SON DAKİKA
reklam
reklam

Genel Bakış – II –

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 28 Ekim 2016, Cuma - 10:00   Okunma Sayısı:

Önceki Bölüm’de genel bir değerlendirme yapmıştık. O günlerde Lozan Konferansı’na katılan İsmet Paşa’nın muhataplarına söylediği sözlere burada yer vermek isterim: İsmet Paşa’nın Lozan’da karşılaştığı diplomatlar, birinci sınıf devlet adamlarıdır. Türk Başmurahhası İsmet Paşa, müzakerelerin başlangıcından itibaren birleşik bir cephe karşısında kaldı ve müttehit bir husumet dünyasına karşı göğüs gerdi.

Lozan Konferansı’nın ilk günü

Lozan’da konferansın ilk oturumu açılırken müzakere salonundaki uzun masanın bir tarafında maroken koltuklara yaslanmış galip müttefik devletlerin murahhasları (delege) vardı. Masanın karşı ve boş tarafında tek bir sandalye bulunuyordu. Türkiye’nin temsilcisi bu sandalyede oturacaktı. Türk murahhası bu salonda barışı kimlerin dikte edeceğini ve kimin de kabul edeceğini bundan anlayacaktı.

İsmet Paşa salona girdi. Etrafa bir göz attıktan sonra geri dönerek salondan çıktı. Bu jest gayet beliğ idi. Galipler, mobilyayı değiştirmek gerektiğini anladılar ve değiştirdiler.

Lord Curzon’un hafifliği

Lord Curzon bir nutkunda, “Bu meseleyi askeri hükümler bahsinde müzakere ederiz” deyince İsmet Paşa müdahale eder:

---Ne askeri hükümler bahsi mi var? Muzaffer bir devlete askeri kayıtları kabul ettirmek zordur. Bu çıkıştan sonra askeri hükümler bir daha söz konusu olmadı.

Sonraki görüşmede ise Lord Curzon, Mondros’tan bahsedince İsmet Paşa da, “Ben buraya Mondros’tan değil Mudanya’dan geldim” cevabını vermiştir.

Venizelos ile ilgili anı

… Müttefikler tarafından işgal masrafları istenir. İsmet Paşa, “Türkiye’den askeri işgal masrafları istenemez. Türkiye hiç kimseye ‘gel, bizi işgal et!’ diye davette bulunmamıştır. Türk hükümeti için işgal masrafı diye bir şey yoktur. Böyle bir meseleden bahsedilmesine bile tahammül edemem.” demek durumunda kalır.

Konuşmasının devamında “İzmir’in işgalinden doğan muharebede Türkiye büyük hasar ve tahriplere uğramıştır. Bu hasarların tamirini yani zarar ve ziyanı ister” der. Yıllar sonra Venizelos ile yaptığı görüşmede mağlup olmasına rağmen Venizelos,

---Yunanistan’ın yüklendiği işgal masrafları iddia edilen tahribatı fazlasıyla karşılayacak miktara varmaktadır. Anadolu’dan kaçan yüzbinlerce Rum’un iaşe, nakil ve iskân masrafları; askeri harekât sahasında yapılmış zararların karşılığını çok aşar, deyince İsmet Paşa’nın cevabı;

---Müttefik Devletler Anadolu’nun işgali için vekâlet Vermişler; fakat Tahrip için, zulüm için vekâlet vermemişlerdir… 200 bin kişilik yunan ordusu, çekilme yolları üzerinde ne bir köy ne bir şehir bırakmışlardır. Ricat (çekilme, kaçış) gayrimuntazam oldu; ama tahribat usulü dairesinde muntazam oldu… şeklinde olmuştur.

Musul Meselesi

Musul Meselesi İngilizler, Musul Meselesi’ni gündeme taşımışlar; ama konu çözülememiş ve 20 Eylül 1924’te Milletler Cemiyeti’ne intikal ettirilmiştir. Boş durmayan İngilizler ise, yeni Türk devletini köşeye sıkıştırmak için 13 Şubat 1926’da Şeyh Said İsyanı’nı çıkarttırmışlardır.

Oldukça geniş bir alanda meydana gelen isyanla uğraşan ve zorluklarla karşı karşıya kalan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Musul ve Kerkük ile ilgilenememiş ve 5 Haziran 1926’da Ankara Antlaşması’nı imzalamıştır. Musul’u kaybetmemizin arkasında yatan ana neden Şeyh Said İsyanı’dır.

Ankara Antlaşması

Bir sonraki yazı dizimle bağlantısı olacağı için Antlaşma’nın önemli birkaç maddesini burada zikretmek istiyorum:

Birinci Fasıl

Madde 1: Türkiye ile Irak arasındaki hudut Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırıldığı şekilde (Brüksel Sınır Çizgisi) kesinleşmiştir.

Madde 2: Son fıkrası saklı kalmak üzere 1’inci Madde’de tespit edilmiş olan hudut bu antlaşmaya bağlı 1/250.000 ölçekli harita üzerinde gösterilmiştir. Metin ile harita arasında aykırılık vukuunda metin geçerli olacaktır.

Madde 4: 1’inci Madde mucibince (gereği) Irak’a terk edilen arazideki ahalinin tabiyeti Lozan Antlaşması'nın 30-36. maddelerine dayanılarak halledilecektir.

İkinci Fasıl: (Türkiye ile Irak Arasındaki İyi Komşuluk Münasebetlerini içerir.)

Madde 6: Taraflar bir veya birkaç silahlı kişinin sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkıyalık yapmak maksadıyla girişecekleri hazırlıklara, sahip oldukları bütün vasıtalarla karşı koymayı ve bunların sınırdan geçmelerine mani olmayı karşılıklı olarak taahhüt ederler.

Madde 7: Yetkili memurlar sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkıyalık yapmak için bir veya birkaç silahlı kişinin hazırlıklarda bulunduklarını haber aldıklarında ihmal etmeden birbirlerini haberdar edeceklerdir.

Madde 8: Yetkili memurlar, bulundukları yerlerde yapılmış olabilecek bütün yağmacılık ve haydutluk fiillerinden karşılıklı olarak birbirlerine haber vereceklerdir. Haberdar edilen memurlar da ellerindeki bütün vasıtalarla söz konusu fiillerin fâillerinin sınırdan geçmelerine mani olmaya gayret edeceklerdir.

Madde 9: Silahlı bir veya birkaç kişi sınır mıntıkasında bir cinayet veya cürüm işledikten sonra diğer sınır mıntıkasına iltica ederse oranın, bu kişileri silahları ve yağma ettikleri eşya ile birlikte, uyruğu bulunduğu tarafa teslim etmesi mecburîdir.

Madde 10: Antlaşmanın işbu faslının tatbik mıntıkası Türkiye'yi Irak’tan ayıran bütün sınır ile bu sınırın iki yanında 75 km. derinliğinde bulunan mıntıkadır. (Devam edecek)

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam