyordu. Bazen Türkiye’den yana tavır alıyor. Samimiyetini göreceğiz elbet. AP’nin Türkiye’ye yönelik “Rum kesimini tehdit etme!” uyarısına bir diyeceği var mıdır acaba?
Kıbrıs’ın Rum tarafı, AB’nin Akdeniz’deki en doğu sınırlarını oluşturur. Enerji kaynaklarına yakın olmak, onların güvenliğini sağlamak, nakliye kolaylıkları yaratmak AB’nin ana politikaları arasındadır. Dolayısıyla eğer IŞİD bu politikaya tehdit teşkil ediyorsa AB ve ABD, tehdidi bertaraf etmek için konunun üzerine gider. Türkiye’yi rahatlatmak, güvenliğini sağlamak çabalarının arkasında bu gizli niyet vardır.
Terör örgütlerini yaratarak onlardan medet umanlar, karşı tarafta kaygı ve şüphe uyandırırlar. Gün gelir girdaba kendileri düşerler. Dolayısıyla bu topraklara barışın gelmesi mümkün olmaz.
“Büyük abi” yıllarca El Kaide’yi besledi, büyüttü. Büyük bir hava gücü, her türlü istihbarat olanağı, izleme takip imkânı ve teknik üstünlüğü vardı; ama 11 Eylül faciasını yaşamaktan kurtulamadı.
IŞİD denen belâ çıktı sonra ortaya. Benzer bir kulvara girilmiş ve benzer yollar yürünecek demektir Batı için... Körfez Harekâtı’ndan sonra terk edilen topraklara başka güçlerin egemen olacağı anlaşılınca geriye dönüş başlamış, kritik bölgelere yeniden Amerikan askerleri konuşlandırılmıştır.
Rüzgâr eken yine fırtına biçecektir.