Güç dengeleri ve farklı bloklaşma
Dünya 1991’de koptuğu bloklaşmadan sonra Rusya Federasyonu, SSCB ittifakı içinde bulunan peyk ülkelere ait yaklaşık 1.300.000 km2 toprak üzerindeki nüfuzunu kaybetmiştir. AB, zaman içinde bu ülkeleri kendi bünyesine dahil etmek suretiyle hem genişlemiş, hem de kıtanın siyasi gücü olarak ortaya çıkmıştır. NATO ise Amerikan ağırlıklı ve patentli olmasına rağmen Avrupa’da genişlemiştir.
SSCB sonrasında kurulan Rusya Federasyonu kendisini toparladıktan sonra Balkanlarda ve Karadeniz kuzeyinde yeniden yayılma politikasını canlandırmaya başlamış, buna bir de enerji kısıntısını eklemek suretiyle AB’nin korkulu rüyası olmuştur.
Evet, Rusya Avrupa’daki toprak kaybına rağmen Orta Doğu’ya inmiş ve Akdeniz’in kontrolünde söz sahibi olmuştur. Suriye üzerinde bir Rus uçağının düşürülmesini müteakip yaptığı NOTAMLAMA ile de bunu ortaya koymuştur.
Çin faktörü
Her ne kadar AB, başlangıçta ABD ile müşterek hareket ederek Rusya’ya karşı ekonomik yaptırımlar koymuş ise de ABD’nin AB’yi düşman (!) görecek kadar ileriye gitmesi dünya hâkimiyetini farklı bir boyuta taşıması AB’yi ABD’den uzaklaştırmıştır.
Dolar’ın egemenliği ve gümrük kotalarının yukarıya çekilmesi gibi ABD tarafından uygulanan ticari yaptırımlar Çin’e de kapak attırmış, AB ve Rusya’dan sonra Çin’in de ABD’ye karşı tavır koyması beklenen bir gelişme olmuştur. Bu gelişmelere karşı Çin, daha müstakil hareket etmeye ve Rusya ile yakınlaşmaya başladı.
S-400 Hava savunma füzeleri
Çin’in, Rusya ile 2014’te imzaladığı anlaşmaya dayanarak Rusya’dan 3 milyar dolar karşılığında 6 adet S-400 bataryası alacak olması, 2015 yılında imzaladığı diğer bir anlaşmayla da 2 milyar dolara 24 adet SU-35 savaş uçağı siparişi vermesi ABD’yi çileden çıkarmaya hatta çıldırtmaya yetti.
ABD, Çin’e karşı uyguladığı yaptırım kararlarının yanında Çin’in askeri alandaki tasarruflarına da müdahil olmaya başladı.
Çin Dışişleri Sözcüsü Geng Shuang, “Çin Halk Cumhuriyeti hangi ülkelerden neler alacağını kendisi belirler ve karar verir. Amerikan yönetimine tavsiyemiz ya ilan ettikleri yaptırımlardan vaz geçerler veya sonuçlarına katlanmak zorunda kalırlar” şeklinde açıklama yapması, Çin’in de gelişmelerden duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya koymaktadır.
Kremlin Sözcüsü Dimitriy Peskov da, ABD’ nin Çin’e S-400 yaptırım kararını düşmanca ve haksız rekabet olarak tanımlamıştır.
Büyük güçlere karşı
Bir anda büyük güçleri karşısında bulan ABD, Irak’ta zafer gibi göstermeye çalıştığı insanlık dışı acılar henüz dinmemişken Suriye’de etkin ve belirleyici bir rol oynayamamıştır. Suriye toprakları üzerindeki oyun kuruculuğunu Rusya’ya kaptırmış, küçük ilgilerle büyük parsa toplama peşine düşmüştür.
Lübnan’daki kaynaklara dayanan Rus Pravda gazetesi, bu yılın haziran ayında ABD yönetiminin Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA) aracılıyla Suriye’de Esad rejimiyle gizlice temasa geçtiğini yazmıştır. Washington ise iddiayı doğrulamadı.
Şam temasları
İddialara göre üst düzey birkaç CIA görevlisi, özel uçakla Suriye’nin başkenti Şam’a giderek Suriye istihbaratı yetkilileriyle temaslarda bulunmuştur. Gazeteye göre Şam’daki gizli görüşmeye CIA yöneticileri, Washington yönetiminin hangi koşullarda Suriye’deki askeri varlığını sonlandırabileceğine dair üç maddeyi Şam yönetimine sıralamışlardır. Öne sürülen şartlar ise;
- Suriye’de varlık göstermeye devam eden İran, güneydeki tüm vilayetlerden çekilmeli,
- Suriye doğu bölgelerindeki petrol yataklarındaki üretim yetkisi Amerikan şirketlerine
verilmeli,
- Şam yönetimi, ABD’nin terörist saydığı Suriye’deki örgütlerle istihbarat bilgisini
Washington’a iletmeli.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Kendi kurduğu ittifakın içinde bile yalnızlığa itilen ABD, elbette yeni arayışlar içinde olacaktır. Belki de dünya farklı bir bloklaşamaya gidiyor demek daha doğrudur.