Suudi Arabistan’ın kargaşalıklardaki rolü
Şer odağı, bir ülkeyi savaşa sokmak için silah alımına yöneltir. Aynı odak, “Stratejik önem, Kartal operasyonu, Hedeflerin dövülmesi, Müttefik karargâh” gibi Suudi yetkililerin askeri nosyon ve terminolojik bilgilerinin üstünde birkaç palavra ile gaza getiren söz ve kavramlar üretir. Eksik olan bir de “kıpırdanma” yaratırlar, Yemen’de olduğu gibi…
Esasen huzursuzluğun temelinde, I. Dünya Savaşı’nın bitimiyle Türkiye’nin güney sınırları da dahil olmak üzere Ortadoğu’da çizilen tartışmalı suni sınırlar yatmaktadır. Husilerin, “Anti-Amerikancı” olması ve “İran destekli olduklarının iddia”edilmesi sebebiyle Amerika’nın Husilere hiç de iyi gözle bakmayacağı doğaldır.
Husiler ve Salih Taraftarı Güçler
2011 yılında Husiler, Salih’e karşı protestolara katılmış ve oluşan boşluktan faydalanarak Saada ve Amran’da kontrol altında tuttukları alanı genişletmişlerdir. Arap Baharı denilen sürecin başında, şimdi müttefik oldukları Ali Abdullah Salih’e de karşı gelmiş ve Yemenlilerin isteklerine tabi olmuşlardı. Husiler, dünya petrolünün önemli bir bölümünün taşındığı Babülmendep Boğazı’na doğru yönelmeye başlamaları ve Amerika aleyhtarı tavır takınmaları bardağı taşıran damla olmuştu.
2014’te Husilerin başkent Sana’da Cumhurbaşkanlığı Sarayı da dahil tüm devlet binalarını ele geçirmesi üzerine Devlet Başkanı Hadi ve hükümet, Suudi Arabistan’a taşınmıştı. Altı ay Riyad’dan Yemen’i yöneten Devlet Başkanı Hadi, geçen yıl Aden’e dönme kararı almıştı. Yemen’de ülkeyi Husiler Sana’dan, koalisyon güçlerinin desteklediği Hadi yönetimi ise Aden’den yönetmeye çalışıyor.
Yemen sosyal yapısında çatlaklar
Yemen’in bu bölünmüş, karmaşık mezhep ve kabile yapısı bugün ülkedeki iç savaşın nedenidir. Nüfusun bir bölümü Sünni olup, Zeydi (Şii) Husilerin ülke nüfusu içindeki oranının % 25 civarında olduğu tahmin edilmektedir.
Husiler, İran tarafından desteklenmektedir. Suudi Arabistan tarafından desteklenen Sünni Cumhurbaşkanı Hadi güçleri arasındaki savaş yanında ülkenin güneyinde güç kazanan ayrılıkçı bir hareket başlamıştır.
Ülkenin güneyini tekrar ayırmayı hedefleyen bu ayrılıkçı güçlerin Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklendiği de ifade edilmektedir.
Husiler, 2004 yılına kadar bir birlik halinde ve mücadele içindeydiler. Bu tarihten itibaren 2009 yılına kadar aralarında çeşitli ihtilaflar yaşadılar ve birbirleriyle savaştılar. Arap Baharı denilen sürecin başında, şimdi müttefik oldukları Ali Abdullah Salih’e de karşı geldiler.
Bu dönemde Merkez-Husi gerginlikleri iki kez yapılan aracılıkla giderilmek istense de başarı sağlanamadı. Bir otorite boşluğu doğdu. 2012 yılından itibaren Sana’ya kadar geldiler. Buraya kadar her şey iyiydi. Ne zaman ki Babülmendep Boğazı’na yaklaşmaya başladılar çıngar da çıkmaya başladı. Dünya petrol taşımacılığının yarısının bu bölgeden yapılıyor olması nedeniyle Husilerin buraya yaklaşması kabul edilemezdi. Oysa onlar Amerikan ve İsrail karşıtı sloganlarla Babülmendeb’e yönelmemiş olsalardı ABD’nin de desteğini dahi alabilirlerdi.
İç savaş
Yemen’de 2015 yılından beri devam eden iç savaşta nice insan hayatını kaybetti. İç savaşta en büyük rolü Suudi Arabistan oynamaktadır. Bir diğer aktör ise İran’dır. Her ikisi de yemen üzerinde kontrolü ele geçirmek istemektedir.
Yemen’deki iç savaşın kökleri Arap Baharının bu ülkeyi etkilemesine ve Yemen’de Ali Abdullah Salih rejimine karşı ayaklanmaların başlamasına kadar uzanıyor. Yemen’de Arap Baharının etkileri (Suriye ve Libya gibi) diğer Arap ülkelerinden farklı değildir.
Salih, Yemeni 22 sene (katı bir rejimle) yönettikten sonra ülkedeki şiddet hareketlerine dönüşen gösteriler sonucu 2012 yılı başında istifa etmek zorunda bırakılmıştır. Cumhurbaşkanı Sarayı’na yapılan silahlı bir saldırıda yaralanan Salih, istifa etmiş ve (tedavi için) Suudi Arabistan’a gitmek zorunda kalmış, yerine yardımcısı Abdurabbu Mansur Hadi geçmiştir.
Yemen iç savaşının başlaması ise ülkede en büyük azınlığı oluşturan İslam dininin (Şiiliğin bir kolu sayılan) Zeydi mezhebine bağlı Husilerin ülkenin kuzeyinde ayaklanmaları, Sünni kabilelerle çatışmaları, daha sonra başkent Yemen’i ele geçirmeleri ve ülkenin önemli bir bölümünde hâkimiyeti sağlamalarıyla başlamıştır.
Husilerin Sana’yı ele geçirmelerinden sonra Cumhurbaşkanı Mansur Hadi ilk önce ev hapsine sokulmuş, daha sonra (ülkenin güneyindeki önemli bir liman olan) Aden şehrine kaçmak zorunda kalmıştır.
Sonuçta Yemen’deki olayların kısa sürede bitmesinin imkânsız olduğu, uzun vadede ise daha çok insanın hayatını kaybedeceği ve onulmaz yaraların açılacağı değerlendirilebilir. Konunun dünya kamuoyunda fazla yankı yapmamasının nedeni ise Arap Yarımada’nın tamamen Amerikan ve Arabistan kontrolünde olması, dışarıyla temasın çok sınırlı tutulması olarak gösterilebilir.